Rejimin Dayattığı Oyunu Reddediyoruz
Yaklaşık iki yıl önce Devlet Bahçeli’nin DEM Parti yetkilileriyle tokalaşmasıyla ve ardından yaptığı çağrıyla başlayan yeni siyasal dönem, iktidar ve Kürt hareketi tarafından farklı şekillerde adlandırılan bir süreç olarak şekillendi ve nihayet ortaya bir yasa taslağı çıktı. Bu taslağın içeriği son güne kadar bıraktık kamuoyunu, iktidar mensubu olanlar da dâhil tüm milletvekilleri için de bir muamma idi. Neticede 3-4 gün içinde komisyon ve Meclis Genel Kurulu aşamalarından geçen taslak, büyük bir çoğunluğun evet oyunu alarak yasalaştı.
İktidar ortakları ve DEM Parti yetkilileri, bu çoğunluğun oluşmasını büyük bir tarihsel başarı olarak addediyorlar. Tarihsel önemde bir mutabakat olarak taltif ettikleri bu yasa, iktidar ve DEM Parti tarafından farklı yorumlanıyor. İktidara göre bu yasa sorunun çözümünün ana çerçevesidir. Zira onlara göre Kürt sorunu nicedir bir “terör sorununa”, “silahların susmasına” indirgenmiş bir sorundan ibarettir. DEM Parti ise bu yasanın ilk defa sorunun boyutlarından birini hukuki bir temele kavuşturduğunu, “demokrasi zeminini güçlendirdiğini”, “demokratik zeminde mücadelenin önünü açtığını”, bundan sonrasının çözüme uzanan uzun ve sancılı bir süreç olduğunu belirtiyor. Onlara göre bu bir ilk adım ve arkası gelecektir.
Bu farklı tanım ve yorumlara rağmen, parlamentodaki siyaset alanı bir evet-hayır ikilemine sıkıştırıldı. Tüm burjuva düzen partileri, bir devlet aklını yansıttığı söylenen bu plan doğrultusunda tutum alarak evet ya da hayır dediler. Genelden konuşacak olursak, evet diyenler bir şekilde iktidarın bu planının (gönüllü ya da gönülsüz) parçası oldular. Yasaya ve yürütülen sürece hayır diyenler ise homojen bir taraf oluşturmuyorlar. Bunlardan bir kısmının (İYİ Parti gibi), şovenizmle, Kürt düşmanlığıyla malul olduğu apaçıktır. Bu şovenist, Kürt düşmanlarının bugüne dek yaşanan savaştan birçok açıdan nemalandıkları da çok iyi bilinmektedir. Erdoğan’ın planlarını görüp buna itiraz ederek hayır diyenlerin tutumunu ise bu şoven cepheden ayırmak gerekir. Bunların arasında itirazlarını son derece haklı gerekçelerle ortaya koyup, bu oyunun bir parçası olmak istemeyen milletvekilleri de mevcuttur. Parlamentodaki sosyalist milletvekillerinin ise, iktidarın uğursuz planını reddetmek üzere evet/hayır ikilemine sıkışmayıp, oylamayı protesto etmeleri ve katılmamaları doğru olurdu. Ne yazık ki bu gerçekleşmedi.
Marksist Tutum olarak, biz bu evet/hayır dayatmasını reddediyoruz. Yıllardır şovenizme ve Kürt düşmanlığına karşı nice zorluklara katlanarak mücadele yürüten sınıf devrimcileri, dün olduğu gibi bugün de, Kürt halkının tüm demokratik haklarının kabul edilmesinden, “terör” suçlusu olarak lanse edilen tüm siyasi mahkûmların derhal serbest bırakılmasından, yürütülen kirli ve haksız savaşın derhal sona erdirilmesinden, ayrımcı uygulamalara son verilmesinden yanadırlar. Dahası, sınıf devrimcileri, ulusal sorun bağlamında genel bir yöntem olarak, sorunun demokratik siyaset zemininde çözüme kavuşturulmasından yanadırlar, zira savaşın bedelini en çok da her iki taraftan yoksul emekçiler ödemektedir. Bizler Kürt sorununun, Kürt halkının çoğunluğunun isteği ve iradesi doğrultusunda demokratik, adil ve barışçıl çözümünden yanayız. Bu çözümün içeriğini belirleme hakkının da yine yalnızca bu çoğunlukta olduğunu savunuruz.
Gelinen noktada netleştiği üzere bu süreç, Kürt halkını oyalamayı, onun örgütlerini tasfiye etmeyi, başta Rojava olmak üzere Kürdistan’ın diğer bölgelerindeki kazanımlarını yok etmeyi amaçlamakta; kırıntı vaatlerle Kürtlerin desteğini alarak hem rejimin ve Erdoğan iktidarının ömrünü uzatmayı hem de bölgede TC’nin emperyalist hedefleri doğrultusunda yol almasını hedeflemektedir. Bahçeli’nin dillendirdiği devlet aklı, bu tasfiyeci hedefler ve devleti savunmacı refleksler temelinde şekillendirilmiştir. Erdoğan bir yandan bu sürecin negatif siyasi faturasını MHP’ye yıkarken, bir yandan da tüm bu planlara, Ortadoğu’da Türk-Kürt-Arap ittifakı temelinde atılım yapma “emperyal vizyonu”nu ekleme derdindedir. Anayasanın, Yüksek Yargı’nın, AİHM’nin vb kural ve kararları dahi uygulanmazken, çıkartılan yasanın uygulanıp uygulanmayacağı belirsizdir; Kürt tutsakların, sürgündekilerin ve dağdakilerin geleceği, Erdoğan’ın iki dudağı arasına bırakılmıştır. Yeni bir Anayasayla rejimi ve iktidarını uzatmanın hesaplarını yaptığı apaçık olan Erdoğan’ın, eline geçirdiği bu kozu tepe tepe kullanacağı, kendisine destek verilmesini şart koşacağı apaçıktır. İster rejimin ömrünü uzatma noktasından bakalım ister yayılmacı ve militarizmi körükleyici boyutundan, devletin zirvesinde kotarılan bu planların emekçilerin ve ezilenlerin çıkarlarıyla hiçbir ortak noktası yoktur ve olamaz.
Rejimin, bıraktık Kürt hareketine, işçi sınıfı mücadelesine ve sosyalistlere dönük apaçık baskı ve terör uygulamalarını, kendisine rakip gördüğü Özgür Özel ekibine ve Yeni Parti’ye dönük hak hukuk tanımayan operasyonları ortadadır. Bunları bir kez daha burada tek tek saymanın âlemi yoktur. Ne var ki faşist devlet terörünün tüm uygulamalarını tek tek sayıp döktükten ve bu iktidardan demokratik özgürlükleri genişletmesinin beklenemeyeceğini vurguladıktan sonra, “ama madem Kürt dostlarımız öyle uygun görüyorlar biz de evet diyoruz” özlü bir yaklaşım sergileyen sosyalistlerin tavrını onaylamak da mümkün değildir. Bugün Kürt halkının demokratik istemleri dikkate alınıyor, Kürt sorunu çözülüyor ve bu çözümün mahiyeti tartışılıyor değildir. Bu durumda, nasıl istiyorlarsa öyle olsun demenin bir anlamı yoktur.
Bu yasada bıraktık Kürt sorununun çözümüne dair birtakım açılımları, Kürt kelimesi bile yoktur. Nasıl olsun ki? Ulusal sorun gibi demokratik bir sorunun faşist bir iktidar tarafından ezilenler lehine çözülmesi, eşyanın tabiatına aykırıdır. Burjuva demokrasisinin ortadan kaldırıldığı, tüm gücün yürütmenin elinde toplandığı bir rejimden, kendini inkâr ederek demokrasiyi canlandırmasını ve üstelik köklü demokratik sorunları çözmesini beklemek hayalciliktir. Erdoğan iktidarı bir evrim sürecinden geçerek faşistleştiyse, Kürt sorununun yarattığı tehdit bunun temel nedenlerinden biriydi. Hem DEM Parti hem de onun çizgisine angaje olmuş sosyalistler, tüm olguları sayıp dökmelerine rağmen, bu rejimin gerçek niteliğini, yani onun faşist karakterde olduğunu dile getirmiyorlar. Bu rejimin seçimle değişebileceğini savunma yanlışı da, demokratik açılımlar yapabileceği hayalciliği de buradan besleniyor. Meselenin bam teli budur.
Kürtlerin demokratik haklarına kavuşmasının yolu da, Türkiyeli emekçilerin faşizmin cenderesinden kurtuluşu da seçimden, sandıktan, müzakerelerden, pazarlıklardan değil, örgütlü mücadeleyi büyütmekten geçiyor!