Devrim Dünya İşçi Sınıfının Bağrında Mayalanıyor!
Bugün kimileri çevrelerinde olup bitenlere bakarak ümitsizliğe kapılıyor. Neye, nereye ve nasıl bakması gerektiğini bilemeyenler için o an yaşanan olumsuzluklar kadermiş gibi görünebilir. İnsanın kısa ömrü içinde pek çok şey durağan, değişmez ve kesin gibi görünür; mesela güçlüler çok güçlü, güçsüzler çok güçsüzdür. Fakat bu düşünce yanlıştır; ne tarih tekdüzedir, ne bugün yalnızca olumsuzluklarla doludur ne de kapitalistlerin egemenlikleri baki olacaktır. Her şey akar, her şey değişir. Sınıflar mücadelesi tarihi bize bunu bin bir örnekle gösterdi. Yani hiçbir şey bütünüyle kötüye gitmez. Kötüye giden şeylerin içinde bunlara karşı mücadele edenler de her zaman vardır; haksızlıklar karşısında boyun eğmeyenler hep olmuştur. İşte bunları bilmek için daha geniş bir pencereden bakabilmek, hatırlamak, görmek için çaba sarf etmek zorundayız. Büyük insanlığın büyük hikâyesinden dersler almak isteyenler için burada muazzam hazineler saklıdır.
1800’lerin ortalarında hayata despotik Rusya’nın bozkırından bakan bir köylü ya da şehirlerde yaşayan yoksullar, Çar babalarının ezelden ebede başlarında kalacağını zannediyorlardı. Hiçbir haklarının olmadığı, yoksulluğun, hastalıkların ve açlığın kol gezdiği uçsuz bucaksız Rusya’da milyonlarca emekçi en kötü koşullarda yaşam savaşı veriyordu. Fakat aynı zamanlarda toplumun derinlerinde alttan alta bir şeyler mayalanıyor, yeni fikirler yeşeriyor, modern sınıflar tarihe gözlerini açıyor ve bunların en ileri unsurları toplumsal devrimin köstebekleri misali derinden derine olgunlaşıyordu. 20. yüzyıla yaklaşıldığında o donmuş zannedilen toplumun bağrında müthiş gelişmeler olmaya başladı. Ve tarih 1905’den 1917’ye geldiğinde yalnızca Rus bozkırını ya da Rusya işçi sınıfını etkileyen değil, tüm dünyada imrenilen, hayret ve sevinçle karşılanan müthiş bir fırtına yarattı. 1917 Devrimi öyle bir noktaya ulaştı ki, bu örnek büyük insanlığın en önemli deneyimlerinden biri olarak tarihe kazındı. Niceleri için bu deneyim, aşılmaz olanın aşıldığı, yenilmez görünenin yenildiği, yapılmaz zannedilenin yapılabildiği fikrini hafızalara kazıdı.
Bugün emperyalistler, dünyayı alev alev yakıyor. Siyasi ve ekonomik krizlerin yarattığı yıkım milyarlarca emekçinin hayatını cehenneme çeviriyor. Silahlanmaya ayrılan bütçelerin trilyon dolarları aştığı bir zamanın içinden geçiyoruz. Savaş bütçeleriyle, silahlanmayla burjuvaların kasaları dolarken bir milyarı aşkın insan bir öğün yemek bile yemeden günü geçiriyor. Tüm dünyada sosyal güvenlik sistemleri kapitalist kâr hırsı ile çökertilmiş, sağlık sitemi bozulmuş, çocuk ölümleri uzun yıllardır görülmedik oranda artmış, eğitim sistemi ise iflas etmiştir. İnsanlığa bir gelecek sunma iddiasını çoktandır kaybetmiş olan emperyalist kapitalizm çürüdükçe kendisi ile birlikte doğayı, medeniyeti ve geleceğe olan ümidi de çürütüyor. Toplumsal çürümenin temelinde işte bu mekanizma yatıyor. Burjuva demokrasisinin lime lime olduğu günümüzde otoriter ve faşist rejimler de yükselişte. Ancak birbiri peşi sıra yaşanan isyanlar emekçilerin güçlü bir arayış içinde olduğunu da gösteriyor. Böyle bir zamanda bizler nereye bakmalı, nereye odaklanmalıyız?
Her şeye rağmen 2026’da dünya meydanları susmadı. Amerika kıtasından Avrupa’ya, Ortadoğu’dan Asya’ya büyük insanlıktan umudunu kesmeyenler meydanlarda, kapitalist çürümüşlüğe isyan ediyorlar. Dilleri, renkleri, dinleri ne olursa olsun tümünün sloganlarında kapitalist egemenlere boyun eğmeyecekleri ve bu düzenin yıkılması gerektiği var. İşte bu meydanlara, burada söylenenlere ve onun ruhuna dikkatle bakmalıyız. Boyun eğmeyenler, emperyalist savaşa, baskılara, hak gasplarına, yoksul bırakılmaya, çürümeye hayır diyor; gencinden emeklisine, kadınından erkeğine emekçiler meydanlarda bu düzenin mutlaka değişmesi gerektiğini haykırıyorlar.
Bugün yaşananlardan tarihe bakarak nasıl sonuçlar ve dersler çıkarmalıyız? Biz örgütlü mücadelenin gereğini yerine getirenler biliyoruz; hiçbir şey tek taraflı değildir, tek taraflı okunmaz. Toplumsal mücadele tarihinde hiçbir şey toptan kötüye gitmez. Günümüz, bir yandan 150 yıl öncesinin Rus bozkırındaki çaresizliği yaşarken diğer yandan kapitalist sömürüye, emperyalist savaşa hayır diyenlerin haykırışlarıyla inliyor. İşte tam burada 109 yıl önce gerçekleşen 1917 Ekim devrimi nereye, nasıl bakmamız gerektiğini, neye odaklanmamız gerektiğini, ne yapmamız gerektiğini bize gösteriyor. Toplumsal mücadelede işçi sınıfının rolü esastır ve bunun gereği doğru kavranmalıdır. Asıl olan, gerçek olan, yapılması gereken, tarihinden aldığımız cüretle dünya işçi sınıfını, bağımsız sınıf siyaseti temelinde örgütlü bir güce ulaştırmak için çalışmaktır. Umutsuzluğu defederek, sabırla ve azimle işçi sınıfının örgütlenmesini, sınıf ve tarih bilinci ile donanmasını sağlamak en temel görevimizdir.