Bölüm 20: Basit Yeniden Üretim
I. Sorunun Formülasyonu
Bireysel sermayeler toplam sermayenin parçalarını oluşturur ve bunların hareketleri toplam sermayenin bütünleştirici unsurlarıdır. Bu nedenle, toplumsal sermayenin yıllık işlevinin sonucunu (toplumun yıl boyunca sağladığı meta-ürünü) incelersek, toplumsal sermayenin yeniden üretim sürecinin nasıl ilerlediği, tek tek bireysel sermayelerin özellikleri vb. açığa çıkacaktır. Yıllık ürün, toplumsal ürünün hem sermayeyi yerine koyan bölümlerini hem de işçiler ve kapitalistler tarafından tüketilen bölümlerini, yani hem üretken tüketimi hem de bireysel tüketimi kapsar. Marx’ın ifadesiyle, “kapitalistler sınıfının ve işçi sınıfının yeniden üretimini (yani varlıklarının korunmasını) ve bu nedenle aynı zamanda toplam üretim sürecinin kapitalist karakterinin yeniden üretimini kapsar”.
Dolaşıma giren toplam toplumsal üretime M dersek, burada tüketim de zorunlu bir rol oynar. Çünkü yeni üretilen meta sermaye (M'), kullanılan değişen ve değişmeyen sermaye toplamını içerdiği gibi, üretilen artı-değeri de içerir. Bu bağlamda hareket hem bireysel tüketimi hem de üretken tüketimi içine alır. Burada toplam yeniden üretim süreci, sermayenin kendisinin yeniden üretim süreci kadar, dolaşımın aracılık ettiği tüketim sürecini de kapsar. Yeniden üretim sürecini tek tek bireysel sermayelerin hareketi açısından değil de toplumsal düzeyde ele aldığımızda, dikkat etmemiz gereken nokta, bireysel sermayelerin satın aldığı üretim öğelerinin toplumsal sermayenin bir bileşenini oluşturduğudur. Diğer yandan, toplumsal meta-ürünün işçinin ücretini harcamasıyla ve kapitalistin de artı-değerini harcamasıyla tüketilen bölümünün hareketini unutmamak gerekir. Bu bölümün hareketi, toplam ürünün hareketinde bütünleştirici bir halka oluşturur ve ayrıca bireysel sermayelerin hareketleriyle iç içe girer.
Marx, bu noktada karşımıza çıkan soruya işaret eder. Üretimde tüketilen sermaye, değer olarak yıllık ürünün bir bölümüyle nasıl yerine koyulur ve bu yerine koyma hareketi kapitalistlerin artı-değer tüketimiyle ve ücretlerin işçiler tarafından tüketilmesiyle nasıl iç içe geçer? İlk olarak basit ölçekli yeniden üretim ve burada ayrıntıları üzerinde duramadığımız diğer bazı varsayımlar eşliğinde Marx ana noktaya doğru ilerler.
Bireysel sermayenin hareketi incelenirken kabul edilen varsayımlar üzerinden yapılan sunumun, toplam toplumsal sermaye ve bunun ürün-değerinin incelenmesine sıra gelince yeterli olmayacağına dikkat çeker Marx. Ürün değerinin bir bölümünün yeniden sermayeye dönüşmesi, bir başka bölümünün hem kapitalistler sınıfının tüketimine ve hem de işçi sınıfının tüketimine girmesi, toplam sermayenin ürün değerinin kendi içinde bir hareket oluşturur. Bu hareket, yalnızca değerin yerine konulması değil, aynı zamanda maddi içeriğin de yerine konulması hareketidir. Basit yeniden üretim, genişletilmiş ölçekli birikim gerçeğine oranla bir soyutlamadır. Fakat birikimin gerçekleşmesi ölçüsünde, basit yeniden üretim her zaman bunun bir parçasını oluşturur ve dolayısıyla kendi başına incelenebilir.
II. Toplumsal Üretimin İki Kesimi
Marx, toplumun toplam ürününün, dolayısıyla da toplam üretiminin iki büyük kesime ayrıldığına işaret eder.
“I. Üretim araçları, üretken tüketimde yer almalarını zorunlu ya da en azından olanaklı kılan bir biçimleri olan metalar.
II. Tüketim araçları, kendilerini kapitalistler sınıfının ve işçi sınıfının bireysel tüketimine sokan bir biçimleri olan metalar.”
Bu iki kesimin kapsadığı çeşitli üretim dalları, birisinde üretim araçları ve diğerinde tüketim araçları (bireysel tüketime konu olan metalar) olmak üzere tek bir büyük üretim yelpazesi oluşturur. Bu iki üretim kesiminin her birinde kullanılan toplam sermaye, toplumsal sermayenin ayrı bir büyük kesimini oluşturur. Her bir kesimde de sermaye iki bileşene ayrılır: 1-Değişen sermaye. Bu sermaye, değer açısından ilgili üretim kesiminde kullanılan toplumsal emek gücünün değerine, yani bu emek gücü için ödenen ücretlerin toplamına eşittir. 2-Değişmeyen sermaye. İlgili kesimde üretim için kullanılan üretim araçlarının tümünün değeri. Bu üretim araçları da yine sabit sermayeye (makineler, emek araçları, binalar, iş hayvanları vb.) ve döner değişmeyen sermayeye (ham ve yardımcı maddeler, yan ürünler vb.) ayrılır.
Bu iki kesimin her birinde üretilmiş olan toplam yıllık ürünün değeri, üretim sırasında tüketilmiş değişmeyen sermaye parçasının değerini (c) ve yıl boyunca harcanan tüm emek tarafından eklenmiş olan bir değer parçasını içerir. Bu sonuncusu da yine, ücretlere yatırılmış değişen sermayeyi (v) yerine koyan bir değer parçası ile bunu aşan yani artı-değeri oluşturan fazlaya (m) ayrılır. O halde, ilgili sembollerle ifade edecek olursak, her bir kesimin toplam yıllık ürününün değeri c + v + m olur.
Marx bu açıklamalardan sonra, basit yeniden üretim varsayımı temelinde ve rakamlar eşliğinde birinci kesim (üretim araçları üretimi) ve ikinci kesim ( tüketim araçları üretimi) üretimini örnekler. Bu örneklemenin şimdilik yalnızca takip eden kısımların daha iyi anlaşılması için olduğunu da belirtir.
III. İki Kesim Arasındaki Mübadele
Marx, önce iki kesim arasındaki değişimi yine rakamlar eşliğinde ele alır. Amacı, bazı varsayımlar temelinde ilerlettiği analiziyle bu değişimin niteliğini açıklamak olduğundan, örnekleri atlayarak konunun özünü vurgulamak yeterli olacaktır.
İki kesim arasındaki değişimde dikkat edilmesi gereken birinci nokta şudur: Kesim I üretim araçları üretir; bu kesimde çalışan işçiler ücret gelirlerini ve basit yeniden üretim varsayımı temelinde kapitalistler ise artı-değer karşılığı gelirlerini Kesim II’nin ürettiği tüketim nesnelerini satın almak üzere harcarlar. İşçilerin tüm ücret gelirlerini tüketim nesneleri için harcaması normalken, kapitalistler artı-değerden elde ettikleri gelirlerini farklı şekillerde kullanabilirler. Ancak burada kapitalistlerin de tüm artı-değer gelirlerini Kesim II’den tüketim nesneleri satın almak için harcadığı varsayılırsa: Kesim I’in “değişen sermaye değeri+artı-değer” kadar değeri Kesim II’nin tüketim malları ile değiştirilmiş olur. Diğer önemli nokta ise şöyle özetlenebilir: Kesim II’deki kapitalistler yeniden üretimi sürdürebilmek için Kesim I’den üretim araçları satın almak zorundadırlar. Bu kapitalistler, meta-para değişimi neticesinde ellerine geçen parayı ya tümüyle ya da kısmen Kesim I’in üretim araçlarını satın almak üzere harcarlar.
Marx’ın konunun karmaşıklığı içinde ilerleyen derinlikli analizinde kendisinin netleşmesi için ele aldığı detaylar bir yana bırakılacak olursa, önemli olan şudur: Kapitalist işleyiş salt göz önündeki tüketim dünyasında cereyan eden olgular temelinde değil, Kesim I ve Kesim II arasındaki ve her bir kesimin kendi içindeki girift ilişkiler temelinde kavranmalıdır.
IV. Kesim II’nin İçindeki Mübadele: Zorunlu Geçim Araçları ve Lüks Mallar
İki kesim arasındaki değişimi inceledikten sonra, Marx, Kesim II içindeki değişimi ele alır. Bu kesimde çalışan işçilere ücretleri karşılığı yatırılmış olan değişen sermayenin, işçiler tarafından genel olarak tüketim araçlarına harcanacağı varsayılır. Böylece, Kesim II’nin işçileri bizzat bu kesimin kapitalistlerinden aldıkları ücretle kendi ürünlerinin (ücret olarak alınan para-değerin büyüklüğüne karşılık gelen) bir bölümünü satın alırlar. Kesim II’nin kapitalistler sınıfı, bu yolla, ücretler için yatırdıkları para-sermayelerini yeniden para biçimine dönüştürmüş olurlar. Basit yeniden üretim varsayımı temelinde bu kesimin kapitalistleri de üretilen metaların artı-değer parçasını pratikte gelir olarak tüketim araçlarına harcarlar. Burada açıklanması gereken başka bir nokta daha olduğunu belirtir Marx.
“Yıllık meta üretiminin Kesim II’si çok farklı sanayi dallarından oluşur; ama bunlar, ürünlerine göre, iki büyük alt kesime ayrılabilir:
a) İşçi sınıfının tüketimine giren ve zorunlu geçim araçları oldukları ölçüde işçilerinkilerden nitelik ve değer bakımından çoğu kez farklı olsalar da, kapitalistler sınıfının tüketiminin de bir bölümünü oluşturan tüketim araçları. Buradaki amacımız için bu alt kesimin tümünü şu başlık altında toplayabiliriz: zorunlu tüketim araçları. Bu bağlamda, örneğin tütün gibi bir ürünün fizyolojik açıdan zorunlu bir tüketim aracı olup olmamasının hiçbir önemi yoktur; alışkanlık sonucu böyle sayılıyor olması yeter.
b) Yalnızca kapitalistler sınıfının tüketimine giren, yani yalnızca, işçinin payına hiçbir zaman düşmeyen harcanmış artı-değer karşılığında mübadele edilebilen lüks tüketim malları.”
Bu ayrımdan çıkan bazı sonuçlar vardır. Örneğin, yıllık üretilen ürünün lüks bölümü ne kadar büyürse ve dolayısıyla lüks mal üretiminin soğurduğu emek gücünün payı ne kadar yükselirse, lüks mallar üretiminde çalıştırılan işçilerin varlığı ve yeniden üretimi (onlara zorunlu geçim araçlarının sağlanması), kapitalistler sınıfının savurganlığına, yani artı-değerin önemli bir bölümünün lüks mallara çevrilmesine o kadar bağlı hale gelir. Marx, her bunalımın lüks tüketimi geçici olarak azaltacağına dikkat çeker. Bunun neticesinde lüks malların üretiminde çalışan işçilerin bir bölümü sokağa atılır ve bu işçilerin alım gücü kalmadığından bu durum zorunlu tüketim araçlarının satışını da köstekler ve azaltır.
Marx, gönenç dönemlerinde ve özellikle spekülatif işlemlerin doruğuna vardığı zamanlarda ise tersi durumun ortaya çıktığına işaret eder. Bu tür dönemlerde paranın göreli değeri genelde düşer ve dolayısıyla metaların fiyatları kendi değerlerinden bağımsız olarak yükselir. Bu durumda yalnızca zorunlu tüketim araçlarının tüketimi artmakla kalmaz, işçi sınıfının iş bulan kesimi de kendi yedek ordusunun katılımıyla genişler. Ayrıca, kendisi için başka zamanlarda erişilmez olan lüks nesnelerin tüketiminden ve başka zamanlarda büyük çoğunluğu yalnızca kapitalistler için “zorunlu” sayılan tüketim araçlarının tüketiminden geçici olarak pay alır. Bu durum da yarattığı etki oranında fiyatların yükselmesine yol açar.
Bunalımlara fiili tüketim ya da fiili tüketici azlığının neden olduğunu söylemenin, zaten çok açık olan bir gerçekliğin yinelenmesinden öte bir anlam taşımadığını belirtir Marx. Çünkü kapitalist sistem, fiili tüketim biçiminden başka bir tüketim biçimi tanımaz. Marx’ın vurguladığı gibi, “metaların satılamaz durumda olması, bunların kendilerine ödeme gücüne sahip alıcılar, yani tüketiciler bulamadıklarından başka bir anlama gelmez.” Bazıları, işçi sınıfının kendi ürününden aldığı pay artar artmaz ve bunun sonucu olarak ücretler yükselir yükselmez ekonomideki kötü durumun düzeleceğini söyler ve böylece boş laflarına sözüm ona derin bir gerekçe kazandırdıklarını düşünürler. Marx, bunun karşısında tek vurgulanması gereken şey, “bunalımların, her seferinde, tam da ücretlerin genel olarak yükseldiği ve işçi sınıfının yıllık ürünün tüketime yönelik bölümünden gerçekten de daha büyük bir pay aldığı bir dönem tarafından hazırlandığı olacaktır” der. Oysa söz konusu boş laf üreticilerinin bakış açısına göre, bu tür bir dönemin, tam tersine, bunalımı uzaklaştırması gerekirdi. Marx’ın iktisatçı geçinen safsatacılar karşısında kapitalizmin gerçekliğini ortaya koyan şu değerlendirmesi çok önemlidir: “Dolayısıyla, öyle görünüyor ki, kapitalist üretim, işçi sınıfının sözü edilen göreli gönencine yalnızca geçici olarak ve her seferinde de yalnızca bir bunalımın habercisi olarak izin veren, iyi ya da kötü niyetlerden bağımsız koşullar içeriyor.”
Marx’ın bu bölümdeki açıklamalarının basit yeniden üretim varsayımı temelinde ilerlediğini hatırlayalım. O nedenle, Marx’ın buradaki bazı tespitleri bu temelde yer alır. Örneğin, artı-değerin ele geçirilmesi bireysel kapitalistin itici güdüsü olarak görünse bile, basit yeniden üretim, özünde, tüketim amacına yöneliktir. Basit yeniden üretimde, artı-değer, göreli büyüklüğü ne olursa olsun, sonuçta, yalnızca kapitalistin bireysel tüketimine hizmet edecektir. Kapitalist gelişme kuşkusuz basit yeniden üretim düzeyini aşıp geçmiştir. Genişletilmiş yeniden üretim söz konusu olduğunda, Marx’ın vurguladığı gibi işler daha karmaşık görünür, çünkü ganimete yani sanayici kapitalistin artı-değerine ortak olan faizciler, rantçılar ondan bağımsız tüketiciler olarak ortaya çıkarlar.
V. Para Dolaşımıyla Mübadelelere Aracılık Edilmesi
Marx yukarıdaki bölümlerde ele aldığı kesimler arası ve kesim içi mübadele konusunu, şimdi de bu mübadelelerin para dolaşımı aracılığıyla gerçekleşmesi açısından inceler. Onun ince detaylarıyla ve rakamlar eşliğinde yaptığı bu incelemede, yine vurguladığı önemli noktalar üzerinden ilerleyelim. Marx, farklı türlerden üreticiler arasındaki dolaşımı, daha önce ele aldığı kategoriler üzerinden analiz etmeyi sürdürür. Bu bağlamda Kesim I ve Kesim II arasında ve bu kesimlerin kendi içinde gerçekleşen mübadeleler hatırlanmalıdır.
Kesim I’deki kapitalistlerin ücrete yatırdıkları para doğrudan değil, dolaylı bir yolla geri döner. Çünkü birinci kesimin işçileri elde ettikleri ücretle, ikinci kesimin ürettiği tüketim maddelerini satın alırlar. Oysa Kesim II’nin zorunlu geçim araçlarını üreten kapitalistlerinin yatırdığı değişen para-sermaye ise bizzat bu kesimin kendi içindeki meta dolaşımının olağan akışı içinde onlara dolaysız biçimde geri döner. Bu durum, meta üreticileri tarafından dolaşıma sokulan paranın, kendilerine normal meta dolaşımı yoluyla döndüğü şeklindeki genel yasanın bir ifadesidir. Fakat buradan ayrıca ikincil bir sonuç da çıkmaktadır. Şöyle ki, sanayici kapitalistin arkasında bir para-kapitalistinin bulunması durumunda, söz konusu paranın gerçek geriye akış noktası para-kapitalistinin cebi olur. “Bu şekilde, paranın az ya da çok bütün ellerde dolaşmasına karşın, dolaşır sermaye kütlesi, bankalar vb. biçiminde örgütlenmiş ve yoğunlaşmış olan para- sermaye kesimine ait olur.” Burada, Kapital birinci ciltte ele alınan önemli bir hususu da hatırlayalım: “Meta dolaşımı için iki şey her zaman gereklidir: dolaşıma sokulan metalar ve dolaşıma sokulan para.”
Değişen sermayeye çevrilen para-sermaye, para dolaşımında başrollerden birini oynar. Çünkü emekçiler günü gününe yaşamak zorunda olduklarından, sanayici kapitalistlere herhangi bir süre için kredi açabilecek bir durumları yoktur. Bu nedenle, toplumun mekânsal olarak farklı sayısız noktasında, görece hızlı yinelenen zaman aralıklarıyla eş zamanlı ve para biçiminde değişen sermaye yatırılması gerekir. “Bu şekilde yatırılmış olan para-sermaye, kapitalist üretimin hüküm sürdüğü her ülkede, özellikle aynı paranın (başlangıç noktasına geri dönüşünden önce) çok farklı kanallardan geçmesi ve dolaşım aracı olarak sayısız başka işletme için işlev görmesi nedeniyle, toplam dolaşımın görece belirleyici bir bölümünü oluşturur.”
Marx iki kesim arasındaki mübadeleyi, para dolaşımı konusunu da işin içine katarak rakamlar eşliğinde somutlamaya çalışır. Onun verdiği örnek üzerinden ilerleyelim.
-Kesim I’in kapitalistleri kendi üretim süreçleri için emek gücüne para olarak 1000 sterlin öderler.
-İşçiler bu 1000 sterlin tutarındaki ücretleriyle Kesim II’den tüketim araçları satın alırlar.
-Kesim II’nin kapitalistleri, birinci kesim işçilerinden elde edilmiş olan bu 1000 sterlin para karşılığında, Kesim I’den aynı değerde üretim araçları satın alırlar.
Böylece para olarak 1000 sterlin, Kesim I kapitalistlerinin yeniden yatıracağı değişen sermayenin para biçimi olarak kendilerine geri dönmüş olur.
Ayrıca:
-Kesim II’nin kapitalistleri, değişmeyen sermaye olarak Kesim I’den 500 sterlinlik üretim araçları satın almıştır.
-Böylece Kesim I kapitalistlerinin eline 500 sterlin geçmiş olur ve onlar da karşılığında Kesim II’den 500 sterlinlik tüketim araçları satın alırlar.
-Bu kez Kesim II kapitalistleri kendi ellerine geçen bu 500 sterlinle Kesim I’den yine üretim araçları satın alırlar.
-Kesim I kapitalistleri şimdi kendilerine dönen bu 500 sterlinle Kesim II’den tüketim araçları satın alırlar.
Marx’ın kapitalist işleyişi karmaşıklığı içinde yansıtmak amacıyla örneklediği bu işleyişe dair bazı detay açıklamalarının içinde yer alan önemli hususları vurgulayalım. Örnekte görüldüğü üzere, emek gücü, işçinin eline geçen ücretin tüketim araçlarıyla değiştirilmesi yoluyla korunmuş ve yeniden üretilmiştir. Şimdi işçi yaşayabilmek için işgücünü tekrar kapitaliste satabilecektir. O halde, ücretli emekçiler ile kapitalistler arasındaki ilişki de yeniden üretilmiştir.
Diğer bir husus, kapitalistlerin tüketim araçları satın almalarıyla ilgilidir. Şayet bir kapitalist tüketim araçları için para harcamışsa, bu para kendisi için elden çıkıp gitmiştir. (Marx burada hâlâ, tüm diğer kapitalistleri temsil etmek üzere yalnızca sanayici kapitalistlerle ilgilenildiğini belirtir.) “Bu paranın ona geri dönmesi, ancak onu meta yemiyle (yani kendi meta-sermayesiyle) avlayıp dolaşımdan çıkarmasıyla gerçekleşebilir.” Kapitalistin tüm yıllık meta-ürününün değeri gibi, yıllık ürünün her bir öğesi de (yani tek tek metaların değerleri de), değişmeyen sermaye değerine, değişen sermaye değerine ve artı-değere ayrılabilir. O halde, metaların tek tek her birinin paraya çevrilmesi, meta-ürünün tümünde saklı bulunan artı-değerin belirli bir parçasının paraya çevrilmesidir. Dolayısıyla, kapitalistin, artı-değerinin paraya çevrilmesini (realize olmasını) sağlayan parayı dolaşıma kendisinin soktuğu (ve bunu, söz konusu parayı tüketim araçlarına harcayarak yaptığı), bu örnekte sözcüğü sözcüğüne doğrudur.
Uygulamada bu iki şekilde gerçekleşir: I- Eğer bir işletme o yıl içinde açıldıysa, kapitalist ancak epeyce bir sürenin (en iyi olasılıkla birkaç ayın geçmesinin ardından), kişisel tüketimi için işletme gelirinden para harcayabilecek duruma gelebilir. Fakat bu yüzden tüketimine bir an olsun ara vermez. Bir süre sonra nasılsa artı-değer elde edeceği düşüncesiyle, kendisine bir para yatırımı yapar. Bunu kendi cebinden mi, yoksa kredi yoluyla başkalarının cebinden mi yaptığının burada hiçbir önemi yoktur. Böylece, daha sonra gerçekleşecek olan artı-değerin gerçekleştirilmesi için gereken dolaşım aracını da dolaşıma sürmüş olur. II-Eğer tersine, bir işletme uzunca bir süredir düzenli şekilde faaliyet gösteriyorsa, ödemeler ve gelirler bütün yıl boyunca farklı vadelere dağılmış durumdadır. Fakat kapitalistin tüketimi kesintisiz devam eder ve bunun büyüklüğü, alışılmış ya da tahmin edilen gelirin belirli bir oranına göre hesap edilir. Metaların satılan her bölümüyle, yıl boyunca üretilen artı-değerin bir kısmı da gerçekleştirilmiş olur. Ama tüm yıl boyunca üretilmiş olan metaların, yalnızca içerdikleri değişmeyen ve değişen sermaye değerlerini yerine koymaya yetecek miktarı satılsaydı (ya da fiyatlar, yıllık meta-ürünün satışıyla yalnızca bu ikisinin değerinin gerçekleşeceği ölçüde düşseydi), gelecekteki artı-değer hesabına göre harcanmış olan paranın tamamen beklentilere dayalı karakteri açık şekilde ortaya çıkardı.
Ne var ki, kendi artı-değerinin gerçekleşmesi ve aynı zamanda kendi değişmeyen ve değişen sermayelerinin dolaşımı için gerekli parayı kapitalistler sınıfının kendisinin dolaşıma sokmak zorunda olduğu önermesi, kapitalistler sınıfının tümü göz önünde bulundurulduğunda bir paradoks olarak değil tam tersine tüm mekanizmanın zorunlu koşulu olarak görünür. “Çünkü burada yalnızca iki sınıf vardır: yalnızca kendi emek gücü üzerinde tasarrufta bulunabilen işçi sınıfı; toplumsal üretim araçlarının ve paranın tekelci mülkiyetine sahip olan kapitalistler sınıfı.” Şayet metalarda saklı bulunan artı-değerin gerçekleşmesi için gerekli olan parayı ilk aşamada işçi sınıfının kendi kaynaklarından yatıracağı varsayılsaydı, bu tam da bir paradoks olurdu. Fakat bu yatırım işini yapan bireysel kapitalisttir ve bunu her zaman, ya tüketim mallarının satın alımına para harcayan ya da ister emek gücü ister üretim araçları olsunlar, üretken sermayesinin öğelerinin satın alımına para yatıran bir alıcı kimliğiyle yapar. Kapitalist parasını her zaman bir eş değer karşılığında elinden çıkarır. Parasını dolaşıma, tıpkı bu dolaşıma metalarını sürdüğü gibi sokar ve her iki durumda da, bunların dolaşımlarının başlangıç noktası olarak iş görür.
Sürecin gerçek akışını iki neden gözlerden gizler:
1. Ticaret sermayesinin ve kapitalistlerin özel bir türüne özgü manipülasyon nesnesi olarak para-sermayenin, sanayi sermayesinin dolaşım sürecinde ortaya çıkması.
2. İlk elde her zaman sanayici kapitalistin elinde bulunması gereken artı-değerin farklı kategorilere bölünmesi. Bunların taşıyıcıları olarak, sanayici kapitalistin yanı sıra toprak sahibinin, tefecinin ve aynı şekilde devletin ve onun memurlarının, rantiyelerin vb. ortaya çıkması. Bu kişiler sanayici kapitalistin karşısına alıcılar olarak çıkar ve alımları ölçüsünde onun metalarını paraya çevirir ve onlardan çıkan para sanayici kapitalistin eline geçer. “Bu arada, bunu başlangıçta hangi kaynaktan elde etmiş ve sürekli olarak hangi kaynaktan yeniden elde etmekte oldukları hep unutulur.”
(devam edecek)
link: Elif Çağlı, Marx’ın Kapital’ini Okumak, II. Cilt /23, 30 Nisan 2023, https://fa.marksist.net/node/7973



