Bölüm 25: Kredi ve Hayali Sermaye
Marx bu bölümün başında konuyu hangi çerçevede ele alacağını açıklar. “Kredi sisteminin ve bunun yarattığı araçların (kredi parası vb.) kapsamlı bir çözümlemesi planımızın dışında kalıyor. Burada yalnızca, genel olarak kapitalist üretim tarzının niteliklerini tarif etmek için gerekli olan az sayıda nokta üzerinde durulacak. Sadece ticari krediyle ve banka kredisiyle ilgileneceğiz. Bunların gelişimiyle kamu kredisinin gelişimi arasındaki bağlantıyı ele almayacağız.”
Marx’ın vurguladığı üzere, ticaretin ve kapitalist üretim tarzının gelişmesiyle birlikte kredi sisteminin doğal temeli de genişler, genelleşir ve düzenlenir. Kapitalizmin gelişmesine paralel olarak paranın iş görme biçimi de değişir. “Genel olarak bakıldığında, para burada yalnızca ödeme aracı olarak iş görür, yani meta, para karşılığında değil, belirli bir tarihte ödeme yapılacağı hakkındaki yazılı bir vaat karşılığında satılır.” Bu ödeme vaatlerinin tümünü poliçeler genel kategorisinin altında toplarsak, bu poliçeler vadelerinin dolmasına ve ödeme günlerine kadar yine ödeme araçları olarak dolaşır ve gerçek ticaret parasını oluştururlar. Bu işleyişle poliçeler herhangi bir paraya çevrilmeden, alacakların ve borçların denkleştirilmesi yoluyla sanki para gibi iş görürler. Üreticilerin ve tüccarların kendi aralarındaki bu karşılıklı işlemleri kredi sisteminin gerçek temelini oluştururken, poliçeler de gerçek kredi parasının temelini oluşturur.
Kredi sisteminin gelişmesi, kapitalist üretimde meta ticaretinin gelişmesiyle el ele giden para ticaretinin gelişmesiyle bağlantılıdır. Daha önce görüldüğü üzere, işadamlarının rezerv fonlarının saklanması, para tahsil etme ve ödeme teknik işlemleri, uluslararası ödemeler ve dolayısıyla külçe ticareti para tüccarlarının ellerinde toplanır. Kredi sisteminin diğer tarafı da, yani para tüccarlarının özel işlevi olarak faiz getiren sermayenin ya da para-sermayenin yönetimi bu para ticaretiyle bağlantılı olarak gelişir. “Paranın borç alınması ve verilmesi para tüccarlarının özel işi haline gelir. Para-sermayenin gerçek ödünç vericileri ile alıcılarının arasına aracılar olarak girerler. Genel bir ifadeyle, bankacılık işinin bu tarafını, ödünç verilebilir para-sermayenin büyük yığınlar halinde bankerlerin ellerinde toplanması ve böylece, sanayi ve ticaret kapitalistlerinin karşısına tek tek borç para veren kişilerin değil, borç para veren herkesin temsilcileri olarak bankerlerin çıkması oluşturur. Bankerler, para-sermayenin genel yöneticileri haline gelir.” Bunlar tüm ticaret dünyası için borç alarak, borç alanları, borç veren herkesin karşısında bir araya getirirler. “Bir banka, bir taraftan para-sermayenin, borç verenlerin merkezileşmesini, diğer taraftan borç alanların merkezileşmesini temsil eder. Onun kârı, genel olarak, borç alma faizinin borç verme faizinden düşük olmasından kaynaklanır.”
Ödünç verilebilir sermaye bankalara çeşitli kaynaklardan akar. Birincisi, sanayicilerin ve tüccarların rezerv fonu olarak tuttukları ya da ödemeler biçiminde onlara gelen para-sermayedir. Bankalarda biriken bu fonlar, ödünç verilebilir para-sermayeye dönüşür. “Böylece, ticaret dünyasının rezerv fonu, ortak bir fon olarak bir yerde toplandığından, zorunlu olan en düşük miktarla sınırlanır ve para-sermayenin başka bir durumda rezerv fonu olarak pinekleyecek olan bir kısmı ödünç verilir, faiz getiren sermaye olarak iş görür.” İkincisi, bankacılık sisteminin gelişmesiyle ve özellikle de mevduata faiz ödemeye başlamalarıyla birlikte, tüm sınıfların para cinsinden tasarrufları ve o an için iş görmeyen paraları onlara yatırılır. “Hiçbiri para-sermaye olma işlevini üstlenemeyecek olan küçük tutarlar büyük yığınlar halinde birleşir ve böylece bir para gücü oluşturur. Küçük tutarların bu şekilde bir araya gelmesi, bankacılık sisteminin özel bir etkisidir. Ayrıca, yalnızca tasarruflar değil azar azar harcanacak gelirler de bankalara yatırılır.
Marx burada sadece gerçek ticari krediyle ilgilendiğini belirtir. Borç verme işlemi, poliçelerin iskonto edilmesiyle, yani bunların vadeleri dolmadan paraya çevrilmesiyle gerçekleşir. “Bankerin verdiği kredi, örneğin başka bankalara çekilmiş poliçeler ya da çekler, aynı türden kredi hesapları ve son olarak eğer banknot çıkarma yetkisi varsa bankanın kendi çıkaracağı banknotlar gibi farklı biçimlerde verilebilir.” Banknot, aslında banker tarafından özel poliçeler yerine verilen bir poliçeden başka bir şey değildir. Marx kredinin bu biçiminin, konunun uzmanı olmayanlara özellikle çarpıcı ve önemli göründüğünü vurgular. “Çünkü, birincisi, kredi parasının bu türü salt ticari dolaşımdan çıkıp genel dolaşıma girer ve burada para olarak iş görür; ayrıca, çoğu ülkede, banknot çıkaran ana bankalar, ulusal ve özel bankaların tuhaf karışımları olarak aslında devlet kredisinden yararlanır ve onların banknotları şu ya da bu ölçüde yasal ödeme araçlarıdır.” Banknotlar aslında toptan ticaretin bozuk paraları gibidir; bankalarda en büyük ağırlığı oluşturan ise her zaman mevduattır.
Marx, İngiliz iktisatçı Gilbart’ın daha 1834’te dile getirdiği bir gerçekliği aktarır: “Ticareti kolaylaştıran her şey spekülasyonu kolaylaştırır. Ticaret ve spekülasyon bazı durumlarda birbirlerine o denli bağlıdır ki, tam olarak hangi noktada ticaretin sona erip spekülasyonun başladığını söylemek olanaksızdır.” Nitekim Marx’ın belirttiği gibi, İngiltere’nin 1845-1847 yıllarındaki ticaret tarihi, bir ülkenin tüm iş dünyasının nasıl olup da böylesi bir dolandırıcılığa teslim olabileceği ve bunun ne şekilde son bulacağı konusunda çarpıcı bir örnek sunar. Burada başrolü oynayan kredi mekanizmasıdır. İngiltere’de 1845-1846 yılları en parlak gönenç dönemidir. 1843’teki Afyon Savaşı Çin’i İngiliz ticaretine açmıştır. Bu yeni pazar, başta pamuk sanayiinde olmak üzere tüm hızıyla süren genişlemeye yeni bir vesile sunmuştur. “Ayartıcı yüksek kârlar, eldeki paraya çevrilebilir kaynaklara göre makul sayılamayacak ölçüde geniş kapsamlı işlemlere yol açmıştı. Ama ne de olsa, kolaylıkla elde edilebilen ve üstüne üstlük ucuz olan kredi vardı. … İngiltere Bankasının mahzenlerinde o zamana dek duyulmamış büyüklükte bir altın stoku vardı. Yurt içindeki tüm borsa değerleri daha önce hiç olmadıkları kadar yüksekti. Öyleyse bu güzel fırsat neden kaçırılsın, neden hızlıca işe girişilmesin? Neden İngiliz fabrika ürünlerinin özlemi içindeki yabancı pazarlara imal edilebilecek olan tüm metalar gönderilmesin?”
İşte o dönem İngiltere’de, Hindistan’a ve Çin’e çok büyük miktarlarda mal gönderme sistemi bu şekilde ortaya çıkmıştı. Bu hummalı yükseliş dönemi, pazarların aşırı derecede dolup taşmasıyla ve çöküşle son buldu. Çöküş, 1846 yılındaki kötü hasat sonucunda gerçekleşti. “Poliçelerin çok büyük çoğunluğu ya devasa tefeci faizleriyle iskonto edilebilir ya da hiç iskonto edilemez duruma geldi; ödemelerdeki genel duraklama bir dizi önde gelen kuruluş ile çok sayıda orta ve küçük ölçekli kuruluşun iflasına yol açtı.” İngiltere Bankası bile iflasla yüz yüze geldi ve hükümetin Banka Yasasını askıya alıp, bankaya vurulmuş olan saçma yasal prangaları ortadan kaldırması neticesinde banka kendi banknot stokunu herhangi bir engelle karşılaşmadan dolaşıma sokabildi. “Bu banknotların itibarı aslında ülkenin itibarıyla güvence altına alındığından, yani zarar görmemiş olduğundan, bu adım atılır atılmaz para darlığı hemen ve kesin bir şekilde aşıldı; kuşkusuz, aşılamayacak ödeme güçlükleri yaşayan büyüklü küçüklü çok sayıda firma yine iflas etti, ama bunalımın zirvesi geride bırakılmıştı.” Daha sonra yine bir canlanma yaşanmaya başlandı, ellili yıllarda o zamana dek duyulmamış bir sınaî gönenç dönemi geldi ama bu da sonrasında 1857 çöküşüne yol açtı.
Bölüm 26: Para-Sermaye Birikimi, Bunun Faiz Oranına Etkisi
Marx, kâr oranının satılan metaların piyasa fiyatıyla ve onların arz-talebiyle her zaman bir ilişkisi olduğunu belirtir. Fakat bu oranı çok farklı koşullar belirler ve faiz oranı genel olarak kâr oranıyla sınırlanır. Bu sınır, sermayenin diğer biçimlerinden farklı olarak para-sermayenin arz ve talebiyle belirlenir. “Bu noktada şu da sorulabilirdi: Para-sermayenin arz ve talebi nasıl belirlenir? Maddi sermaye arzı ile para-sermaye arzı arasında örtük bir bağlantının bulunduğu da, aynı şekilde, sanayici kapitalistlerin para-sermaye taleplerinin gerçek üretim koşullarıyla belirlendiği de kesin olarak doğrudur.”
İngiltere’de 1847 yılında çeşitli faktörlerin yanı sıra, hem sanayideki aşırı üretim hem de tarımdaki eksik üretim nedeniyle para-sermaye talebi, yani kredi ve para talebi yükselmişti. Para-sermaye talebindeki artışın kaynağında üretim sürecinin gidişatı vardı ve para-sermayenin değerini (yani faiz oranını) yükselten şey para-sermaye talebiydi. Elde bulunan kaynaklarla karşılaştırıldığında, aşırı büyük ölçekli işlemlerin yapılmasının neden olduğu bir para-sermaye kıtlığı vardı. Bu kıtlığın patlak vermesine yol açan şey, yeniden üretim sürecindeki kötü hasat, aşırı demiryolu yatırımları, özellikle pamuklu ürünlerdeki aşırı üretim, Hindistan ve Çin’le ticaretteki dolandırıcılıklar, spekülasyon, aşırı şeker ithalatı vb’nin sonucu olan bozulmaydı. İşin asıl önemli yönü şuydu: Para-sermayenin yükselmiş değerine, gerçek sermayenin (meta-sermaye ve üretken sermaye) düşmüş para-değeri karşılık geliyordu. “Bir biçimdeki sermayenin değeri yükselmişti, çünkü diğer biçimdeki sermayenin değeri düşmüştü.” 1857 bunalımından bir yıl önce, 1856’da faiz oranlarının yükselmesinin nedeni, sanayici kapitalistlerin kredi bulma telaşı içinde para-sermaye sahiplerine ödedikleri yüksek faizlerdi. Fakat günümüzde de yaşandığı gibi, bu durumu bir ekonomik yükseliş olarak yorumlama gafletinde bulunan iktisatçılar vardı. Örneğin İngiliz iktisatçısı Overstone, 1857 bunalımından yalnızca birkaç ay önce, “işlerin tümüyle yolunda gittiğini” iddia etmişti.
Overstone benzeri iktisatçıların kapitalizmin işleyişindeki gerçeklikleri kavrayamayan düzeysizliklerini eleştirdi Marx. Overstone gibilerin mantıksız açıklamalarının tersine, aslında faiz oranı çok yükseldiyse, bunun tek nedeni para-sermaye talebinin arzdan daha hızlı büyümesiydi. “Bir başka deyişle, bunun anlamı, sınaî üretimin genişlemesiyle birlikte onun kredi sistemine dayalı olarak yürütülmesi uygulamasının da yaygınlaşmasıydı.”
Marx, “bankacı lordumuz” diye nitelediği Overstone’un namussuzluğu ve didaktik bir hava verdiği dar kafalı banker bakış açısının kendisini çeşitli örneklerde sergilediğini belirtir. “Bu kendini beğenmiş mantıkçı, poliçelerin yalnızca işleri büyütmek için iskonto ettirildiğini ve işlerin, bunu yapmak kârlı olduğu için büyütüldüğünü varsayıyor.” Birinci varsayım yanlıştır. Normal işadamı işini büyütmek ya da ek sermaye elde etmek için değil, sermayesinin para biçimini önceden elde etmek ve bu yolla yeniden üretim sürecinin devam etmesini sağlamak için iskontoya başvurur. Şayet işini krediyle büyütmek istiyorsa, senetlerin iskonto ettirilmesi ona pek az yarar sağlayacaktır. “Çünkü bu, zaten elinde bulunan bir para-sermayenin bir biçimden bir başkasına çevrilmesinden başka bir şey değildir; bunun yerine, daha uzun vadeli, sabit faizli bir borç almayı tercih edecektir.”
Poliçe çekmek metaları bir kredi parası biçimine çevirmektir; poliçe iskonto ettirmek ise bu kredi parasını bir başka kredi parasına yani banknotlara çevirmektir. Girişimci kapitalistlerin amacı, yaşanan kredi kıtlığı nedeniyle ve metalarını düşük fiyatlarla elden çıkarmak zorunda kalmamak için, kendilerine çekilen ve vadeleri dolan poliçelere ödeme araçları elde etmektir. “Hiç sermayeleri yoksa, ödeme araçlarıyla birlikte doğal olarak sermaye de elde ederler, çünkü bir karşılık ödemeden değer elde ederler. Paranın kendisini elde etme talebi, her zaman, meta ya da alacak biçimindeki değeri para biçimine çevirme arzusundan ibarettir.” İşte bu nedenle, sermaye ödünç almakla, para taleplerinin bir biçimden bir başkasına ya da gerçek paraya çevrilmesini sağlayan iskonto arasında büyük bir fark vardır.
Banker, para biçiminde elde tutuğu toplumsal sermayenin borç verme dağıtıcısı olarak görünmeye o kadar alışmıştır ki, elinden para çıkarmasını içeren her işlevi bir borç verme işlemi sanır. Ödediği her para ona bir avans olarak görünür. Para, doğrudan doğruya borç olarak veriliyorsa, bu kesinlikle doğrudur. Poliçe iskonto etme işine yatırılıyorsa, onun için gerçekten de poliçenin vadesinin dolmasına kadar bir avanstır. Böylece, bankerin kafasında avans olmayan ödemeler yapamayacağı düşüncesi kemikleşir. Bankerin nakit para olarak müşterilerinin emrine sunduğu şeyin sermaye mi, yoksa sadece dolaşım aracı niteliğindeki para mı olduğuna ilişkin kafa karıştırıcı tartışma konusu buradan kaynaklanır. Marx, bu basit tartışma konusunda bir karara varmak için banka müşterisinin ne istediği ve ne elde ettiğine bakmamız gerektiğini söyler. “Banka, ondan herhangi bir güvence istemeden sadece kişisel kredisine dayalı olarak müşterisine bir borç veriyorsa, durum açıktır.” Bu durumda müşteri, kesinlikle, o ana dek kullandığı sermayeye ek olarak belirli bir değer büyüklüğünde para-sermaye elde eder.
Eğer müşteri değerli kâğıtların vb. rehin verilmesi karşılığında avans elde ediyorsa, bu bir sermaye avansı değildir. Çünkü değerli kâğıtlar sermayeyi ve dahası avanstan daha yüksek bir değer tutarını temsil eder. Şayet kişi değerli kâğıtlarını rehin verirse elindekinden daha düşük bir sermaye değeri elde eder. O halde bu işi ek sermaye ihtiyacıyla değil, paraya gereksinim duyduğu için yapar. Şayet avans, poliçelerin iskonto edilmesiyle verilirse burada saf bir alım ve satım vardır. Bu durumda poliçenin mülkiyeti ciro yoluyla bankaya, paranın mülkiyeti ise müşteriye geçer; müşterinin geri ödeme yapması söz konusu olmaz. Tüccarlar arasındaki her alım-satım bir sermaye aktarımıdır ve kurallara uygun poliçe iskonto işlemlerinde, banka müşterisi bir avans değil sattığı metalar için para elde eder.
Marx’ın belirttiği üzere, paranın bankaların ellerinde toplandığı gelişmiş kredi sisteminde onu avans verenler esasen bankalardır. Bu avans işlemi yalnızca dolaşımda bulunan parayla ilişkilidir. Bunların dolaşıma soktuğu şey bir sermaye avansı değil, dolaşım aracı avansıdır. Poliçe iskonto işlemleri kapitalistler açısından bazı zorluklar içerir. Esas zorluk, bir poliçeyi iskonto ettirme ya da meta rehin vererek bir avans elde etme; sermayeyi ya da sermayenin ticari bir değer işaretini paraya çevirme zorluğudur. “Ve bu zorluk, kendisini, başka şeylerin yanında, yüksek faiz oranıyla ifade eder.”
(devam edecek)
link: Elif Çağlı, Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /24, 31 Temmuz 2025, https://fa.marksist.net/node/8565



