1928’de hayatına gözlerini açan Cengiz Aytmatov, bir dünya vatandaşı olarak yaşamayı tercih etmişti. Özellikle Ekim Devriminin bürokrasi eliyle boğulması, dünya halkları açısından da derin bir trajediyi beraberinde getirmişti. Cengiz Aytmatov’un babası, birçok sosyalist gibi Stalinci cellâtlar tarafından katledilmişti. Aytmatov’un yaşadığı koşullar onu bir dünya vatandaşı olmaya sevk etmiş, iç dünyasını romanlara, tiyatrolara çeşitli eserlere nakşetmişti.
Toprak Ana kitabında ise, birçok gerçek, kimi zaman yalın, kimi zaman dolaylı olarak okuyucuya sunulmaktadır. Kitabın ana kahramanı olan çilekeş Tolganay Ana ve çekirdek ailesi. Hayatının baharında, gönlünü Suvankul’a kaptıran Tolganay Ana nereden bilebilirdi hayatın onlara neler getireceğini? Büyük hayalleri yoktu, mutlu mesut bir yuvaları olsun yeterdi. Her fırsatta dile getirdiği söz, insanların en çok da mutluluğa ihtiyacının olduğuydu. “Sosyalizm” diye topluma dayatılan şeyin sosyalizmle alâkasının olmadığını bölge halkları yaşayarak görüyordu. Neredeyse bütün ayları, günleri, kolhozlarda çalışmakla geçiyordu. Onlar için mutluluk hayata eş değerdi. Her şeye rağmen devrim, içlerine mutluluk tohumlarını serpiştirmişti.
Mutlu olacağız değil mi? Bu soruya verilen cevap şöyleydi: “Toprak ve su ve diğer şeyler eşit olduğu zaman tabii ki mutlu olacağız.” Aileler tüm zorluklara göğüs gererken, evlilikler, doğumlar, ergenler ve gelinler derken hayat tüm hızıyla devam ediyordu. Hayat böyle tüm coşkusuyla akıp giderken kulaktan kulağa yayılan dedikodular gerçeğe dönüşmeye başlıyordu. Ve savaş söylentileri iyice diplerine kadar sokulmuştu. Sonunda içlerinden bazıları savaşa çağırıldı.
İşte o zaman hayatın seyri değişmeye başlamıştı. Tüm gündemleri, sohbet konuları savaş oluvermişti. Tolganay Ana’nın bir kocası, üç oğlu, bir de gelini vardı. Savaş bir kasırga gibiydi, bir anafor, bir derin uçurumdu. Her şeyi içine çekerdi, ama her şeyi. Gencecik bedenleri, daha sakalı çıkmamış gençleri ve umutları adeta bir vatoz gibi öğütürdü. İnsanlar, önce bu savaş denilen canavarın ne mene bir şey olduğunu bilmeden gençleri davulla zurnayla uğurlamaktaydılar. Fakat çok geçmeden acı gerçekler ortaya saçılmış, savaş önüne çıkan her şeyi yutmuştu. Artık durdurulamaz bir canavara dönüşmüş ve kimin haklı kimin haksız olduğu anlamını yitirmişti.
Savaş, kolsuz, bacaksız veyahut gözsüz gençler, ölümler, dul gelinler, kıtlıklar yaratmıştı. İnsanlığın yarattığı ne varsa savaş girdabında yok olup gitmişti. Savaşla birlikte, kolhozlarda çalışan kadınlar, açlığın ve yoksulluğun derin pençesinde kıvranmaktaydı. Savaş derin bir çürümeyi de beraberinde getirmişti. Hırsızlıklar, mala çökmeler, çeteler, taciz ve tecavüzler… Neredeyse her şeyin savaş canavarına dönüşmesi kaçınılmazdı. Tolganay Ana, kocasını ve üç oğlunu savaşta kaybetmişti. Tıpkı diğer analar, kadınlar gibi, onun payına da derin acılar düşmüştü. Neydi savaş, kim icat etmişti ve kime hizmet ediyordu? Neden durdurulamıyordu? Savaş olmadan insanlar yaşayamaz mıydı? İnsanın ve toprağın savaşa ihtiyacı var mıydı? Yürüyen savaşlar, anaların çocuklarının yanı sıra yarına olan inançları da yutmuyor muydu? Yeryüzü tüm insanlığa yetecekken, kim insanları birbirine düşman ediyordu?
Toprak Ana, savaşı her ne kadar Tolganay Ana ve gelini Aliman’ın dramı üzerinden ele almış olsa da günümüze de ışık tutması açısından önemli bir romandır. Günümüzde çeşitli yollarla, ölüm makinelerinin reklâmını yapanlar, yaratacakları tahribattan, halkların çekeceği acılardan hiç bahsetmemektedirler. Üreten işçi sınıfına üç kuruşu çok görenler, ölüm makinelerine milyon dolarları bir çırpıda akıtabilmektedirler. Halkları birbirine düşman edebilmek için her türlü milliyetçiliği topluma zerk etmektedirler.
Özellikle son süreçte Filistin halkına yönelik saldırılar tüm çıplaklığıyla ortadadır. Emperyalist güçler, sırf kendi çıkarları için milyonlarca emekçinin canını yok saymaktan çekinmeyecektir. İşte bu yüzdendir ki, işçi sınıfına ve tüm halklara, toprağa ve suya lazım olan şey savaş değil barıştır. İşçi sınıfının, tüm dünyada yürüyen emperyalist haydutluğa karşı, kendi bağımsız sınıf siyasetinin safında olması onun için hayati önemdedir.
Kahrolsun emperyalist savaş! Yaşasın işçi sınıfının devrimci mücadelesi!
link: İstanbul’dan bir işçi, Cengiz Aytmatov’un “Toprak Ana”sından, 28 Ekim 2025, https://fa.marksist.net/node/8627
Doğa Talanının Bir Sonucu Olarak Su Krizi
Rejim Baskı ve Yasaklarla Üniversiteleri de Hedef Alıyor




