2023’ün sonlarında iktidara gelen faşist Javier Milei, görevine başlar başlamaz Arjantin’de büyük sermaye sahiplerinin çıkarlarını gözeten ve işçi sınıfını hedef alan bir saldırı dalgası başlattı. Kararnamelerle yasama sürecini büyük ölçüde devre dışı bırakarak, sermaye odaklı politikaları hızlı bir şekilde uygulamaya yöneldi. Zaten yoksullukla mücadele eden Arjantin işçi sınıfı için bu yeni dönem, krizin yükünün doğrudan ve daha da ağır biçimde emekçilerin sırtına yıkıldığı bir sürece dönüştü. Milei hükümeti derhal kamu harcamalarında kesintiye gitti, sübvansiyonları kaldırdı, özelleştirmeleri hızlandırdı ve işçi haklarını sınırlayan düzenlemeleri hayata geçirdi. Ayrıca pezonun büyük ölçüde devalüe edilmesine yol açan politikalar uyguladı. Sonuç olarak temel tüketim maddelerine hızlı bir şekilde zamlar geldi, ücretler hızla eridi ve geniş halk kesimleri için yaşam koşulları daha da ağırlaştı.
Ekonomiyi düze çıkarma bahanesiyle saldırılarını kesintisiz sürdüren Milei, son olarak “ekonominin modernizasyonu” adı altında sunduğu paketi devreye soktu. Bu paket, yabancı yatırımı ve istihdamı teşvik edeceği iddiasıyla “piyasa dostu reformlar” olarak tanıtıldı. Yeni düzenlemeler işten çıkarma tazminatlarının düşürülmesini, çalışma sürelerinin esnekleştirilmesini, grev ve sendikal örgütlenme hakkının kısıtlanmasını vb. barındıran saldırıları içeriyor. Günlük 8 saat olan işgününü 12 saate kadar uzatan, reel ücretleri düşüren, sendikal hakları zayıflatan bu tasarı sendikaların ve emek örgütlerinin güçlü bir tepkisiyle karşılaştı. Ülkenin en büyük işçi konfederasyonu olan Genel İşçi Konfederasyonu (CGT) öncülüğünde 19 Şubatta işçilerin yüzde %90’lara varan katılımıyla gerçekleşen bir genel grevle protesto edildi. Genel grevin yanı sıra, başkent Buenos Aires’te Senato ve Kongre çevresinde kitlesel yürüyüşler düzenlendi. Ulaşımın durduğu, fabrikaların üretimi kestiği, kamu hizmetlerinin aksadığı genel grevde, işçi sınıfının kolektif gücü bir kez daha ortaya kondu.
Protestolar ve genel grevler eşliğinde Temsilciler Meclisine giden tasarı, artan tepkiler sonucunda hastalık izni veya kaza sonucu işe gidememe durumlarında ücretlerin ciddi biçimde düşürülmesini öngören 44. madde çıkartılarak kabul edildi. Ardından, tasarı genel niteliklerini korudu ve son aşama için yeniden Senatoya gönderildi ve yasalaştı. Ancak gençlerin, emekçi kadınların, işçilerin, emeklilerin kısacası işçi ve emekçilerin geniş kesimlerinin tepkileri ve mücadelesi devam ediyor. Farklı sektörlerde iş bırakmalar, yerel eylemler ve öğrenci eylemleri biçiminde tepkiler sürüyor. İşyerlerinden ve meydanlardan yükselen mücadelenin yanı sıra CGT başta olmak üzere sendikalar, yasanın birçok maddesinin anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle süreci yargıya da taşıdı. Bazı düzenlemelerin uygulanmasının durdurulmasını talep etti. Bu başvuruların bir kısmı belirli maddelerin geçici olarak askıya alınmasını sağladı. Ayrıca ILO gibi uluslararası düzeyde emek örgütlerine yapılan başvurular da, Arjantin’deki gelişmelerin işçi sınıfının çalışma standartlarına yapılan saldırılar açısından daha geniş bir kamuoyu yarattı. Bununla birlikte, sosyalist partiler ve işçi örgütleri, haklı olarak, mevcut grevlerin yetersiz olduğunu, mücadelenin planlı ve süreklilik taşıyan bir hatta genişletilmesi gerektiğini ifade ederek, sendika bürokrasisini daha etkili eylemlerden kaçınmakla eleştiriyorlar. Greve katılım oranının yüksekliğine rağmen, CGT’nin dar yasal zeminin dışına çıkmama kaygısıyla süresiz genel grev çağrısından kaçınmasına tepki gösteriyorlar.
Krizin bedeli kime? Sermaye sınıfına “reform”, işçi sınıfına yıkım
Arjantin’de yaşanan süreç, sermayenin işçi sınıfına yönelik uluslararası saldırı politikalarının yalnızca bir ayağını oluşturuyor. Fransa’da emeklilik yaşının yükseltilmesi, İngiltere’de grev hakkını sınırlayan yasal düzenlemeler, Hindistan’da Modi’nin geniş saldırıları, Almanya’da “emeklilik ve işgücü piyasası reformu”, yine verimliliği arttıracağını ve ekonomik büyümeye katkı sağlayacağını iddia ederek iş yasasında kapsamlı değişiklikleri hayata geçirmeye çalışan ve genel grevle karşı karşıya kalan Portekiz örneği…
Kapitalizmin krizi derinleştikçe işçi sınıfını yoksullaştıran politikalara dünya genelinde hız veriliyor. Buna karşı işçilerin tepkilerinin artacağını bilen sermaye sınıfı sadece ücretleri düşürmüyor, aynı zamanda örgütlenmenin önüne de yasaklar, kısıtlamalar getiriyor. “Reform” adı altında kapsamlı saldırılara girişiyor. Çünkü sermaye için asıl tehlike, tek tek işçilerin hoşnutsuzluğu değil, bu hoşnutsuzluğun örgütlü bir güce dönüşmesidir. Bir yandan reel ücretler düşürülürken diğer yandan grev hakkını sınırlayarak, sendikaların yetkilerini daraltarak, işçi sınıfının birlikte hareket etme mekanizmalarına saldırılıyor.
Yukarıdaki örneklere ek olarak faşist rejim altında nefessiz bırakılan Türkiye işçi sınıfı için tablo daha da ağırdır. Demokratik hak ve özgürlüklerin yok edilmesi, düşük ücretler, büyüyen işsizlik, ağırlaşan çalışma ve yaşam koşulları... Bu ortamda rejim medyası, mevcut baskı ve yoksullaştırma politikaları yetmezmiş gibi Arjantin’de Milei’nin uyguladığı saldırıları övüyor. Bu saldırılar, “ekonomiyi düze çıkarma” söylemi altında, model alınması gereken bir ekonomik yaklaşım olarak sunuluyor. “Bizde de böyle olmalı” deniliyor. Fakat toplumun yararına gibi pazarlanan “modernizasyon” paketi, işçi sınıfına yönelik yıkıcı saldırılardan başka bir şey değil.
Dünya genelinde giderek artan bu saldırılar, toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir “kriz çözümü” olarak sunuluyor. Burjuvazi “ekonomiyi düze çıkarmak”tan söz ederek, işçi sınıfından sırtına bindirilen yükü sessizce kabul etmesini istiyor. Sorunun “kötü ekonomi politikaları”na indirgenmesi de kapitalizmi aklamaya çalışmaktan başka bir anlam ifade etmiyor.
Kapitalist düzenin işleyiş mantığı gereği, sermaye her zaman daha fazla kâr ve rekabet gücü peşindedir. Dolayısıyla bu amaçla işçilerin ücretlerini düşürmek, çalışma koşullarını ağırlaştırmak ve işçilerin örgütlü gücünü zayıflatmak ister. Bugün dünyanın dört bir yanında benzer saldırı politikalarının hayata geçirilmek istenmesi de bir tesadüf değil, düzenin geldiği ve içinde debelendiği durumun yansımasıdır. Ancak madalyonun diğer yüzü de bu sürecin aynı zamanda işçi sınıfı ile sermaye arasındaki derin ve sürekli çatışmayı büyüten tarafıdır. Ekonomik ve siyasal saldırıların derinleşmesi sınıfsal karşıtlıkları daha da belirginleştirir. Arjantin de dâhil olmak üzere dünya genelinde işçi sınıfı, bu saldırılara ancak örgütlü gücünü büyüterek karşı koyabilir.
link: Pınar Şafak, Arjantin: “Ekonominin Modernizasyonu” mu, İşçi Sınıfına Saldırı Politikaları mı?, 25 Mart 2026, https://fa.marksist.net/node/8735



