Yok Sayarak Sorunlar Yok Olmuyor
Özellikle SSCB’nin dağılmasıyla birlikte burjuvazi şu ham hayali kitlelere empoze ediyordu: “Komünizm belâsı çöktü, toplumu barış ve refah dolu yıllar bekliyor.” Oysa denilenin aksine yaşanan ekonomik krizler ve emperyalist savaşlar kazın ayağının hiç de öyle olmadığını gösterdi. Devrimci Marksistlerin her fırsatta dile getirdiği gerçekler, kapitalist sistemin savaşsız, krizsiz ve sömürüsüz olamayacağı gerçeğiydi. Ve tarih çok zaman geçmeden bu gerçekleri bir kez daha doğruladı.
Elif Çağlı 2007’de Çürüyen Kapitalizm adlı makalesinde şu gerçeğin altını çizmişti: “Kapitalizmin özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında bizzat emperyalist ilişkiler temelinde aldığı yol, bu asalaklaşma ve çürüme olgusunu büsbütün derinleştirmiştir. Kapitalizm artık sermayenin işçi haklarına küresel ölçekteki saldırısı ve küresel savaşlarla birlikte seyrediyor. Küresel kapitalizm, en büyük üretici güç olan insanı ve doğayı küresel ölçekte yıkımlara sürüklüyor. Bu belirtiler, kapitalist üretim tarzının üretici güçlerin gelişimini ve dünyanın varlığını tehdit eden bir tarihsel tükenmişlik noktasına dayanmış olduğunun bir ifadesidir.”
Aradan geçen 20 yılda devrimci Marksizmin ışığıyla ileriye bakanların haklılığı çarpıcı bir şekilde ortaya çıktı. Kapitalist sistem içine sürüklendiği tarihsel kriz sonucu milenyum dönemecinden bugüne toplumun bağrında derin yaralar açmıştır. Kapitalist sistemin yapısı gereği emek-sermaye çelişkisi derinleşmiştir. Topluma tam bir sefaleti yaşatan sermaye sahipleri, savaş ve ideolojik propaganda araçlarına muazzam kaynaklar aktarmaktadırlar. Dünyayı saran üçüncü emperyalist paylaşım savaşı, buna bağlı oluşan göç krizi, enerji krizi, gıda krizi…
Sistemin derinleşen kriziyle orantılı biçimde, sermaye sözcüleri çok yönlü olarak emek cephesine saldırmaktadır. Öyle ki bu saldırılar adeta örgütsüz kesimlerde bir sarhoşluk etkisi yaratıyor. Ki istenilen de budur. İşçi sınıfının öz örgütleri olan sendikalara, sosyalistlere, muhalif partilere, doğa savunucularına varıncaya kadar geniş bir kesim faşist rejimlerin baskısı ve saldırısı altındadır. Hektarlarca orman alanları maden şirketleri tarafından yağmaya açılmıştır. Karşı çıkan köylüler, rejimin değnekçileri ya da kolluk kuvvetleri tarafından bastırılmaya çalışılmak istenmektedir. Her şeye rağmen gerçekler ve umut direngendir. Zorbaca bir talan karşısında toplumun sessizliği bir yere kadardır. Rejimin dört bir koldan saldırıları karşısında bir taraftan öfke daha da doruk yaparken, diğer taraftan bu gidişatı değiştirme gücüne sahip olunmadığı düşüncesinin getirdiği moral bozukluğu derinleşmektedir. Örgütsüz kitleler, egemenlerin psikolojik bombardımanı karşısında üç maymunu oynamaya yönelebilmektedir. Yani bir tarafta kıyamet kopuyorken görmemek ve duymamak… Bir röportajda bir işçi şöyle diyor: “Haberleri izlemiyorum çünkü canımı sıkıyor”. Başka bir kişi, “elimizden bir şey gelmiyor ki neden fazladan kafa yorayım” derken, bir başkası “sosyal medyada komik içerikler daha çok ilgimi çekiyor” diyor. Yani aslında işin özeti, sermaye sınıfı, işçi sınıfını sersemletmiş durumda. Büyük propaganda araçları ve çarpıtmalarla kendi gerçeklerinden koparmış durumda.
Gerçekler her ne kadar canımızı sıksa da ne yazık ki onlar birer gerçek. Yani yürüyen emperyalist savaş bir gerçek, bu savaşta milyonlarca insanın hayallerinin yarım kaldığı bir gerçek, bu savaşın giderek yayıldığı gerçek… İşçi sınıfına tam anlamıyla sefaleti reva gördükleri bir gerçek… Bir tarafta sefalet derinleşirken, diğer tarafta arsız ve yüzsüzce büyüyen sermaye sınıfı gerçek...
Başka bir gerçek daha var: Yaşanan her sorun karşısında birlik olanların, mücadele edenlerin kazandığı da bir gerçek! Özellikle son bir yılda yaşanan birçok işçi eyleminin ve doğa savunucularının mücadelelerinin başarıyla bitmesi örnektir. Hayatın gerçekleri direngendir. Bir sorunu çözmek için kafa yoranlarla baştan savanlar arasında ne kadar büyük bir fark olduğu ortadadır. Kendi gerçeklerimizi yok sayarak gerçekler yok olmuyor. İşçi sınıfı önündeki birikmiş sorunları mücadele ile aşacaktır. Kapitalist sistemi tarihin çöplüğüne atacak olan işçi sınıfının örgütlü mücadelesi olacaktır. Bu 1 Mayıs’ta, topluma acı ve gözyaşından başka bir şey veremeyen kapitalist sistemi istemediğimizi haykırmak için yerimizi almalıyız.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın işçilerin örgütlü mücadelesi!