Kapitalistlerin kapitalizmi eleştirir gözüktüğü açıklamalar, aslında, büyük burjuvazide giderek artan bir korkunun dışa vurumudur. “Toplumsal olaylar patlak verebilir” şeklinde kodladıkları şey aslında işçi sınıfının kapitalist düzeni devrimci yoldan tasfiye etmesinden duydukları korkuyu ele veriyor. Bunun olmaması için kapitalizme güya eleştiriler getirerek, sınırlarını ve çerçevesini kendilerinin çizdiği, kontrolünü kendi ellerinde tuttukları ve hatta gerekirse finansmanını da kendilerinin sağladıkları düzen içi bir “sol”a, ehlileştirilmiş bir anti-kapitalist söyleme ihtiyaç duyuyorlar. Emperyalist kapitalist çürümenin ayyuka çıktığı bir dönemde bu tarz bir ehlileştirilmiş anti-kapitalizm aslında kapitalizmin devamının önkoşullarından biri, olmazsa olmazı haline gelmiştir. Büyük patronlar sırtlarında taşıdıkları muazzam servetten şikayetçiymiş gibi görünmeden o servete sahip olmanın sürdürülebilir olmadığını görmüş durumdalar. Kimi büyük patronların söz konusu türden sansasyonel beyanları ile çeşitli ülkelerde kimi “alternatif sol” projelerin savunduğu sözde anti-kapitalist anlayışın aynı doğrultuya işaret ettiğini, bir paralellik oluşturduğunu gözden kaçırmamak gerekir.