İkinci cilt okumasına başlarken belirtilmesi gereken bazı önemli hususlar var. Bu bağlamda en başta hatırlanması gerekir ki, Kapital’in ikinci cildi Marx tarafından yayına hazırlanmamış ve Marx ölümüyle birlikte ardında uzun yılların emeği olan devasa kapsamda değerlendirme ve çözümlemelerini elyazması notlar halinde miras bırakmıştır. Yoldaşı Engels işte bu notlardan hareketle ve Marx’ın notlarına fazlaca dokunmadan Kapital’in ikinci cildini yayına hazırlamıştır. Marx tarafından yayınlanmak üzere gözden geçirilemeyen elyazmaları, ortalama bir okuyucu için zorluk yaratacak matematiksel açıklamalar ve formüllerle yüklüdür. O nedenle bu tür yerlerde özü bozmadan elden geldiğince sadeleştirmeler, kısaltmalar, özetlemeler yapılarak ilerlenecektir. Çünkü belirtmek gerekir ki, bu çalışmanın amacı ortalama okuyucunun da Kapital’in özünü kavrayabilmesini sağlamaktır. Bunun dışında, Kapitalleri tüm karmaşık açıklamaları ve matematiksel çözümlemeleri de içerecek kapsamda doğrudan Kapital ciltlerinden inceleyecek kişiler zaten kendi bağımsız okumalarını yapacaklardır. Bu açıdan, Kapital ikinci cilt okumaları boyunca, bu çalışmanın amacına hizmet etmesi için zorunlu olarak yaptığımız sadeleştirmelerin genelde bir kayba yol açmayacağına dair dileğimizi en baştan paylaşmış olalım.
Kitabı e-kitap formatında edinmek için Bize Yazın bağlantısı aracılığıyla bizimle iletişime geçebilirsiniz
Marx daha önce dile getirdiği açıklamalardan sonra sanayi sermayesinin dolaşım sürecinin ayırt edici unsurunu açıklar: “Demek ki, sanayi sermayesinin dolaşım sürecini ayırt eden, kökeninin evrensel karakteri, piyasanın dünya pazarı olarak var oluşudur. Başkalarının metaları için geçerli olan şey başkalarının paraları için de geçerlidir; meta-sermaye para karşısında nasıl yalnızca meta olarak işlev görüyorsa, para da meta-sermaye karşısında yalnızca para olarak işlev görür; para burada dünya parası olarak işlev görür.”
Marx’ın vurguladığı üzere, burada belirtilmesi gereken iki nokta daha vardır.
Birincisi: Kapitalist, para-sermayesi ile üretim süreci için üretim aracı şeklinde meta satın alır. Böylece o üretim araçları meta olmaktan çıkar ve üretken sermaye biçimindeki sanayi sermayesinin var oluş tarzlarından biri olur. “Ama kökenleri de böylece yitip gider; bundan böyle yalnızca sanayi sermayesinin var oluş biçimleri olarak var olur, onun içinde yer alırlar. Yine de şu var ki, yerlerine koyulmaları için bunların yeniden üretilmesi gerekir.” Fakat tüm üretimin kapitalistleşmediği bir tarihsel durumda, kapitalist üretim tarzı bu yerine koyma ihtiyacının bir kısmını kendi gelişme aşamasının dışında kalan üretim tarzlarından karşılayacaktır. “Ama onun eğilimi, üretimin tümünü elden geldiğince meta üretimine dönüştürmektir; bu konudaki temel aracı, tam da üretimi kendi dolaşım sürecinin içine çekmesidir; ve gelişmiş meta üretiminin kendisi kapitalist meta üretimidir. Sanayi sermayesi el attığı her yerde bu dönüşüme hız kazandırır, ama böylece bütün dolaysız üreticilerin ücretli emekçilere dönüşmesini de hızlandırır.”
İkincisi: Sanayi sermayesinin dolaşım sürecine giren metalar kökenleri (yani içinden çıktıkları üretim sürecinin toplumsal biçimi) ne olursa olsun, sanayi sermayesinin karşısına artık meta-sermaye biçiminde, meta ticareti yapan sermaye ya da tüccar sermayesi şeklinde çıkar. “Tüccar sermayesi ise, doğası gereği, bütün üretim tarzlarının metalarını kapsar.” Burada kastedilen metalara, işçilere değişen sermaye ile ödeme yapıldıktan sonra, o değerde değişen sermayenin emek gücünün yeniden üretilebilmesi için dönüştüğü geçim araçları da dahildir.
Kapitalist üretim tarzı yalnızca büyük ölçekli üretimi varsaymakla kalmaz, aynı zamanda ve zorunlu olarak, büyük ölçekli satışları, bireysel tüketicilere değil tüccarlara satışları öngörür. Eğer tüketici üretken bir tüketici yani sanayici kapitalist ise, bir üretim kolunun sanayi sermayesi, sanayinin diğer bir koluna üretim araçları sağlıyor demektir. Bu durumda bir sanayici kapitalist, pek çok başka sanayici kapitaliste (sipariş vb. biçiminde) doğrudan satış yapıyordur. “Her sanayici kapitalist, bu ölçüde, doğrudan satıcıdır, kendi kendisinin tüccarıdır; aslında tüccara satış yaparken de böyledir.”
Tüccar sermayesinin bir işlevi olarak meta ticaretinde bulunmak kapitalist üretimin bir öncülüdür ve kapitalist üretimin gelişimiyle birlikte giderek daha da gelişir. Bu nedenle, kapitalist dolaşım sürecinin özel yanlarını göstermek için bazen onun varlığı peşinen kabul edilir. Fakat kapitalist üretimin genel çözümlemesini yaparken, tüccarı işe karıştırmaksızın doğrudan satış yapıldığı varsayılmalıdır. Çünkü tüccarın işe karıştırılması, hareketin çeşitli yönlerinin anlaşılmasını zorlaştırır.
Marx bu inceleme sırasındaki varsayımları açıklar: “Devrenin genel biçimlerini incelerken ve genel olarak bu ikinci kitabın tamamı boyunca, parayı madeni para olarak alıyoruz; belirli ülkelerde yalnızca özgül işlemler için kullanılan ve salt değer simgesi olan simgesel parayı ve henüz açıklamadığımız kredi parasını dışarıda bırakıyoruz.” Bunun nedenlerinden biri, bunun zaten tarihsel gelişimde gözlenen sıra oluşudur; “kredi parası, kapitalist üretimin ilk döneminde ya hiçbir rol oynamaz ya da yalnızca önemsiz bir rol oynar”. İkinci neden, dolaşımda yalnızca madeni para bulunsaydı durumun ne olacağını anlamak üzere ileri sürülmüş görüşlerin, bu varsayımların gerekliliğini teorik olarak da kanıtlamasıdır. Ama madeni para hem satın alma aracı olarak hem de ödeme aracı olarak işlev gördüğünden, konuyu basitleştirmek için, ikinci ciltte para genellikle yalnızca birinci işlevsel biçiminde ele alınmıştır.
Kapital birinci ciltte üzerinde durulduğu üzere, aynı para kütlesi, örneğin 500 sterlin, paranın dolaşım hızı ne denli büyük olursa, dolayısıyla her bir sermaye kendi meta ya da para başkalaşımları dizisini ne denli çabuk geçerse, dolaşıma birbiri ardına o denli çok sayıda sanayi sermayesini sokar. Buna göre, kapitalistler arasında hesap denkleştirme ödemelerinden fazlasının yapılmaması ölçüsünde ve örneğin ücret ödemelerinin ödeme vadeleri de ne denli kısa olursa, belirli bir sermaye değeri kütlesinin dolaşımı o denli az para gerektirir. Öte yandan, dolaşım hızı veri alındığında, para-sermaye olarak dolaşması gereken para kütlesi, metaların fiyatlarının toplamına bağlıdır. Çünkü birinci ciltte üzerinde durulduğu gibi, dolaşımda gereken para miktarı, metaların fiyatlarının toplamının paranın dolaşım hızına bölünmesiyle belirlenir.
Dolaşım süreci ister meta-para ister para-meta-para şeklinde olsun, bir dolaşım işlemleri dizisi olarak bunlar yalnızca iki karşıt meta başkalaşımı dizisini temsil eder. Bu başkalaşımların her biri de, karşısında bulunan başkasına ait meta ya da başkasına ait paradır ve işte bu nedenle bunlar karşıt yönlü başkalaşımdır. Meta sahibi açısından M-P olan, alıcı açısından P-M demektir. Birinci işlemde meta, paraya dönüşerek başkalaşım geçirir ve ikinci başkalaşımda para, başka bir metaya dönüşür. Böylece bir aşamadaki herhangi bir metanın başkalaşımı, diğer bir aşamada başka bir metanın başkalaşımı ile iç içe geçmiş olur. Bu söylenenler genelde sermaye dolaşımı için de geçerlidir. Ancak sermaye dolaşımındaki iç içe geçiş, meta dolaşımındaki iç içe geçişle özdeşleştirilmemelidir. Marx bunun nedenlerini açıklar.
Birincisi, bir kapitalistin para-sermayesiyle bir başka kapitalistin metalarını üretim aracı olarak satın alması durumunda, farklı bireysel sermayelerin başkalaşımlarının iç içe geçişi söz konusudur. Fakat diğer bazı örneklerde ise, para-sermayenin kendisine çevrildiği üretim aracının kategorik anlamda meta-sermaye olması, mutlaka bir kapitalist tarafından üretilmiş olmasını gerektirmez. Örneğin bir kapitalistin üretim aracı olarak satın aldığı kömür, kapitalist olmayan birinden de satın alınabilir. Buna rağmen gerçekleşen her zaman bir yanda P-M, öte yanda M-P işlemidir. Fakat örnekten de anlaşılacağı gibi, bu işlem her zaman sermaye başkalaşımlarının iç içe geçişi değildir. Ayrıca, emek gücü bir işçinin metası olsa bile, emek gücü satın alımı hiçbir zaman sermaye başkalaşımlarının iç içe geçişi değildir. Çünkü emek gücü kapitalistin kullanımına girmedikçe sermaye halini almaz, yani emek gücü işçinin sermayesi değildir. Öte yandan, meta-para dönüşümünde elde edilen paranın mutlaka dönüşmüş meta-sermayeyi temsil etmesi gerekmez. Burada söz konusu meta, emek gücünün (ücretler) ya da bağımsız bir emekçinin, kölenin, serfin ya da topluluğun ürününün para olarak gerçekleşmesi olabilir.
İkincisi, eğer dünya pazarının tüm üretiminin kapitalist yolla yürütüldüğünü varsayarsak, bir bireysel sermayenin dolaşım süreci içinde gerçekleşen her başkalaşım, diğer sermayenin devresinde ona karşılık gelen karşıt bir başkalaşımı temsil etmek zorunda değildir. Dolayısıyla, toplam toplumsal sermayenin farklı bileşenlerinin dolaşım sürecinde karşılıklı olarak birbirlerinin yerini nasıl aldıkları, meta dolaşımının basit başkalaşımı temelinde iç içe geçişlerinden anlaşılamaz. Bunun anlaşılabilmesi başka bir araştırma yöntemini gerekli kılar. Marx, o güne kadar bu konuda yalnızca tüm meta dolaşımlarında ortak olan basit başkalaşımların iç içe geçişlerinden ödünç alınan bulanık düşüncelerden ibaret laflarla yetinildiğini vurgular.
Marx, sanayi sermayesinin devresel sürecinin ve dolayısıyla kapitalist üretimin en elle tutulur özelliklerinden birini şu şekilde açıklar: “Bir yandan üretken sermayenin oluşturucu öğelerinin meta piyasasından gelmesi ve sürekli olarak aynı piyasadan yenilenmek, metalar olarak satın alınmak zorunda olması; öte yandan emek sürecinin ürününün bu süreçten meta olarak çıkması ve sürekli olarak yeniden meta olarak satılmak zorunda olması. Örneğin, İskoçya ovalarının bir modern çiftçisiyle kıta Avrupa’sının eskilerden kalma bir küçük köylüsünü karşılaştırın. Birincisi tüm ürününü satar ve bu yüzden de üretimin bütün öğelerini, tohumu bile, piyasadan satın alarak yerine koymak zorundadır; öteki ise, ürününün daha büyük bölümünü doğrudan kendisi tüketir, elden geldiğince az satar ve az satın alır, aletlerini, giysilerini vb. elden geldiğince kendisi yapar.”
Bu tarihsel olgulardan çıkan önemli sonucu vurgular Marx: “Buradan hareketle, doğal ekonomi, para ekonomisi ve kredi ekonomisi, toplumsal üretimin üç karakteristik ekonomik hareket biçimi olarak birbirlerinin karşısına koyulmuştur.” Bunun nedenleri şöyledir:
“Birincisi, bu üç biçim eş değerli gelişme evrelerini temsil etmez. Kredi ekonomisi denen şey, kredi ekonomisi ile para ekonomisi terimlerinin üreticiler arasındaki karşılıklı ilişki işlevlerini ya da karşılıklı ilişki tarzlarını ifade etmesi ölçüsünde, para ekonomisinin bir biçiminden başka bir şey değildir. Gelişmiş kapitalist üretimde para ekonomisi artık yalnızca kredi ekonomisinin temeli olarak görünür. Para ekonomisi ve kredi ekonomisi, böylece kapitalist üretimin farklı gelişim aşamalarına karşılık gelir, ama doğal ekonomi karşısında hiçbir şekilde farklı bağımsız karşılıklı ilişki biçimleri oluşturmazlar.” Kapitalist gelişme kredi ekonomisi düzeyine ilerlemişse, artık para ekonomisi ve kredi ekonomisi iç içe geçmiştir ve yukarda da belirtildiği gibi, kredi ekonomisi para ekonomisinin bir biçiminden başka bir şey değildir.
İkincisi, para ekonomisi ve kredi ekonomisinin ayırt edici özelliği olarak üzerinde durulan nokta, üretim sürecinin kendisi olmayıp, üreticiler arasındaki ilgili ekonomik tarza tekabül eden karşılıklı ilişki tarzıdır. Böyle olduğundan, aynı şey doğal ekonomiye de uygulanabilir ve doğal ekonomi yerine değişim ekonomisi de denebilir. Ne var ki, Marx’ın bu noktada vurguladığı üzere, Peru’daki İnka devleti gibi tamamıyla tecrit edilmiş bir ekonomi, bu kategorilerin hiçbirine sokulamaz.
“Üçüncüsü: Para ekonomisi her tür meta üretiminin ortak yanıdır ve ürün, çok farklı toplumsal üretim organizmalarında meta olarak görünür. Bu durumda kapitalist üretimi, yalnızca, ürünün hangi ölçüde bir ticaret nesnesi olarak, bir meta olarak üretildiği ve dolayısıyla, kendisini oluşturan öğelerin de, çıktıkları ekonomiye hangi ölçüde yeniden ticaret nesneleri olarak, metalar olarak girmek zorunda oldukları karakterize ederdi.”
Gerçekte de kapitalist üretim, üretimin genel biçimi olarak meta üretimidir. Ne var ki, böyle olmasının ve gelişimi içinde gitgide daha fazla bu hale gelmesinin tek nedeni, emeğin burada bizzat meta olarak ortaya çıkması ve işçinin kendi emek gücünün işlevini satması ve –varsayımımıza göre– bu satışı kendi yeniden üretim maliyetleriyle belirlenen değeri üzerinden yapmasından kaynaklanır. Emeğin ücretli emek haline gelmesi ölçüsünde, üretici, sanayici kapitalist haline gelir. Kapitalist üretim (dolayısıyla aynı zamanda meta üretimi), işte bu nedenle, ancak dolaysız kır üreticisi de ücretli emekçi olduğunda, tüm boyutlarıyla ortaya çıkar.
“Kapitalist ile ücretli emekçi arasındaki ilişkide, para ilişkisi, alıcı ve satıcı ilişkisi, üretime içkin bir ilişki haline gelir. Ama bu ilişki, temelinde, karşılıklı ilişki tarzına değil, üretimin toplumsal karakterine dayanır; karşılıklı ilişki tarzı, tersine, üretimin toplumsal karakterinden kaynaklanır.” Zira kişi kendi emek gücünü kendi tercihinin sonucunda başkasına satmaz; kapitalist üretim tarzının karakteri onu buna mecbur bırakır. Ancak burjuva iktisatçılar gerçekliği inkâr ederek, üretim tarzının karakterinde ona uygun düşen karşılıklı ilişki tarzının temelini görmek yerine tam tersini yaparlar. Marx bu yaklaşımın, aklın fikrin iş yapmakta olduğu burjuva ufkuna uygun düştüğünü vurgular.
Sanayici kapitalist, dolaşımdan meta (işgücü ve üretim araçları) şeklinde çekmiş olduğundan daha fazla değeri dolaşıma meta biçiminde sokar. Çünkü üretim sürecinden çıkan meta ve onun dönüştüğü para değeri, artı-değer katkısı nedeniyle başlangıçtaki değerden daha büyük olur. Buradan çıkan sonuç şudur: Yalnızca sanayici kapitalist olarak işlev gördüğü kadarıyla, onun meta değeri arzı, meta değeri talebinden hep daha büyük olur. Eğer arz ve talebi denk olsaydı, bu, sermayesinin değerlenmemesiyle aynı anlama gelirdi. Yani üretken sermaye olarak işlevini görememiş olurdu; üretim sayesinde meta-sermayeye çevrilen üretken sermayenin artı-değer ile büyüyemediği anlamına gelirdi. Kapitalist, gerçekten de “satın aldığından daha pahalıya satmak” zorundadır. Ama bunu yapabilmesinin tek nedeni, kapitalist üretim sürecinin ona, satın aldığı daha düşük değerli yani daha ucuz olan bir metayı (emek gücü), daha yüksek değerde ve dolayısıyla daha pahalı bir metaya çevirme olanağını sağlamasıdır. Kârın kaynağını üretimde aramayan iktisatçıları yere seren Marx’ın gerçekliği gözler önüne seren ifadesiyle, “daha pahalıya satmasının nedeni, metasını değerinden fazlasına satması değil, üretim girdilerinin toplam değerinden yüksek değerde meta satmasıdır”.
Kapitalistin arzı ile talebi arasındaki fark ne kadar büyük olursa, yani piyasaya arz ettiği meta değeri piyasadan talep ettiği meta değerini ne denli çok aşarsa, sermayesini değerlendirme oranı da o kadar büyük olur. Kapitalistin amacı, arzı ile talebini denkleştirmek değildir. Tam tersine, bunlar arasındaki eşitsizliği, yani arzın talebe göre fazlalığını arttırmaktır.
“Tek bir kapitalist için geçerli olan, kapitalistler sınıfı için de geçerlidir. Kapitalistin yalnızca kişileşmiş sanayi sermayesi olması ölçüsünde, onun talebi, üretim araçları ve emek gücü talebiyle sınırlı kalır.” Onun üretim araçları talebi, yatırdığı sermayesinin bir kısmıdır; yani piyasaya sunduğu meta-sermayenin değerinden çok daha düşük değerde üretim aracı satın alır. Onun emek gücü talebi ise, değişen sermayesinin toplam sermayesine oranıyla belirlenir. Bu nedenle kapitalist üretimde emek gücü talebi, üretim araçları talebine oranla daha az büyür. Kapitalist, sürekli büyüyen bir ölçüde, emek gücünden çok üretim aracı alıcısıdır.
İşçinin ücretinin hemen hemen tümü geçim araçlarına ve çok büyük oranda da zorunlu geçim araçlarına çevrilir. Bu ölçüde, kapitalistin emek gücü talebi dolaylı olarak aynı zamanda işçi sınıfının tüketimine giren tüketim araçları talebidir. Ama bu talep neticede değişen sermayeye eşittir ve bunun bir milim ötesine geçemez. Marx burada bütün kredi ilişkilerinin konu dışında tutulduğunu belirtir. İşçi ücretinin bir bölümünü tasarruf ederse, bu durum onun ücretinin bir bölümünü gömülemesi ve bunu yaptığı ölçüde de bir geçim aracı alıcısı olarak ortaya çıkmaması anlamına gelir.
Kapitalistin talebinin en üst sınırı değişen ve değişmeyen sermaye için yatırdığı C kadar sermayedir. İngilizce sözcüklerin baş harflerinden hareketle yatırdığı toplam sermayeyi C, değişmeyen sermayeyi c ve değişen sermayeyi v harfleriyle ifade edersek: C = c + v diyebiliriz. Fakat kapitalistin arzı, üretimin sağladığı artı-değere denk gelen m kadar meta-sermaye değeri de eklendiğinden c + v + m olur. Kapitalist tarafından üretilen m kütlesinin yüzdesel oranı yani kâr oranı ne denli büyükse, arzına oranla talebi o denli küçük olur. Üretimin ilerlemesiyle birlikte, kapitalistin emek gücü talebi ve dolayısıyla bunun karşılığı olan zorunlu geçim araçları talebi, üretim araçları talebine kıyasla azalır. Fakat bu ne kadar azalırsa azalsın, kapitalistin üretim araçlarına olan talebinin her zaman yatırdığı toplam sermayesinden küçük olduğu unutulmamalıdır. “Demek ki, onun üretim araçları talebi, aynı sermayeyle ve aynı koşullar altında çalışan ve ona bu üretim araçlarını sağlayan kapitalistin meta-ürününden değerce her zaman daha küçük olmak zorundadır. Bu işin bir değil çok sayıda kapitalist tarafından yapılması, olayın özünü değiştirmez.”
Daha sonra ele alınacak olsa da, Marx bu noktada devir sorununa (sabit ve döner sermaye ayrımı temelinde) şöyle bir göz atmanın gerekli olduğunu belirtir. Diyelim kapitalistin toplam sermayesi 5000 sterlin ve bunun 4000 sterlini sabit, 1000 sterlini döner sermaye olsun. Bu durumda toplam sermayesinin yılda bir devir yapması için döner sermayesinin yılda beş devir yapması gerekir. Fakat döner sermayenin devir sayısının değişmesi, sermaye bileşimine ve kâr oranına ilişkin oranlar değişmedikçe, onun toplam talebinin toplam arzına oranını hiç değiştirmez.
Şimdi de kapitalistin sabit sermayesinin 10 yılda yenilendiğini varsayalım. Demek ki, her yıl bunun 1/10 = 400 sterlinlik bölümünü amorti fonuna yatıracaktır. Böylece artık elinde değeri yalnızca 3600 sterlin olan bir sabit sermaye ile bir de para olarak fonda 400 sterlin bulunacaktır. Eğer bazı onarımlar gerekiyor ve bunlar ortalamayı aşıyorsa, buna harcanan para sonradan yatırılan sermayeyi temsil eder. Eğer onarım ihtiyacı ortalamanın altındaysa kapitalist o kadar kârlıdır, ortalamayı aşıyorsa bu kapitalistin zararınadır. Fakat neticede aynı sanayi dalında iş gören kapitalistlerin bütünü söz konusu olduğunda bu sapmalar birbirlerini götürür. Her durumda, toplam sermayesi yılda bir devir yaptığında yıllık talebi aynen 5000 sterlin olarak kalsa bile, bu talep sermayenin sabit bölümü açısından sürekli olarak azalırken, döner kısmı açısından artar.
“Şimdi yeniden üretime gelelim” der Marx. Yine bir varsayım üzerinden örnek verir. Diyelim kapitalist artı-değeri tümüyle tüketmektedir ve yalnızca başlangıçtaki büyüklüğünde olan sermayeyi yeniden üretken sermayeye çevirmektedir. Bu durumda kapitalistin talebi onun arzıyla aynı değerde olur. Ama bu, onun sermayesinin hareketiyle ilgili değildir. Kapitalist olarak o, yalnızca arzının 4/5’i oranında (değerce) talepte bulunur. 1/5’ini ise kapitalistlik işlevi içerisinde değil, kendi özel gereksinimleri ya da zevkleri için harcar.
Fakat bu noktada dikkat edilmesi gereken şudur ki, aslında bu varsayım kapitalizmle bağdaşmaz. Marx’ın deyişiyle: “Bu varsayım, kapitalist üretimin var olmadığı ve dolayısıyla sanayici kapitalistin kendisinin de var olmadığı varsayımıyla aynı anlama gelir. Çünkü zenginleşmenin değil, hazzın itici güdü olarak iş gördüğü varsayımı, kapitalizmi daha en baştan ortadan kaldırır.”
Ayrıca böyle bir varsayım teknik açıdan da olanaksızdır. Kapitalist yalnızca fiyat dalgalanmalarına karşı kendisini koruyabilmek ve alım ve satımlar için en uygun koşullan bekleyebilmek için bir yedek sermaye oluşturmak zorunda değildir. Aynı zamanda, üretimini genişletmek ve teknik gelişmeleri kendi üretim organizmasına uygulamak için de sermaye biriktirmek zorundadır.
Kapitalist girişimci sermaye biriktirmek için, önce, dolaşımda realize ettiği artı-değerin bir bölümünü para biçiminde dolaşımdan çekmek ve bunu eski işi genişletmek ya da yeni bir işkolu açmasına yetecek miktara ulaşana dek istif etmek (gömülemek) zorundadır. Gömüleme süresince kapitalistin talebi artmaz, çünkü gömülenmiş para hareketsiz kılınmıştır. Bu durumda kapitalist, meta piyasasına arz ettiği metalar için, meta piyasasından bunların para olarak eşdeğeri olan bir meta çekmez. Nihayet Marx, yine önemli bir noktaya işaret eder ve burada kredinin hesaba katılmadığını hatırlatır. Oysa unutulmamalıdır ki, kapitalistin biriktirdiği parayı bir bankada faiz getiren bir hesaba yatırması kredi konusuna girer.
(devam edecek)
Daha önce görüldüğü üzere, değişmeyen sermayenin bir bölümü, yaratılmasına katkıda bulunduğu ürünlerin üretim sürecine girdiği kullanım biçimini korur. Böylece, değişmeyen sermayenin bu bölümü sürekli yinelenen emek süreçlerinde aynı işlevleri daha uzun ya da daha kısa süreler için yerine getirir. Örneğin sanayide kullanılan binalar, makineler vb., kısacası emek araçları bu kapsama girer. Değişmeyen sermayenin bu bölümü, kendi kullanım değeriyle birlikte kendi değişim değerinden yitirdiği oranda ürüne değer aktarır. Bu değer aktarımı bir ortalama hesabıyla belirlenir: “Üretim aracının üretim sürecine girdiği andan başlayıp tümüyle kullanıldığı, tükenip bittiği ve yerine aynı türden bir yenisinin koyulmasının ya da yeniden üretilmesinin gerektiği ana kadar devam eden kendi ortalama işlev süresiyle ölçülür.”
Demek oluyor ki, değişmeyen sermayenin bu bölümünün kendine özgü özelliği şudur:
Bitmiş ürün ve bu ürünü oluşturan öğeler, meta olarak dolaşım alanına geçmek üzere üretim sürecinin dışına atılır. “Buna karşılık emek araçları, içine bir kez adım attıktan sonra üretim alanından bir daha hiç ayrılmaz. İşlevleri onları oraya bağlı tutar.” O halde, yatırılan sermaye değerinin bir bölümü, süreç içindeki emek araçlarının işlevleriyle belirlenen bu biçim içerisinde sabitlenmiş bulunur. Emek aracının işlevini yerine getirmesi ve dolayısıyla aşınıp yıpranması ile değerinin bir bölümü ürüne aktarılır, bir başka bölümü emek aracında ve dolayısıyla üretim sürecinde sabitlenmiş olarak kalır. “Bu şekilde sabitlenmiş olan değer, emek aracının yararlı ömrünü tamamlamasına ve dolayısıyla da değerini, daha kısa ya da daha uzun bir dönemde, durmadan yinelenen bir dizi emek sürecinden çıkıp gelen bir yığın ürüne dağıtmasına kadar, sürekli azalır.” Fakat emek aracı olarak hâlâ etkin olduğu sürece, başlangıçta kendisinde sabitlenmiş olan değerin yalnızca bir bölümü ürüne geçer ve bu bölüm meta stokunun bir bileşeni olarak dolaşır. “Emek aracı ne denli dayanıklıysa, aşınıp yıpranması ne denli yavaşsa, değişmez sermaye değeri o denli uzun bir süre boyunca bu kullanım biçiminde sabitlenmiş olarak kalır. Ama, dayanıklılık derecesi ne olursa olsun, onun ürüne değer aktarma oranı her zaman kendisinin toplam işlev süresiyle ters orantılıdır. Değerleri aynı olan iki makineden biri beş yılda, öbürü on yılda ıskartaya çıkıyorsa, birincisi, aynı zaman aralığında, ikincisinin aktardığının iki katı büyüklüğünde değer aktarır.”
Burada incelemekte olduğumuz sermaye parçasının dolaşımının kendine özgü yanları vardır. “Birincisi, kendi kullanım biçiminde dolaşmaz; yalnızca değeri dolaşır; bu da, adım adım, parça parça, değerin ondan meta olarak dolaşan ürüne geçmesi ölçüsünde gerçekleşir. Kendisinin tüm işlev süresi boyunca, değerinin bir bölümü her zaman onda sabitlenmiş, üretilmelerine yardım ettiği metalar karşısında bağımsız olarak kalır.” Değişmeyen sermayenin bu bölümüne sabit sermaye biçimini veren özellik işte budur. Buna karşılık, üretim sürecinde yatırılan sermayenin tüm diğer maddi bileşenleri döner sermaye ya da dolaşır, akıcı sermayeyi oluşturur.
Üretim araçlarının diğer bir bölümü ise (buhar makinesinin kömürü gibi, işlev görmeleri sırasında emek araçları tarafından tüketilen yardımcı maddeler) maddi olarak ürüne girmez. Bunların yalnızca değerleri ürün değerinin bir bölümünü oluşturur. Ürün kendi dolaşımı içinde bunların değerini de dolaştırır. Bunların sahip oldukları bu özellik sabit sermaye ile ortak yanlarıdır. Ama bunlar, girdikleri her üretim sürecinde bütünüyle tüketilirler ve dolayısıyla her yeni üretim süreci için yerlerine aynı türden üretim araçlarının koyulması gerekir. Demek ki bunlar işlevlerini yerine getirirlerken kendi özgün kullanım biçimlerini korumazlar. Dolayısıyla, bu sermaye değerinin hiçbir parçası işlevlerini yerine getirirken eski kullanım biçimlerinde, doğal biçimlerinde sabitlenmiş olarak kalmaz.
Ürüne hammadde olarak giren bazı kullanım değerlerinin, keyif verici kimyasal maddeler örneğine benzer biçimde, bireysel tüketime konu olmaları mümkündür. Oysa makineler vb. gibi emek araçları sabit sermayenin maddi taşıyıcılarıdırlar ve artık hiç işe yaramaz duruma gelene dek yalnızca üretken biçimde tüketilir, bireysel tüketime giremezler. Ancak taşıma araçları bir istisna oluşturur. Bunların üretken işlevleri sırasında doğurdukları yararlı etki olan yer değiştirme, yolcuların bireysel tüketimine konu olur. Yolcu, öteki tüketim nesnelerinin kullanımı için nasıl bir karşılık ödüyorsa, aynı şekilde bunların kullanımı için de bir karşılık öder.
Kimyasal maddelerin üretiminde, hammaddeler ile yardımcı maddeler arasındaki ayrım belirsizleşebilir. Bu durum bazı örneklerde emek araçları ile yardımcı ve hammaddeler ayrımı için de geçerlidir. “Örneğin tarımda, iyileşmesi için toprağa eklenen maddeler kısmen ürünün oluşturucu ögeleri olarak bitkisel ürünlere geçer. Diğer yandan, bunların etkileri, örneğin 4-5 yıl gibi uzunca bir döneme yayılır. Bu nedenle bunların bir bölümü, ürüne maddi olarak girer ve böylece değerini ürüne hemen aktarırken, bir başka bölümü, eski kullanım biçiminde, değerini de sabitler. Üretim aracı olarak varlığını sürdürür ve bu nedenle sabit sermaye biçimini alır. İş hayvanı olarak bir öküz sabit sermayedir. Kesilip yenirse, emek aracı olarak da, sabit sermaye olarak da işlev görmez olur.”
Üretim araçlarına yatırılmış olan sermaye değerinin bir bölümüne sabit sermaye karakterini kazandıran belirleyici nitelik, bu değerin kendine özgü dolaşım tarzıdır. Bu özgün dolaşım tarzı, emek aracının kendi değerini ürüne aktarırken sergilediği özgün tarzdan kaynaklanır. Ve bu tarz da, emek araçlarının üretim sürecinde yerine getirdikleri işlevin özel bir türde olmasına bağlıdır.
Bir üretim sürecinden ürün olarak çıkan bir kullanım değerinin, bir başka üretim sürecine üretim aracı olarak girdiğini biliyoruz. Bir ürünü sabit sermaye yapan şey, onun bir üretim sürecinde ancak emek aracı olarak işlev yapmasıdır. Fakat unutulmasın, bir üretim sürecinden yeni çıktığı sırada o henüz hiçbir şekilde sabit sermaye değildir. “Örneğin, bir makine, bir makine imalatçısının ürünü ya da metası olarak, onun meta-sermayesi içinde yer alır. Ancak alıcısının, onu üretken biçimde kullanan kapitalistin elinde sabit sermaye olur.”
Öteki tüm koşullar aynı kalırken, emek aracının sabitlik derecesi onun dayanıklılığı ile birlikte artar. Emek araçlarında sabitlenmiş olan sermaye değeri ile bunun tekrarlanan emek süreçlerinde ürüne aktardığı bölüm arasındaki büyüklük farkını belirleyen faktör işte bu dayanıklılıktır. Bu değer aktarımı ne denli yavaş olursa, o sabit sermaye üretim süreçlerinde o kadar uzun zaman kalmış olur. Emek aracı artık ömrünü tükettiğinde ise kullanım değeriyle birlikte değerini de yitirmiş olur. Bundan böyle o emek aracı artık bir değer taşıyıcısı değildir.
Bazen yardımcı maddeler, hammaddeler, yan ürünler gibi gerçek anlamda emek aracı olmayan üretim araçları da emek araçları gibi hareket eder ve dolayısıyla sabit sermayenin bir varlık biçimine dönüşebilirler. Örneğin toprağın iyileştirilmesi için toprağa katılan kimyasal maddeler açısından durum budur. Bu gibi örneklerde ürüne giren yalnızca bu sabit sermaye değerinin bir kısmı değil, fakat bu değerin taşıyıcısı olan kullanım değeridir (örneğimizde kullanılan kimyasal madde).
Marx iktisatçıların temel bir yanlışına işaret etmiş ve onların sabit ve döner sermaye kategorilerini değişmeyen ve değişen sermaye kategorileri ile karıştırdıklarını açıklamıştır. Ayrıca, iktisatçıların kavramları tanımlarken içine düştükleri karışıklığın dayandığı başlıca noktaları da açıklar Marx. Örneğin binalar gibi bazı emek araçlarını fiziksel olarak karakterize eden hareketsizlik durumu sabit sermayenin genel özelliği gibi ele alınır. Oysa toprağa kimyasal katkı olarak kullanılan örnekte olduğu üzere, hareketli olup değer ilişkisi bakımından sabit sermayenin parçasını oluşturan örnekler vardır.
Ya da yalnızca belli toplumsal koşullar altında sermaye haline gelebilen nesneler, sanki taşıdıkları nitelik gereği kendiliğinden sabit ya da döner sermaye haline gelebilirlermiş gibi yanlış yaklaşımlar sergilenir. Oysa bir emek aleti ancak kapitalist üretim tarzı altında “üretken sermaye”nin parçası haline gelir ve sabit sermaye niteliğini kazanabilir. Marx sabit ve döner sermaye ayrımı açısından aydınlatıcı bir örnek de verir. Şöyle ki, sığırlar iş hayvanı olarak sabit sermayedirler; ama kesim hayvanı olarak bir ürünün hammaddesi olarak kullanıldıklarında (sucuk örneği), sabit değil döner sermayedirler.
Bir üretim aracının, yinelenen ama birbirleriyle bağlantılı olarak bir üretim dönemi oluşturan emek süreçlerinde uzunca bir süre yer alması, tıpkı sabit sermayede olduğu gibi kapitalistin icabında uzunca bir dönem için sermaye yatırımı yapmasını gerektirebilir. Ama salt bu durum onun bu sermayesini sabit sermaye haline getirmez. “Örneğin tohum, sabit sermaye değil, yalnızca, yaklaşık bir yıl süreyle üretim sürecinde sabitlenen ham maddedir.”
Makineler örneğinde olduğu gibi, emek araçlarının bir kısmı üretim sürecine girer girmez mekânsal olarak sabitlenir; ya da fabrika binaları, yüksek fırınlar, kanallar, demiryolları vb. örneklerde olduğu gibi, bu taşınmazlar daha baştan mekâna bağlanmış biçimde üretilir. Emek aracının, içinde işlev göreceği üretim sürecine böylece kesintisiz şekilde bağlanmış olması, aynı zamanda onun fiziksel varlık biçimi yüzündendir. Fakat öte yandan, bir başka emek aracı, tıpkı bir lokomotif, bir gemi, bir iş hayvanı vb. gibi, fiziksel olarak sürekli yer değiştirebilir, hareket edebilir; ama gene de sürekli olarak üretim süreci içinde kalabilir. O halde salt hareketlilik ya da hareketsizlik kendi başına sermayeye sabit sermaye niteliğini kazandıramaz. Ancak diğer bir özellik olarak, kimi emek araçlarının bulundukları yere sıkı sıkıya bağlanmış, toprağa kök salmış olmaları, sabit sermayenin bu bölümüne ulusların ekonomilerinde özel bir rol verir. “Bunlar, yurt dışına gönderilemez, meta olarak dünya pazarında dolaşamaz. Bu sabit sermaye üzerindeki mülkiyet hakkı, el değiştirebilir, alınıp satılabilir ve bu ölçüde, düşünsel olarak dolaşabilir. Hatta bu mülkiyet hakları, örneğin hisse senetleri biçiminde, yabancı piyasalarda dolaşabilir.”
Önemli bir nokta, üretilmiş ve dolaşıma girmiş olan ürünlere isabet eden sabit sermaye değerinin durumudur. “Sabit sermayenin kendine özgü dolaşımı, kendine özgü bir devir doğurur. Sabit sermayenin kendi doğal biçimindeyken aşınma ve yıpranma yoluyla yitirdiği değer parçası, ürünün değer parçası olarak dolaşır. Ürün, kendi dolaşımı aracılığıyla metadan paraya dönüşür; dolayısıyla emek aracının değerinin ürün tarafından dolaştırılan parçasının başına da aynı şey gelir; emek aracı üretim sürecinde değer taşıyıcısı olmaktan ne oranda çıkarsa, bu değer de aynı oranda dolaşım sürecinden para olarak damlar.” O halde sabit sermayenin değeri ikili bir varlık kazanmaktadır. Onun bir bölümü, değerini parça parça ürüne aktaran makineler örneğinde olduğu gibi, üretim sürecindeki kullanım biçiminde kalırken, diğer bir bölümü para şeklinde ondan ayrılmaktadır. Netice olarak, örneğimizdeki makinenin para biçimine dönüştürülmüş olan değer parçası sürekli büyürken, doğal biçimi içinde üretim sürecine sabitlenmiş değer bölümü sürekli küçülmektedir.
Üretken sermayenin bu sabit kısmının devrindeki kendine özgülük burada belirginlik kazanır. Diyelim 10.000 sterlin değerindeki bir makinenin işlevsel ömrü örneğin 10 yılsa, başlangıçta bu makineye yatırılan değerin devir zamanı 10 yıl olur. “Bu sürenin bitiminden önce makinenin yenilenmesi gerekmez; kendi doğal biçiminde işlev görmeyi sürdürür. Bu arada, makinenin değeri, üretimlerine sürekli olarak hizmet ettiği metaların değer parçaları olarak parça parça dolaşır ve böylece, 10 yılın bitiminde tümüyle paraya dönüşene ve paradan yeniden bir makineye dönüştürülene, yani devri tamamlanana dek, adım adım paraya çevrilir.” Bu makinenin yenilenme zamanı gelene kadar makinenin değeri, daha başlangıçtan itibaren bir yedek para fonu (amortisman hesabı) biçiminde yavaş yavaş biriktirilir.
Bunun dışındaki üretken sermaye öğeleri, kısmen yardımcı ve hammadde olarak değişmeyen sermayeden, kısmen de emek gücüne yatırılmış olan değişen sermayeden oluşur.
Değişmeyen sermayenin yardımcı ve hammaddelerden oluşan bölümünün değeri, üretilen metanın değerinde yalnızca aktarılmış değer olarak yeniden boy gösterir. Oysa emek gücü, emek süreci aracılığıyla ürüne kendi değerinin bir eşdeğerini ekler, bir başka deyişle kendi değerini fiilen yeniden üretir. “Bunun ötesinde: Yardımcı maddelerin yakıt olarak yakılan kömür, aydınlatma için kullanılan gaz vb. gibi bir bölümü, emek sürecinde, ürüne madde olarak girmeden tüketilirlerken, yardımcı maddelerin bir başka bölümü ürüne cismen girer ve onun tözünün malzemesini oluşturur. Ne var ki, dolaşım açısından ve dolayısıyla devir tarzı açısından bütün bu farklılıklar hiçbir önem taşımaz. Yardımcı ve ham maddeler, ürünün oluşumu sırasında tümüyle tüketildiklerinde, değerlerinin tümünü ürüne aktarır. Bundan ötürü bu değer tümüyle ürün tarafından dolaştırılır, paraya çevrilir ve paradan yeniden metanın üretim öğelerine dönüşür. Onun devri sabit sermayeninki gibi kesilmez, biçimlerinin tüm devresinden sürekli olarak geçer.” Böylece bu üretken sermaye öğeleri sürekli olarak aynen yenilenir.
Kapitalist emek gücünü belirli bir zaman için satın alıp üretim sürecine kattığında, bu emek gücü onun sermayesinin değişen kısmını oluşturur. Emek gücü, günlük faaliyetinde ürüne yalnızca kendi tüm günlük değerini eklemekle kalmaz, ayrıca bunun üzerine bir de artı-değer katar. Emek gücü, örneğin bir haftalığına satın alınıp işlevini yerine getirdikten sonra, onun satın alımının alışılagelmiş zaman aralıklarıyla sürekli yenilenmesi gerekir. Üretim devresinin kesintiye uğramaması için, emek gücünün işlev görürken ürüne eklediği ve ürünün dolaşımıyla paraya dönüştürülen değerinin eşdeğeri, paradan sürekli olarak yeniden emek gücüne dönüştürülmeli, yani sürekli olarak kendi devrini yapmalıdır.
Artı-değer konusuna şimdilik değinmemek koşuluyla ifade edilecek olursa, demek ki üretken sermayenin emek gücüne yatırılan bölümü de tümüyle ürüne geçmektedir. Bu sayede, dolaşım alanında geçirilen iki başkalaşımı (M-P ve P-M) ürünle birlikte yaşamakta ve bu sürekli yenilenme temelinde üretim sürecinin hep bir parçası durumunda kalmaktadır. Bu nedenle, üretken sermayenin sabit sermaye dışında kalan üretim araçlarına yatırılan değer parçası ile emek gücünün devir konusundaki özellikleri ortaktır. Bunlar sabit sermaye karşısında döner ya da akışkan sermaye olarak yer alırlar.
Hatırlanacağı üzere, kapitalistin işçiye emek gücü kullanımı için ödediği para, gerçekte işçinin zorunlu geçim araçlarının genel eşdeğer biçiminden başka bir şey değildir. Bu bakımdan, değişen sermaye öz olarak geçim araçlarından oluşur. “Ama devri incelediğimiz durumda bu bir biçim sorunudur. Kapitalist, işçinin geçim araçlarını değil, emek gücünün kendisini satın alır. Kapitalistin sermayesinin değişir bölümü, işçinin geçim araçlarından değil, onun faal emek gücünden oluşur. Kapitalist, emek sürecinde, işçinin emek gücünün kendisini üretken şekilde tüketir; işçinin geçim araçlarını değil.” Kendi emek gücü karşılığında aldığı parayı, bunları yeniden emek gücüne dönüştürmek, kendisini hayatta tutmak için geçim araçlarına çeviren, işçinin kendisidir. İşçiye ücretinin bir bölümü geçim araçlarıyla, ayni olarak ödense bile, bu şimdi ikinci bir işlem demektir. Bunun böyle olması, ödemenin yalnızca biçimini değiştirir; işçinin gerçekte sattığı şeyin kendi emek gücü olması olgusunu değiştirmez. Demek ki, sabit sermayenin karşısında döner sermaye niteliğine bürünen, işçinin geçim araçları ya da onun emek gücü değildir. Bu niteliğe bürünen, üretken sermayenin emek gücüne yatırılan ve devir biçimi nedeniyle sabit sermayeyle karşıtlık oluşturan sermaye-değer parçasıdır.
Döner sermayenin emek gücüne ve bazı üretim araçlarına karşılık gelen değeri, üretilen ürüne ait sabit sermaye kısmının hacmiyle belirlenen üretim ölçeği ve buna bağlı üretim zamanı için yatırılır. Bu değer ürüne bir bütün olarak girer ve ürünün satışıyla dolaşım alanından tümüyle geri döner ve böylece yeniden yatırılabilir. Döner sermaye bileşenlerini barındıran emek gücü ve üretim araçları, ürün oluşturulup satıldıktan sonra, sürekli olarak para biçiminden tekrar üretim öğelerine dönüştürülerek yerlerine konulmalı ve yenilenmelidir. Bunların tek seferde piyasadan çekilen miktarları, sabit sermaye öğelerine göre daha azdır, ama ondan daha büyük bir sıklıkla yeniden çekilmeleri gerekir ve onlara yatırılan sermaye kendisini daha kısa aralıklarla yeniler. Bu sürekli yenilenme, bunların toplam değerini dolaştıran ürünün sürekli devri aracılığıyla sağlanır.
Emek gücü, ürüne sürekli olarak kendi değeriyle birlikte, karşılığı ödenmeyen emeğin cisimleşmiş hali olan artı-değeri de ekler. Bu ek, bitmiş ürünün diğer değer öğeleri gibi sürekli olarak dolaştırılır ve paraya dönüştürülür. Ama burada sermaye değeriyle eş zamanlı olarak devir yapan artı-değerle değil, yalnızca sermaye değerinin devriyle ilgilenildiğinden, artı-değerin şimdilik dikkate alınmayacağını hatırlatır Marx.
Marx buraya dek söylenenlerden çıkan sonuçları sıralar. Özetle belirtmek gerekirse:
1. Sabit ve döner sermayenin biçimsel farkı, üretim sürecinde işlev gören üretken sermayenin farklı devirlerinden kaynaklanır. Devirdeki bu farklılık ise, sabit ve döner sermaye bileşenlerinin değerlerini ürüne aktarma tarzlarının farklı olmasından ileri gelir. Unutulmasın, sabit ve döner sermayeye bölünebilen yalnızca üretken sermayedir. Para-sermaye ve meta-sermaye ise, ancak, kendilerini üretken sermayenin akışkan bileşenlerine dönüştürdüklerinde döner sermaye olabilirler. Fakat iktisat A. Smith’ten beri, para-sermaye ve meta-sermayeyi üretken sermayenin akışkan bölümü ile bir tutma ve böylece döner sermaye kategorisinin altına tıkıştırma yanlışına düşmüştür. Oysa para-sermaye ve meta-sermaye döner sermaye değildir; üretken sermayenin tersine dolaşım sermayesidir.
2. Sermayenin sabit kısmının devri ve bunun için gerekli olan devir zamanı, sermayenin akışkan bileşenlerinin daha çok sayıdaki devirlerini kapsar. Sabit sermayenin bir devir yaptığı sürede, döner sermaye birçok devir yapar. Böylece, üretken sermayenin değerinin bir bölümü bitmiş ürün tarafından dolaştırılırken, başka bir bölümü hâlâ eski kullanım biçiminde bağlı kalmak zorundadır.
3. Üretken sermayenin sabit sermayeye yatırılan değer parçası, üretim araçlarının söz konusu bölümünün işlev göreceği tüm süre için, bir bütün olarak ve tek seferde yatırılmıştır. Dolayısıyla bu değerin tümü, satıcı kapitalist tarafından tek seferde dolaşıma sokulmuş olur. Buna karşılık, sabit sermayenin üretim sürecinde metalara parça parça eklediği değer, bu değer parçalarının piyasada satılıp realize olması sayesinde dolaşımdan ancak parça parça ve yavaş yavaş çekilir.
Sabit sermaye unsurları, örneğin binalar ve makineler yenilenmelerini sağlayacak öğeleri dolaşımdan çekmeden, bunlar sayesinde üretilip dolaşıma sürülen metaların oluşumuna daha uzun ya da daha kısa bir süre boyunca katkıda bulunmaya devam ederler. Dolayısıyla da bu süre boyunca kapitalistin yatırımda bir yenileme yapmasını gerektirmezler. Sabit sermayeye yatırılan paranın tümünün dolaşım alanında yeniden üretim araçlarının maddi biçimine dönüşmesi (örneğin yeni makine ve binaların satın alınması), ancak, üretim aracının işlev yapma süresinin bitiminde, yani üretim aracı tümüyle tüketildiğinde gerçekleşir.
4. Üretim sürecinin kesintisiz olması için, döner sermayenin öğeleri de aynı şekilde üretim sürecinde bağlıdır. Ne var ki, bu şekilde üretim sürecine bağlanmış olan döner sermaye öğeleri tüketilip sonra da aynen yenilendikleri halde, sabit sermaye öğeleri var olmayı sürdürdükleri süre boyunca bunların yeniden satın alınmaları gerekmez.
(devam edecek)
Marx, sermayenin doğrudan (dolaysız) üretim sürecinin, onun emek ve kendini genişletme süreci olduğunu belirtir. Bu sürecin sonucu meta-ürün ve belirleyici güdüsü de artı-değer üretimidir. Sermayenin yeniden üretim süreci, bu doğrudan üretim sürecini içerdiği gibi, gerçek dolaşım sürecinin her iki evresini de (yani sermayenin devrini oluşturan toplam devreyi) kapsar.
Devreyi ister P ... P' biçiminde, ister Ü ... Ü biçiminde ele alalım, doğrudan üretim süreci her zaman bu devrenin yalnızca bir halkasını oluşturur. Biçimlerden birinde doğrudan üretim süreci dolaşım sürecinin aracısı olarak görünür; diğerinde ise dolaşım süreci doğrudan üretim sürecinin aracısı olarak görünür. Devrenin sürekli yenilenmesi, sermayenin dolaşım sürecindeki dönüşümlerinin zorunlu sonucudur. Öte yandan, sürekli yenilenen üretim süreci de sermayenin dolaşım alanında durmadan geçirdiği dönüşümlerin, kendisini dönüşümlü olarak bir para-sermaye, bir meta-sermaye biçiminde sergilemesinin koşuludur.
Marx, kapitalist işleyişin bütünsel niteliğini açıklar. “Her bireysel kapitalistin kapitalistler sınıfının yalnızca bireysel bir öğesini oluşturması örneğinde olduğu gibi, her bireysel sermaye de toplumsal toplam sermayenin bağımsızlaşmış, deyim yerindeyse kendisine bireysel yaşam bağışlanmış bir parçasını oluşturur. Toplumsal sermayenin hareketi, onun bağımsızlaşmış parçalarının hareketlerinin, bireysel sermayelerin devirlerinin bütünlüğünden oluşur. Tek bir metanın başkalaşımı nasıl metalar dünyasının (meta dolaşımlarının) başkalaşımlar zincirinin bir halkasıysa, bireysel sermayenin başkalaşımı, devri de, toplumsal sermayenin devresindeki bir halkadır.”
Bu toplam süreç, hem üretken tüketimi ve buna aracılık eden biçim dönüşümlerini (meta-para, para-meta mübadeleleri), hem de bireysel tüketimi ve buna aracılık eden biçim dönüşümlerini ya da mübadeleleri kapsar. Üretken tüketim sırasında, bir yandan değişen sermaye ile emek gücü satın alınır ve dolayısıyla emek gücü üretim sürecine dahil edilir. Burada işçi kendi metasının (emek gücünün) satıcısı, kapitalist ise bu metanın alıcısı olarak hareket eder. Ama diğer yandan meta satışları, işçi sınıfı tarafından satın alınan metaları ve dolayısıyla işçilerin bireysel tüketimini kapsar. Burada ise işçi sınıfı alıcı, kapitalistler de işçilere meta satan kişiler olarak ortaya çıkarlar. Meta-sermayenin dolaşımı, artı-değer dolaşımını da kapsar. Bu dolaşım kapitalistlerin bireysel tüketimlerine konu olan alım ve satımları da içerir.
O halde bireysel sermayelerin toplamı toplumsal sermaye olarak ve devre bütünlüğü içinde ele alındığında, yalnızca sermaye dolaşımını değil, genel meta dolaşımını da kapsar. Genel meta dolaşımı gerçek anlamda sadece iki bileşenden oluşabilir: 1. Sermayenin kendi devresi ve 2. Bireysel tüketime giren metaların, dolayısıyla işçinin ücretini ve kapitalistin artı-değerini (ya da artı-değerinin bir bölümünü) harcayarak satın aldığı metaların devresi. Artı-değer meta-sermayenin bir parçasını oluşturduğundan, sermaye devresi artı-değerin dolaşımını ve aynı şekilde değişen sermayenin emek gücüne dönüşümünü de kapsar.
Marx, bu cildin ikinci kısmında, sermayenin devresel hareketi içinde büründüğü çeşitli biçimlerin ve bu devrenin farklı biçimlerinin incelendiğini hatırlatır. Şimdi de birinci ciltte ele alınmış olan emek-zamana, dolaşım zamanını eklemek gerekecektir. Keza, ikinci ciltte para-sermayenin, birinci ciltte görülmemiş olan ayırt edici özellikleriyle ele alındığı da akılda tutulmalıdır. Bu sayede, belirli büyüklükteki bir üretken sermayeyi sürekli olarak işler durumda tutmak için, hep gereken tutarın para-sermaye biçiminde yatırılmasını ve yenilenmesini gerektiren belirli yasalar bulunmuştur.
Daha önceki ilgili bölümlerde, yalnızca bireysel sermaye üzerinde, yani toplumsal sermayenin bağımsızlaşmış bir bölümünün hareketi üzerinde durulduğunu belirtir Marx.
“Oysa bireysel sermayelerin devreleri iç içe girer, birbirlerinin hem öncülleri olur hem de birbirlerini gerektirirler ve tam da bu iç içe girişleriyle, toplumsal toplam sermayenin hareketini oluştururlar. Basit meta dolaşımında bir metanın toplam başkalaşımı, nasıl metalar dünyasının başkalaşımlar zincirinin bir halkası olarak görünüyorduysa, şimdi de bireysel sermayenin başkalaşımı toplumsal sermayenin başkalaşımlar zincirinin bir halkası olarak görünür.” Ancak, meta dolaşımı kapitalist olmayan üretim temeli üzerinde de gerçekleşebileceği için, basit meta dolaşımı, sermayenin dolaşımını hiçbir şekilde zorunlu olarak kapsamaz. Oysa toplumsal toplam sermayenin devresi, herhangi bir bireysel sermaye devresinin içinde yeri olmayan meta dolaşımını da, yani sermayeyi temsil etmeyen metaların dolaşımını da kapsar.
Marx, şimdi de toplumsal toplam sermayenin bileşenleri olarak bireysel sermayelerin dolaşım sürecini incelememiz gerektiğini belirtir. Bu konunun bu kısmın sonraki bölümlerinden birine ait olmasına karşın, toplumsal toplam sermayenin bileşeni olarak ele alınan para-sermayenin burada ele alınıp inceleneceğini ifade eder.
Hatırlanacağı üzere, bireysel sermayenin devri ele alınırken, para-sermaye kendisini iki yanıyla göstermişti.
Birincisi, para-sermaye, her bireysel sermayenin sahneye çıkarken ve sermaye olarak kendi sürecini başlatırken sahip olduğu biçimi oluşturur. Bu nedenle, bütün süreci harekete geçiren ilk itici güç olarak görünür.
İkincisi, devir döneminin farklı uzunluklarına ve bunun iki bileşeni (üretim dönemi ve dolaşım dönemi) arasındaki farklı oranlara bağlı olarak, yatırılan sermaye değerinin sürekli olarak para biçiminde yatırılması gerekir. Ayrıca da, sermayenin yenilenmesi gereken bileşeninin kesintisiz üretim ölçeğine oranı, söz konusu faktörlere göre farklı olur. Ama burada söz konusu olanın, sadece olağan devir yani soyut bir ortalama olduğunu belirtir Marx. Dolaşımdaki tıkanmaları dengelemek için gereken ek para-sermaye ise dikkate alınmamıştır.
Meta üretimi meta dolaşımını ve meta dolaşımı da metanın para olarak ifade edilmesini yani para dolaşımını öngörür. Metanın, meta ve para olarak ikiye bölünmesi, ürünün meta olarak ifade edilmesinin bir yasasıdır. Aynı şekilde kapitalist meta üretimi (ister toplumsal, ister bireysel açıdan ele alınsın), para-sermayeyi her yeni başlayan iş için bir ilk motor ve bir kesintisiz motor olarak varsayar. Özellikle döner sermaye, para-sermayenin kısa zaman aralıklarıyla sürekli olarak yeniden motor olarak ortaya çıkmasını öngörür. Yatırılan tüm sermaye değeri, yani metalardan (emek gücünden, emek araçlarından ve üretim maddelerinden) oluşan sermaye öğelerinin hepsi, sürekli olarak parayla satın alınmak zorundadır. “Burada bireysel sermaye için geçerli olan şey, yalnızca çok sayıda bireysel sermaye biçiminde işlev gören toplumsal sermaye için de geçerlidir.” Ancak, daha önce birinci ciltte gösterilmiş olduğu gibi, buradan hiçbir zaman, sermayenin işlev görme alanının, işlev görmekte olan para-sermayenin büyüklüğüne bağımlı olduğu sonucu çıkmaz.
Sermayeye dahil olan bazı üretim öğelerinin belirli sınırlar içinde genişlemeleri, yatırılan para-sermayenin büyüklüğünden bağımsızdır. Emek gücü, kendisine yapılan ödeme aynı kalırken, yaygın ya da yoğun olarak daha fazla sömürülebilir. Artan sömürüyle birlikte ücretler arttırılmış olsa bile, bu artış aynı oranda ve hele aynı miktarda değildir.
Üretken biçimde sömürülen ama sermayenin bir değer öğesi olmayan toprak, deniz, madenler, ormanlar gibi doğal maddeler, para-sermaye yatırımında bir artış olmadan da, aynı miktar emek gücünün daha fazla zorlanmasıyla, daha yoğun ya da geniş biçimde sömürülür. Böylece, bir ek para-sermaye yatırma zorunluluğu olmadan, üretken sermayenin gerçek öğeleri çoğaltılmış olur. Ek yardımcı maddeler için bir ek para-sermayenin gerekli olması durumunda, sermaye-değerin yatırıldığı para-sermaye, üretken sermayenin büyüyen etkinliği oranında artmaz.
Sabit sermaye için ek para yatırımı yapılmaksızın, aynı sabit sermaye gerek günlük kullanılma süreleri uzatılarak, gerekse kullanılma yoğunluğu artırılarak daha etkili bir şekilde kullanılabilir. Bu durumda sabit sermayenin devri hızlanır ama yeniden üretiminin öğelerinin de daha çabuk ikmali gerekir.
Doğal cevherlerden ayrı olarak, hiçbir maliyetleri bulunmayan doğa güçleri de, aracılar olarak, daha çok ya da daha az etkili şekillerde üretim sürecine dahil edilebilir. Bunların etkililik derecesi, kapitaliste hiçbir maliyeti olmayan yöntemlere ve bilimsel ilerlemelere bağlıdır.
Üretim sürecinde emek gücünün toplumsal birlikteliği ve bireysel işçilerin birikmiş becerileri için de aynısı geçerlidir. Marx, İngiliz iktisatçı Carey’in hesaplamasına göre, toprağın mevcut üretkenliğini sağlayan ve aslında bilinmeyen zamanlardan bu yana toprağa eklenmiş olan tüm sermaye ya da emek için bir ödeme yapılmadığını hatırlatır. Şayet yapılmış olsaydı, “buna göre, tek bir işçiye, bir yabanıldan modern bir teknisyen çıkarmak için insan soyunun bütünü tarafından harcanmış olan emeğe göre ödeme yapılması gerekirdi”. Oysa tersi geçerlidir: “Toprakta yer alan tüm karşılığı ödenmemiş, ama toprak sahipleri ve kapitalistler tarafından gümüşe çevrilmiş olan emek hesaplanırsa, toprağa eklenmiş olan tüm sermaye, tefeci faizleriyle defalarca ve defalarca geri ödenmiş, dolayısıyla toprak toplum tarafından defalarca ve defalarca geri satın alınmıştır.”
Emeğin üretkenlik gücündeki artış ek bir sermaye yatırımını gerektirmediği sürece, ürünün değerini değil, yalnızca miktarını arttırır. Ama bu durum aynı zamanda, sermaye için yeni malzeme sağlar ve dolayısıyla artan sermaye birikimi için temel oluşturur.
Kapital birinci ciltte ele alındığı gibi, toplumsal emeğin örgütlenmesinin ve böylece emeğin toplumsal üretkenlik gücünün arttırılmasının, daha büyük ölçekte üretim yapılmasını mümkün kıldığı açıktır. Bu durumun bireysel kapitalistler tarafından büyük miktarlarda para-sermaye yatırımını gerekli kılması ölçüsünde, bunun sermayelerin az sayıda elde merkezileşmesi yoluyla gerçekleştiği de birinci ciltte gösterilmiştir. Bireysel sermayelerin büyüklüğü, bunların toplumsal toplamlarında bir artış olmaksızın, sermayenin az sayıda elde merkezileşmesi yoluyla artabilir. Bu yalnızca bireysel sermayelerin dağılımındaki bir değişme demektir.
Marx bundan önceki kısımda, devir dönemindeki kısalmanın, ya daha az para-sermaye ile aynı üretken sermayenin ya da aynı para-sermaye ile daha fazla üretken sermayenin harekete geçirilebileceğini görmüş olduğumuzu hatırlatır. Neticede üretim araçlarının ve emek gücünün fiyatları verili iken, metalar şeklinde var olan bu üretim öğelerinin belirli bir miktarını satın alabilmek için gerekli olan para-sermayenin büyüklüğü bellidir. Fakat mesele, yatırılan para-sermayenin ötesinde boyutlara sahiptir. Çünkü yatırılan sermaye üretken sermayeye çevrildikten sonra, sınırları bu sermayenin kendi değer sınırlarıyla belirlenmeyen ve farklı şekillerde etkili olabilen üretken güç içerir. Üretken sermaye içinde yer alan emek gücünün yaratacağı artı-değerin miktarına göre sözü edilen üretken güç az ya da çok olabilir.
Diğer bir husus ise, her yıl aşınan sikkeleri yerlerine koymak üzere toplumsal emek ve üretim araçlarından harcanmak zorunda olan bölümle ilgilidir. Bu bölümün toplumsal üretimin büyüklüğünden bir kesinti olduğu apaçıktır. “Ama kısmen dolaşım aracı, kısmen gömü olarak işlev gören para değerine gelince, o bir varlığa sahiptir, elde edilmiştir, emek gücünün, üretilmiş üretim araçlarının ve zenginliğin doğal kaynaklarının yanında bulunmaktadır. Bunların önündeki bir engel olarak görülemez. Onun üretim öğelerine dönüştürülmesiyle, başka halklarla mübadele edilmesiyle, üretim ölçeği genişletilebilir.” Ne var ki böyle bir durum, paranın her zaman dünya parası rolünü oynamasını varsayar.
Üretken sermayeyi harekete geçirmek için, devir döneminin uzunluğuna bağlı olarak daha büyük ya da daha küçük miktarda para-sermayeye ihtiyaç vardır. Ayrıca, devir döneminin çalışma zamanı ile dolaşım zamanına bölünmesi, yedekte tutulan potansiyel para-sermayede bir artışı gerektirebilir.
Diğer koşullar aynı kalmak üzere çalışma döneminin uzunluğu belirleyici olduğunda, devir dönemi üretim sürecinin özgül toplumsal karakteri tarafından değil, üretim sürecinin maddi doğası tarafından belirlenir. Böyle olmakla birlikte, kapitalist üretim daha uzun süreli ve daha büyük çaplı işlemler, daha uzun bir zaman için daha büyük para-sermaye yatırımlarını gerektirir. “Dolayısıyla bu gibi alanlarda üretim, bireysel kapitalistin para-sermayeyi hangi ölçülerde elinin altında kullanıma hazır bulabileceğine bağlı olur. Kredi sistemiyle ve bununla bağlantılı birleşmelerle, örneğin anonim ortaklıklarla, bu sınır aşılır. Bundan ötürü, para piyasasındaki düzensizlikler bu gibi kuruluşları felce uğratırken, bu kuruluşların kendileri de para piyasasında düzensizliklere yol açar.”
Çalışma döneminin uzunluğundan kaynaklandığı ölçüde, para sermayeye duyulan ihtiyaç iki koşula bağlıdır. Birincisi, kredi bir yana bırakıldığında genel olarak paranın her bir bireysel sermayenin üretken sermayeye dönüşmek için bürünmek zorunda olduğu biçim olmasıdır. Bu, kapitalist üretimin ve genel olarak meta üretiminin doğasından ileri gelir. İkincisi, gerekli para yatırımının büyüklüğü, görece uzun bir süre boyunca toplumdan sürekli olarak emek gücü ve üretim araçları çekilirken, aynı süre boyunca topluma yeniden paraya dönüştürülebilir ürünlerin geri verilmemesinden kaynaklanır. Birinci koşul, yani yatırılacak sermayenin para biçiminde yatırılması zorunluluğu, bu para ister madeni para, ister kredi parası, isterse değer işareti vb. olsun, bu paranın biçimi ile ortadan kalkmaz. Diğer yandan, dolaşıma herhangi bir eş değer sürmeden ondan hangi para aracıyla ya da hangi üretim biçimiyle emek, geçim araçları ve üretim araçları çekildiği ise ikinci koşulu hiçbir şekilde etkilemez.
Marx bu bölümde dolaşım, paranın rolü gibi konuları analiz ederken, kapitalizm ortadan kalktığında (yani toplumsallaştırılmış üretim temelinde) durumun ne olacağına dair de kısa bir akıl yürütmede bulunmuştur. Özetle, arada yararlı bir ürün sağlamadan yıl boyunca kesintisiz olarak emek gücü ve üretim aracı çeken gerekli bazı işlemlerin, geçim araçları ve üretim araçları sağlayan üretim dallarına zarar vermeden hangi ölçekte yürütülebileceğine önceden karar verileceğini düşünür. Şöyle devam eder: “Kapitalist üretimde olduğu gibi toplumsal üretimde de, eskiden olduğu gibi, kısa çalışma dönemlerine sahip iş dallarındaki işçiler, yalnızca kısa süreler boyunca, ürün geri vermeden ürün çekerken, uzun çalışma dönemlerine sahip iş dalları, ürün geri vermeden önce, daha uzun bir süre boyunca sürekli olarak ürün çekecektir. Demek ki bu durum ilgili emek sürecinin toplumsal biçiminden değil, maddi koşullarından kaynaklanır. Toplumsal üretimde para-sermaye ortadan kalkar. Emek gücünü ve üretim araçlarını farklı iş dallarına toplum dağıtır. Benim açımdan, üreticilere, toplumsal tüketim stoklarından kendi emek-zamanlarına karşılık gelen bir miktarı çekmeleri için kâğıt ödeme emirlerinin verilmesinin bir sakıncası bulunmuyor. Bu ödeme emirleri para değildir. Dolaşım gerçekleştirmezler.”
Bireysel sermayeler toplam sermayenin parçalarını oluşturur ve bunların hareketleri toplam sermayenin bütünleştirici unsurlarıdır. Bu nedenle, toplumsal sermayenin yıllık işlevinin sonucunu (toplumun yıl boyunca sağladığı meta-ürünü) incelersek, toplumsal sermayenin yeniden üretim sürecinin nasıl ilerlediği, tek tek bireysel sermayelerin özellikleri vb. açığa çıkacaktır. Yıllık ürün, toplumsal ürünün hem sermayeyi yerine koyan bölümlerini hem de işçiler ve kapitalistler tarafından tüketilen bölümlerini, yani hem üretken tüketimi hem de bireysel tüketimi kapsar. Marx’ın ifadesiyle, “kapitalistler sınıfının ve işçi sınıfının yeniden üretimini (yani varlıklarının korunmasını) ve bu nedenle aynı zamanda toplam üretim sürecinin kapitalist karakterinin yeniden üretimini kapsar”.
Dolaşıma giren toplam toplumsal üretime M dersek, burada tüketim de zorunlu bir rol oynar. Çünkü yeni üretilen meta sermaye (M'), kullanılan değişen ve değişmeyen sermaye toplamını içerdiği gibi, üretilen artı-değeri de içerir. Bu bağlamda hareket hem bireysel tüketimi hem de üretken tüketimi içine alır. Burada toplam yeniden üretim süreci, sermayenin kendisinin yeniden üretim süreci kadar, dolaşımın aracılık ettiği tüketim sürecini de kapsar. Yeniden üretim sürecini tek tek bireysel sermayelerin hareketi açısından değil de toplumsal düzeyde ele aldığımızda, dikkat etmemiz gereken nokta, bireysel sermayelerin satın aldığı üretim öğelerinin toplumsal sermayenin bir bileşenini oluşturduğudur. Diğer yandan, toplumsal meta-ürünün işçinin ücretini harcamasıyla ve kapitalistin de artı-değerini harcamasıyla tüketilen bölümünün hareketini unutmamak gerekir. Bu bölümün hareketi, toplam ürünün hareketinde bütünleştirici bir halka oluşturur ve ayrıca bireysel sermayelerin hareketleriyle iç içe girer.
Marx, bu noktada karşımıza çıkan soruya işaret eder. Üretimde tüketilen sermaye, değer olarak yıllık ürünün bir bölümüyle nasıl yerine koyulur ve bu yerine koyma hareketi kapitalistlerin artı-değer tüketimiyle ve ücretlerin işçiler tarafından tüketilmesiyle nasıl iç içe geçer? İlk olarak basit ölçekli yeniden üretim ve burada ayrıntıları üzerinde duramadığımız diğer bazı varsayımlar eşliğinde Marx ana noktaya doğru ilerler.
Bireysel sermayenin hareketi incelenirken kabul edilen varsayımlar üzerinden yapılan sunumun, toplam toplumsal sermaye ve bunun ürün-değerinin incelenmesine sıra gelince yeterli olmayacağına dikkat çeker Marx. Ürün değerinin bir bölümünün yeniden sermayeye dönüşmesi, bir başka bölümünün hem kapitalistler sınıfının tüketimine ve hem de işçi sınıfının tüketimine girmesi, toplam sermayenin ürün değerinin kendi içinde bir hareket oluşturur. Bu hareket, yalnızca değerin yerine konulması değil, aynı zamanda maddi içeriğin de yerine konulması hareketidir. Basit yeniden üretim, genişletilmiş ölçekli birikim gerçeğine oranla bir soyutlamadır. Fakat birikimin gerçekleşmesi ölçüsünde, basit yeniden üretim her zaman bunun bir parçasını oluşturur ve dolayısıyla kendi başına incelenebilir.
Marx, toplumun toplam ürününün, dolayısıyla da toplam üretiminin iki büyük kesime ayrıldığına işaret eder.
“I. Üretim araçları, üretken tüketimde yer almalarını zorunlu ya da en azından olanaklı kılan bir biçimleri olan metalar.
II. Tüketim araçları, kendilerini kapitalistler sınıfının ve işçi sınıfının bireysel tüketimine sokan bir biçimleri olan metalar.”
Bu iki kesimin kapsadığı çeşitli üretim dalları, birisinde üretim araçları ve diğerinde tüketim araçları (bireysel tüketime konu olan metalar) olmak üzere tek bir büyük üretim yelpazesi oluşturur. Bu iki üretim kesiminin her birinde kullanılan toplam sermaye, toplumsal sermayenin ayrı bir büyük kesimini oluşturur. Her bir kesimde de sermaye iki bileşene ayrılır: 1-Değişen sermaye. Bu sermaye, değer açısından ilgili üretim kesiminde kullanılan toplumsal emek gücünün değerine, yani bu emek gücü için ödenen ücretlerin toplamına eşittir. 2-Değişmeyen sermaye. İlgili kesimde üretim için kullanılan üretim araçlarının tümünün değeri. Bu üretim araçları da yine sabit sermayeye (makineler, emek araçları, binalar, iş hayvanları vb.) ve döner değişmeyen sermayeye (ham ve yardımcı maddeler, yan ürünler vb.) ayrılır.
Bu iki kesimin her birinde üretilmiş olan toplam yıllık ürünün değeri, üretim sırasında tüketilmiş değişmeyen sermaye parçasının değerini (c) ve yıl boyunca harcanan tüm emek tarafından eklenmiş olan bir değer parçasını içerir. Bu sonuncusu da yine, ücretlere yatırılmış değişen sermayeyi (v) yerine koyan bir değer parçası ile bunu aşan yani artı-değeri oluşturan fazlaya (m) ayrılır. O halde, ilgili sembollerle ifade edecek olursak, her bir kesimin toplam yıllık ürününün değeri c + v + m olur.
Marx bu açıklamalardan sonra, basit yeniden üretim varsayımı temelinde ve rakamlar eşliğinde birinci kesim (üretim araçları üretimi) ve ikinci kesim ( tüketim araçları üretimi) üretimini örnekler. Bu örneklemenin şimdilik yalnızca takip eden kısımların daha iyi anlaşılması için olduğunu da belirtir.
Marx, önce iki kesim arasındaki değişimi yine rakamlar eşliğinde ele alır. Amacı, bazı varsayımlar temelinde ilerlettiği analiziyle bu değişimin niteliğini açıklamak olduğundan, örnekleri atlayarak konunun özünü vurgulamak yeterli olacaktır.
İki kesim arasındaki değişimde dikkat edilmesi gereken birinci nokta şudur: Kesim I üretim araçları üretir; bu kesimde çalışan işçiler ücret gelirlerini ve basit yeniden üretim varsayımı temelinde kapitalistler ise artı-değer karşılığı gelirlerini Kesim II’nin ürettiği tüketim nesnelerini satın almak üzere harcarlar. İşçilerin tüm ücret gelirlerini tüketim nesneleri için harcaması normalken, kapitalistler artı-değerden elde ettikleri gelirlerini farklı şekillerde kullanabilirler. Ancak burada kapitalistlerin de tüm artı-değer gelirlerini Kesim II’den tüketim nesneleri satın almak için harcadığı varsayılırsa: Kesim I’in “değişen sermaye değeri+artı-değer” kadar değeri Kesim II’nin tüketim malları ile değiştirilmiş olur. Diğer önemli nokta ise şöyle özetlenebilir: Kesim II’deki kapitalistler yeniden üretimi sürdürebilmek için Kesim I’den üretim araçları satın almak zorundadırlar. Bu kapitalistler, meta-para değişimi neticesinde ellerine geçen parayı ya tümüyle ya da kısmen Kesim I’in üretim araçlarını satın almak üzere harcarlar.
Marx’ın konunun karmaşıklığı içinde ilerleyen derinlikli analizinde kendisinin netleşmesi için ele aldığı detaylar bir yana bırakılacak olursa, önemli olan şudur: Kapitalist işleyiş salt göz önündeki tüketim dünyasında cereyan eden olgular temelinde değil, Kesim I ve Kesim II arasındaki ve her bir kesimin kendi içindeki girift ilişkiler temelinde kavranmalıdır.
İki kesim arasındaki değişimi inceledikten sonra, Marx, Kesim II içindeki değişimi ele alır. Bu kesimde çalışan işçilere ücretleri karşılığı yatırılmış olan değişen sermayenin, işçiler tarafından genel olarak tüketim araçlarına harcanacağı varsayılır. Böylece, Kesim II’nin işçileri bizzat bu kesimin kapitalistlerinden aldıkları ücretle kendi ürünlerinin (ücret olarak alınan para-değerin büyüklüğüne karşılık gelen) bir bölümünü satın alırlar. Kesim II’nin kapitalistler sınıfı, bu yolla, ücretler için yatırdıkları para-sermayelerini yeniden para biçimine dönüştürmüş olurlar. Basit yeniden üretim varsayımı temelinde bu kesimin kapitalistleri de üretilen metaların artı-değer parçasını pratikte gelir olarak tüketim araçlarına harcarlar. Burada açıklanması gereken başka bir nokta daha olduğunu belirtir Marx.
“Yıllık meta üretiminin Kesim II’si çok farklı sanayi dallarından oluşur; ama bunlar, ürünlerine göre, iki büyük alt kesime ayrılabilir:
a) İşçi sınıfının tüketimine giren ve zorunlu geçim araçları oldukları ölçüde işçilerinkilerden nitelik ve değer bakımından çoğu kez farklı olsalar da, kapitalistler sınıfının tüketiminin de bir bölümünü oluşturan tüketim araçları. Buradaki amacımız için bu alt kesimin tümünü şu başlık altında toplayabiliriz: zorunlu tüketim araçları. Bu bağlamda, örneğin tütün gibi bir ürünün fizyolojik açıdan zorunlu bir tüketim aracı olup olmamasının hiçbir önemi yoktur; alışkanlık sonucu böyle sayılıyor olması yeter.
b) Yalnızca kapitalistler sınıfının tüketimine giren, yani yalnızca, işçinin payına hiçbir zaman düşmeyen harcanmış artı-değer karşılığında mübadele edilebilen lüks tüketim malları.”
Bu ayrımdan çıkan bazı sonuçlar vardır. Örneğin, yıllık üretilen ürünün lüks bölümü ne kadar büyürse ve dolayısıyla lüks mal üretiminin soğurduğu emek gücünün payı ne kadar yükselirse, lüks mallar üretiminde çalıştırılan işçilerin varlığı ve yeniden üretimi (onlara zorunlu geçim araçlarının sağlanması), kapitalistler sınıfının savurganlığına, yani artı-değerin önemli bir bölümünün lüks mallara çevrilmesine o kadar bağlı hale gelir. Marx, her bunalımın lüks tüketimi geçici olarak azaltacağına dikkat çeker. Bunun neticesinde lüks malların üretiminde çalışan işçilerin bir bölümü sokağa atılır ve bu işçilerin alım gücü kalmadığından bu durum zorunlu tüketim araçlarının satışını da köstekler ve azaltır.
Marx, gönenç dönemlerinde ve özellikle spekülatif işlemlerin doruğuna vardığı zamanlarda ise tersi durumun ortaya çıktığına işaret eder. Bu tür dönemlerde paranın göreli değeri genelde düşer ve dolayısıyla metaların fiyatları kendi değerlerinden bağımsız olarak yükselir. Bu durumda yalnızca zorunlu tüketim araçlarının tüketimi artmakla kalmaz, işçi sınıfının iş bulan kesimi de kendi yedek ordusunun katılımıyla genişler. Ayrıca, kendisi için başka zamanlarda erişilmez olan lüks nesnelerin tüketiminden ve başka zamanlarda büyük çoğunluğu yalnızca kapitalistler için “zorunlu” sayılan tüketim araçlarının tüketiminden geçici olarak pay alır. Bu durum da yarattığı etki oranında fiyatların yükselmesine yol açar.
Bunalımlara fiili tüketim ya da fiili tüketici azlığının neden olduğunu söylemenin, zaten çok açık olan bir gerçekliğin yinelenmesinden öte bir anlam taşımadığını belirtir Marx. Çünkü kapitalist sistem, fiili tüketim biçiminden başka bir tüketim biçimi tanımaz. Marx’ın vurguladığı gibi, “metaların satılamaz durumda olması, bunların kendilerine ödeme gücüne sahip alıcılar, yani tüketiciler bulamadıklarından başka bir anlama gelmez.” Bazıları, işçi sınıfının kendi ürününden aldığı pay artar artmaz ve bunun sonucu olarak ücretler yükselir yükselmez ekonomideki kötü durumun düzeleceğini söyler ve böylece boş laflarına sözüm ona derin bir gerekçe kazandırdıklarını düşünürler. Marx, bunun karşısında tek vurgulanması gereken şey, “bunalımların, her seferinde, tam da ücretlerin genel olarak yükseldiği ve işçi sınıfının yıllık ürünün tüketime yönelik bölümünden gerçekten de daha büyük bir pay aldığı bir dönem tarafından hazırlandığı olacaktır” der. Oysa söz konusu boş laf üreticilerinin bakış açısına göre, bu tür bir dönemin, tam tersine, bunalımı uzaklaştırması gerekirdi. Marx’ın iktisatçı geçinen safsatacılar karşısında kapitalizmin gerçekliğini ortaya koyan şu değerlendirmesi çok önemlidir: “Dolayısıyla, öyle görünüyor ki, kapitalist üretim, işçi sınıfının sözü edilen göreli gönencine yalnızca geçici olarak ve her seferinde de yalnızca bir bunalımın habercisi olarak izin veren, iyi ya da kötü niyetlerden bağımsız koşullar içeriyor.”
Marx’ın bu bölümdeki açıklamalarının basit yeniden üretim varsayımı temelinde ilerlediğini hatırlayalım. O nedenle, Marx’ın buradaki bazı tespitleri bu temelde yer alır. Örneğin, artı-değerin ele geçirilmesi bireysel kapitalistin itici güdüsü olarak görünse bile, basit yeniden üretim, özünde, tüketim amacına yöneliktir. Basit yeniden üretimde, artı-değer, göreli büyüklüğü ne olursa olsun, sonuçta, yalnızca kapitalistin bireysel tüketimine hizmet edecektir. Kapitalist gelişme kuşkusuz basit yeniden üretim düzeyini aşıp geçmiştir. Genişletilmiş yeniden üretim söz konusu olduğunda, Marx’ın vurguladığı gibi işler daha karmaşık görünür, çünkü ganimete yani sanayici kapitalistin artı-değerine ortak olan faizciler, rantçılar ondan bağımsız tüketiciler olarak ortaya çıkarlar.
Marx yukarıdaki bölümlerde ele aldığı kesimler arası ve kesim içi mübadele konusunu, şimdi de bu mübadelelerin para dolaşımı aracılığıyla gerçekleşmesi açısından inceler. Onun ince detaylarıyla ve rakamlar eşliğinde yaptığı bu incelemede, yine vurguladığı önemli noktalar üzerinden ilerleyelim. Marx, farklı türlerden üreticiler arasındaki dolaşımı, daha önce ele aldığı kategoriler üzerinden analiz etmeyi sürdürür. Bu bağlamda Kesim I ve Kesim II arasında ve bu kesimlerin kendi içinde gerçekleşen mübadeleler hatırlanmalıdır.
Kesim I’deki kapitalistlerin ücrete yatırdıkları para doğrudan değil, dolaylı bir yolla geri döner. Çünkü birinci kesimin işçileri elde ettikleri ücretle, ikinci kesimin ürettiği tüketim maddelerini satın alırlar. Oysa Kesim II’nin zorunlu geçim araçlarını üreten kapitalistlerinin yatırdığı değişen para-sermaye ise bizzat bu kesimin kendi içindeki meta dolaşımının olağan akışı içinde onlara dolaysız biçimde geri döner. Bu durum, meta üreticileri tarafından dolaşıma sokulan paranın, kendilerine normal meta dolaşımı yoluyla döndüğü şeklindeki genel yasanın bir ifadesidir. Fakat buradan ayrıca ikincil bir sonuç da çıkmaktadır. Şöyle ki, sanayici kapitalistin arkasında bir para-kapitalistinin bulunması durumunda, söz konusu paranın gerçek geriye akış noktası para-kapitalistinin cebi olur. “Bu şekilde, paranın az ya da çok bütün ellerde dolaşmasına karşın, dolaşır sermaye kütlesi, bankalar vb. biçiminde örgütlenmiş ve yoğunlaşmış olan para- sermaye kesimine ait olur.” Burada, Kapital birinci ciltte ele alınan önemli bir hususu da hatırlayalım: “Meta dolaşımı için iki şey her zaman gereklidir: dolaşıma sokulan metalar ve dolaşıma sokulan para.”
Değişen sermayeye çevrilen para-sermaye, para dolaşımında başrollerden birini oynar. Çünkü emekçiler günü gününe yaşamak zorunda olduklarından, sanayici kapitalistlere herhangi bir süre için kredi açabilecek bir durumları yoktur. Bu nedenle, toplumun mekânsal olarak farklı sayısız noktasında, görece hızlı yinelenen zaman aralıklarıyla eş zamanlı ve para biçiminde değişen sermaye yatırılması gerekir. “Bu şekilde yatırılmış olan para-sermaye, kapitalist üretimin hüküm sürdüğü her ülkede, özellikle aynı paranın (başlangıç noktasına geri dönüşünden önce) çok farklı kanallardan geçmesi ve dolaşım aracı olarak sayısız başka işletme için işlev görmesi nedeniyle, toplam dolaşımın görece belirleyici bir bölümünü oluşturur.”
Marx iki kesim arasındaki mübadeleyi, para dolaşımı konusunu da işin içine katarak rakamlar eşliğinde somutlamaya çalışır. Onun verdiği örnek üzerinden ilerleyelim.
-Kesim I’in kapitalistleri kendi üretim süreçleri için emek gücüne para olarak 1000 sterlin öderler.
-İşçiler bu 1000 sterlin tutarındaki ücretleriyle Kesim II’den tüketim araçları satın alırlar.
-Kesim II’nin kapitalistleri, birinci kesim işçilerinden elde edilmiş olan bu 1000 sterlin para karşılığında, Kesim I’den aynı değerde üretim araçları satın alırlar.
Böylece para olarak 1000 sterlin, Kesim I kapitalistlerinin yeniden yatıracağı değişen sermayenin para biçimi olarak kendilerine geri dönmüş olur.
Ayrıca:
-Kesim II’nin kapitalistleri, değişmeyen sermaye olarak Kesim I’den 500 sterlinlik üretim araçları satın almıştır.
-Böylece Kesim I kapitalistlerinin eline 500 sterlin geçmiş olur ve onlar da karşılığında Kesim II’den 500 sterlinlik tüketim araçları satın alırlar.
-Bu kez Kesim II kapitalistleri kendi ellerine geçen bu 500 sterlinle Kesim I’den yine üretim araçları satın alırlar.
-Kesim I kapitalistleri şimdi kendilerine dönen bu 500 sterlinle Kesim II’den tüketim araçları satın alırlar.
Marx’ın kapitalist işleyişi karmaşıklığı içinde yansıtmak amacıyla örneklediği bu işleyişe dair bazı detay açıklamalarının içinde yer alan önemli hususları vurgulayalım. Örnekte görüldüğü üzere, emek gücü, işçinin eline geçen ücretin tüketim araçlarıyla değiştirilmesi yoluyla korunmuş ve yeniden üretilmiştir. Şimdi işçi yaşayabilmek için işgücünü tekrar kapitaliste satabilecektir. O halde, ücretli emekçiler ile kapitalistler arasındaki ilişki de yeniden üretilmiştir.
Diğer bir husus, kapitalistlerin tüketim araçları satın almalarıyla ilgilidir. Şayet bir kapitalist tüketim araçları için para harcamışsa, bu para kendisi için elden çıkıp gitmiştir. (Marx burada hâlâ, tüm diğer kapitalistleri temsil etmek üzere yalnızca sanayici kapitalistlerle ilgilenildiğini belirtir.) “Bu paranın ona geri dönmesi, ancak onu meta yemiyle (yani kendi meta-sermayesiyle) avlayıp dolaşımdan çıkarmasıyla gerçekleşebilir.” Kapitalistin tüm yıllık meta-ürününün değeri gibi, yıllık ürünün her bir öğesi de (yani tek tek metaların değerleri de), değişmeyen sermaye değerine, değişen sermaye değerine ve artı-değere ayrılabilir. O halde, metaların tek tek her birinin paraya çevrilmesi, meta-ürünün tümünde saklı bulunan artı-değerin belirli bir parçasının paraya çevrilmesidir. Dolayısıyla, kapitalistin, artı-değerinin paraya çevrilmesini (realize olmasını) sağlayan parayı dolaşıma kendisinin soktuğu (ve bunu, söz konusu parayı tüketim araçlarına harcayarak yaptığı), bu örnekte sözcüğü sözcüğüne doğrudur.
Uygulamada bu iki şekilde gerçekleşir: I- Eğer bir işletme o yıl içinde açıldıysa, kapitalist ancak epeyce bir sürenin (en iyi olasılıkla birkaç ayın geçmesinin ardından), kişisel tüketimi için işletme gelirinden para harcayabilecek duruma gelebilir. Fakat bu yüzden tüketimine bir an olsun ara vermez. Bir süre sonra nasılsa artı-değer elde edeceği düşüncesiyle, kendisine bir para yatırımı yapar. Bunu kendi cebinden mi, yoksa kredi yoluyla başkalarının cebinden mi yaptığının burada hiçbir önemi yoktur. Böylece, daha sonra gerçekleşecek olan artı-değerin gerçekleştirilmesi için gereken dolaşım aracını da dolaşıma sürmüş olur. II-Eğer tersine, bir işletme uzunca bir süredir düzenli şekilde faaliyet gösteriyorsa, ödemeler ve gelirler bütün yıl boyunca farklı vadelere dağılmış durumdadır. Fakat kapitalistin tüketimi kesintisiz devam eder ve bunun büyüklüğü, alışılmış ya da tahmin edilen gelirin belirli bir oranına göre hesap edilir. Metaların satılan her bölümüyle, yıl boyunca üretilen artı-değerin bir kısmı da gerçekleştirilmiş olur. Ama tüm yıl boyunca üretilmiş olan metaların, yalnızca içerdikleri değişmeyen ve değişen sermaye değerlerini yerine koymaya yetecek miktarı satılsaydı (ya da fiyatlar, yıllık meta-ürünün satışıyla yalnızca bu ikisinin değerinin gerçekleşeceği ölçüde düşseydi), gelecekteki artı-değer hesabına göre harcanmış olan paranın tamamen beklentilere dayalı karakteri açık şekilde ortaya çıkardı.
Ne var ki, kendi artı-değerinin gerçekleşmesi ve aynı zamanda kendi değişmeyen ve değişen sermayelerinin dolaşımı için gerekli parayı kapitalistler sınıfının kendisinin dolaşıma sokmak zorunda olduğu önermesi, kapitalistler sınıfının tümü göz önünde bulundurulduğunda bir paradoks olarak değil tam tersine tüm mekanizmanın zorunlu koşulu olarak görünür. “Çünkü burada yalnızca iki sınıf vardır: yalnızca kendi emek gücü üzerinde tasarrufta bulunabilen işçi sınıfı; toplumsal üretim araçlarının ve paranın tekelci mülkiyetine sahip olan kapitalistler sınıfı.” Şayet metalarda saklı bulunan artı-değerin gerçekleşmesi için gerekli olan parayı ilk aşamada işçi sınıfının kendi kaynaklarından yatıracağı varsayılsaydı, bu tam da bir paradoks olurdu. Fakat bu yatırım işini yapan bireysel kapitalisttir ve bunu her zaman, ya tüketim mallarının satın alımına para harcayan ya da ister emek gücü ister üretim araçları olsunlar, üretken sermayesinin öğelerinin satın alımına para yatıran bir alıcı kimliğiyle yapar. Kapitalist parasını her zaman bir eş değer karşılığında elinden çıkarır. Parasını dolaşıma, tıpkı bu dolaşıma metalarını sürdüğü gibi sokar ve her iki durumda da, bunların dolaşımlarının başlangıç noktası olarak iş görür.
Sürecin gerçek akışını iki neden gözlerden gizler:
1. Ticaret sermayesinin ve kapitalistlerin özel bir türüne özgü manipülasyon nesnesi olarak para-sermayenin, sanayi sermayesinin dolaşım sürecinde ortaya çıkması.
2. İlk elde her zaman sanayici kapitalistin elinde bulunması gereken artı-değerin farklı kategorilere bölünmesi. Bunların taşıyıcıları olarak, sanayici kapitalistin yanı sıra toprak sahibinin, tefecinin ve aynı şekilde devletin ve onun memurlarının, rantiyelerin vb. ortaya çıkması. Bu kişiler sanayici kapitalistin karşısına alıcılar olarak çıkar ve alımları ölçüsünde onun metalarını paraya çevirir ve onlardan çıkan para sanayici kapitalistin eline geçer. “Bu arada, bunu başlangıçta hangi kaynaktan elde etmiş ve sürekli olarak hangi kaynaktan yeniden elde etmekte oldukları hep unutulur.”
(devam edecek)