Rejimin efendileri adeta işçi sınıfına yaşamı zehir etmek istercesine davranıyorlar. İşçi sınıfının örgütsüzlüğünü fırsat bilen ve bunu tepe tepe kullanan rejimin efendileri, her fırsatta zehir kusmaktan geri durmuyorlar. Yapmış olduğu bir açıklamada Vedat Işıkhan, “Çalışabildiğiniz kadar, Allah’ı Teâlâ bize ne kadar nefes veriyorsa son anımıza kadar belki proje yapmaya, çalışma yapmaya gayret gösterin” diyor. Yani, tatilmiş, emekli olmakmış vs. bunları aklınıza bile getirmeyin. Şu üç günlük dünyada insan gibi yaşamak bize haram. Efendiler günlerini gün ederken bizim payımıza ağır çalışma şartlarında son nefesimize kadar çalışmak düşüyor... Zaten bir gerçek var ki, sayısı her yıl binleri bulan işçi çalışırken son nefesini veriyor. Patronların kârına kâr katan ve açlıkla yüz yüze yaşayan binlerce işçinin hayalleri fabrikalarda, madenlerde, inşaatlarda son buluyor.
Marksist Tutum yazarlarından Can Aytekin “Ölümüne Çalışmak, Düşük Ücretler, İşsizlik… Kapitalizm Yıkılmalı!” yazısında dediği gibi: “Çalışma saatlerinde Avrupa birincisi olan Türkiye, iş cinayetlerinde de dünyada üçüncü, Avrupa’da birinci sırada. Yine Eurostat verilerine göre 2022’de Avrupa genelinde 3286 işçi çalışırken yaşamını yitirdi. Aynı yıl Türkiye’de İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisine göre en az 1843 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. İSİG Meclisinin verileriyle hazırlanılan raporlarda AKP iktidarı döneminde en az 33 bin işçinin iş cinayetinde yaşamını yitirdiği ifade ediliyor. Bu on binlerin içinde henüz hayatının baharında gençlerimiz, küçücük bedenleriyle çocuklarımız ve 65 yaşın üstünde emeklilerimiz var!”
AKP iktidarının işçi düşmanı politikaları her yaştan işçi ölümlerini katlayarak devam etmekte, son nefesler çalışırken verilmektedir. Hak ettiği tazminatını istediği için dövülerek öldürülen Erol Eğrek’i unutmadık. Aynı şekilde Afgan bir sınıf kardeşimiz olan Vezir Mohammad Nurtani, çalışmakta olduğu kaçak maden sahipleri tarafından yakılarak vahşice katledildi.
İşçi sınıfına yaşamayı, nefes almayı çok gören sermaye sınıfı, ya toplu halde ya da tek tek on binlerce işçi kardeşimize hayatı dar ediyor. Özellikle çocuk işçiliğin artmasıyla, çocuk işçi ölümleri de artıyor; pırıl pırıl çocuklar küçücük yaşta son nefeslerini veriyorlar. Daha yeni açmış bir tomurcuk misali dalından koparılan çocuk işçiler patronlar için hiçbir şey ifade etmiyor. Onlar için önemli olan tek şey, bedavaya gelen çocuk işçiler ve tatlı kârları. Ankara’da bir inşaatın asansör boşluğuna sıkışarak ölen 15 yaşındaki çocuk işçi, inşaattan düşen Necip Fazıl Çırak, 11 yaşındaki Ahmet Direk Turan ve daha nice gençler. Özellikle küçük atölyelerde ve tarım alanında çalışan kaçak işçiler içindeki çocuk işçiler, göçmen işçiler, genç yaşta son nefesini işbaşında vermektedir. Can Aytekin’in kaleme aldığı yazıda daha kapsamlı görülüyor ki, en savunmasız kesimler olan gençler, çocuklar ve göçmenler patronların kârı uğruna yaşamdan genç yaşta koparılıyorlar.
İnsani olmayan koşullarda, en ağır şartlarda, bir hak talep etmeden son nefesinize kadar çalışın! Her şeye rağmen hayatta kalmayı başarmışsanız, kalan son nefesinizi de patronların hizmetinde tüketin! Azgın işçi düşmanı olan sermaye sınıfının istediği şey bu.
İşte bu şartlarda işçi sınıfına tek seçenek kalıyor, o da bu sömürü düzenine karşı mücadele etmektir. İnsan gibi yaşamak da insan gibi ölmek de birlikte kuracağımız yeni bir dünyada mümkün olacaktır. İşte bu yüzdendir ki, işçi sınıfının mücadele geleneği bir deniz feneri gibi yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. İşçi sınıfının mücadele geleneğini geleceğe taşımak, “yaşamak ne güzel şey be kardeşim” diyebileceğimiz günlere ulaşmak için, Gelenekten Geleceğe haydi örgütlü mücadeleye!
link: İstanbul’dan MT okuru bir işçi, Son Nefesimize Kadar İnsan Gibi Yaşamak İçin, 23 Haziran 2025, https://fa.marksist.net/node/8535
İsrail’in İran’a Saldırısı: Dünya Savaşında Yeni Perde
Yeni İttihatçılık Safsataları





