Bolivya’da emekçiler bir ayı aşkın süredir ayaktalar. Devlet Başkanı Rodrigo Paz’ın sermaye yanlısı politikalarına karşı başlayan protestolar başta idari merkez La Paz olmak üzere ülkenin 9 bölgesinin tamamına yayıldı. Madenciler, köylüler, öğretmenler, öğrenciler, kamu emekçileri ve yerli halk başta olmak üzere meydanları haftalardır terk etmeyen milyonlar Paz’ın istifasını talep ediyorlar. Hükümet binalarının kuşatıldığı, asker ve polisle sert çatışmaların yaşandığı, şehirlerarası yollar da dâhil yol blokajları ve süresiz genel grevle hayatın durdurulduğu ülkede bir halk ayaklanması yaşanıyor.
Öfkenin hedefinde Rodrigo Paz hükümeti var. Yaklaşık 6 ay önce iktidara gelen aşırı sağcı Paz hükümeti, daha ilk günden yerli ve küresel sermayenin ihyası için emekçilere topyekûn saldırmaya başladı. İktidara gelirken “herkes için kapitalizm” mottosuyla hareket eden Paz, ülkedeki sorunları çözeceğini vaat etmişti. Ama kısa zamanda emekçi kitlelerde büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Sorunları çözmek bir yana kemer sıkma programlarıyla emekçiler üzerindeki ekonomik yükü arttırdı, sorunları derinleştirdi.
Neo-liberal saldırılar ve biriken öfke
Paz, ekonomik krize karşı hazırladığı yeni mali paket kapsamında daha önce yürürlükte olan Büyük Servetler Vergisini kaldırma kararı aldı. Zenginlerin servetinden vergileri kaldırırken krizin faturasını emekçilere ödetti. Bu kararı da içeren 5503 Sayılı Kararname, Paz hükümetinin nasıl bir Bolivya tahayyülü olduğunun resmî belgesi niteliğinde. Bolivyalı emekçilerin “açlık ve yoksulluk kararnamesi” dedikleri kararnameyle sermayeye vergi indirimi ve teşvikler konusunda kesenin ağzını sonuna kadar açan hükümet, emekçilere kırıntıları dahi çok gördü. Kararnameyle birlikte onlarca yıldır uygulanan devlet destekleri (sübvansiyonlar) kaldırıldı. Un sübvansiyonu kaldırıldığı için ekmek fiyatları %50 oranında arttı. Benzin fiyatları %86, dizel fiyatları %162 oranında arttırıldı. Yine kararname uyarınca kamu sektöründe çalışanların maaş artışları 2026 yılı için donduruldu ve sosyal harcamalarda %30 kesintiye gidildi. Yurtdışındaki veya kayıt dışındaki sermayenin vergisiz (sıfır vergiyle) ülkeye getirilmesinin yolu açıldı. Başta lityum rezervleri olmak üzere doğal kaynakların işletilmesinde yabancı şirketlere 15 yıla varan imtiyazlar sağlandı. Neredeyse bir gecede ikiye katlanan akaryakıt fiyatlarının yanı sıra, halkın “çöp benzin” dediği düşük kaliteli ve araçlara zarar veren bir yakıt ithal edildi. Tüm bunlar emekçilerin öfkesini büyüttü ve öfke sokağa taştı.
Paz’ın başkanlığının henüz birinci ayında, söz konusu kararnamenin geri çekilmesi talebiyle önemli protestolar yapıldı. 22 Aralık 2025’te ülkede ulusal çapta genel grev ilan edildi. Ancak protestolar hükümet ile ülkenin en büyük sendika federasyonu olan Bolivya Merkezi İşçi Sendikası (COB) arasındaki müzakereler nedeniyle durdu. Müzakereler sonrası COB liderliği, sübvansiyonların kaldırılmasını onaylayan, fakat asgari ücrette yüzde 20’lik artış öngören revize edilmiş bir düzenlemeyi kabul ettikten sonra protestoları sonlandırdı. COB’un uzlaşmacı tavrına karşın yerli ve küresel sermayenin isteği doğrultusunda neo-liberal saldırı programından geri adım atmayan burjuva hükümet ise işçi sınıfına saldırmaya devam etti.
İran-ABD/İsrail savaşının derinleştirdiği küresel çaptaki ekonomik kriz, Bolivya’yı da etkiledi. Ülkede enflasyon ve hayat pahalılığı had safhaya ulaştı. Yakıt kıtlığı emekçilerin sorunlarını büyüttü. Hükümetin neo-liberal saldırılarıyla birleşen bu gelişmeler Bolivyalı emekçilerin tabanda biriken öfkesini yoğunlaştırarak bir dip dalga halinde yeniden açığa çıkardı. 1 Mayısta binlerce işçi, COB’un çağrısıyla genel katılımlı bir toplantı için, Bolivya işçi sınıfı tarihinde militan mücadelelerin sahnesi olan El Alto’da bir araya geldi. İşçiler sorunlarının çözümü için müzakere değil mücadele yolunu seçtiklerini ilan etti. İşçi ve emekçilerin tabandan gelen kitlesel basıncıyla COB, 2 Mayıs’tan itibaren süresiz genel grev çağrısı yapmak zorunda kaldı.
Bu durum COB’un meşrebi ve sınıf mücadelesindeki asıl fonksiyonu açısından verili gerçeği değiştirmiyor elbette. COB, 1952 yılının Nisan ayında, burjuva milliyetçi hükümetin başkanı olan Victor Paz Estenssoro’nun, iktidarını sağlamlaştırmak amacıyla çıkardığı kararnameyle kuruldu. Bu kişi bugün emekçilerin istifası için alanlara döküldüğü Devlet Başkanı Rodrigo Paz’ın büyük amcasıdır. Ülkeyi 1952-1989 yılları arasında yönetmiş ve 1985’teki son döneminde tarihî bir dönüşümle bugün yeğeninin yaptığı gibi bir kararname çıkararak tam bir serbest piyasa ve neoliberalizm savunucusu olarak Bolivya tarihine geçmiştir. Bugünkü isyanın bir anlamda başını çeken COB’un bu şeceresi hareketin zayıf noktalarından birini oluşturuyor. Elbette yıllar içinde verilen militan mücadelelerle birlikte COB içinde çok sayıda devrimci işçi ve sendikacı olduğunu göz ardı edemeyiz. Ancak dün olduğu gibi bugün de COB, hareketi düzen içi sınırlara hapsedip mücadeleyi yarı yolda bıraktıran sendika bürokratlarının ve “sol” anlayışların egemenliğinde.
Sendika bürokratlarına ve reformist sol anlayışlara rağmen işçi sınıfı hükümete karşı militan bir mücadelenin hazırlıklarına başlarken, Paz hükümeti 9 Mayısta Cochabamba’da düzenlenen ulusal siyasi zirvede 10 öncelikli ekonomik yasa tasarısını ilan etti: Hidrokarbonlar Yasası, Yatırım Yasası, Madencilik Yasası, Yeşil Ekonomi Yasası, Bolivyalı Girişimciler Yasası, Seçim Yasası, Yargı Reformu Yasası, Ulusal Güvenlik Yasası, Devletin ve Bürokrasinin Küçültülmesi Yasası ve yeni Elektrik Yasası. Başlıklar bile işçi-emekçi düşmanı bu burjuva hükümetin Bolivya’daki tüm yeraltı ve yerüstü kaynaklarını, tarım arazilerini, yeşil alanları dizginsiz bir yağmayla sermayeye peşkeş çekmek istediğini gösteriyor. Mesela Madencilik Yasası ile bürokratik engelleri azaltarak özellikle yabancı şirketlerin maden arama ve çıkarma faaliyetlerine doğrudan yatırım yapmasının önü açılmak isteniyor. Yine Yatırım Yasası ile emperyalist tekellere hukuki güvenceler ve vergi muafiyetleri sağlanması amaçlanıyor.
Dahası var. Bu yasaların bir kısmı için Musk yasaları denebilir. Bolivya, Arjantin ve Şili dünya lityum rezervinin yüzde 60’ına sahip. İçlerinde en büyük rezerv Bolivya’da. Ülkede 23 milyon ton lityum rezervi var. Ve bu devasa rezerv uzun zamandır Musk’ın hedefinde. Hatırlayalım, Bolivya’da 2019 yılında lityum madenlerini millileştiren Evo Morales askeri darbeyle devrilmişti. 2020 yılında bir Twitter kullanıcısı “ABD, sen lityum alabilesin diye Bolivya’da darbe organize etti” sözlerini Elon Musk’a yöneltmiş ve Musk pişkin bir şekilde “Kime istiyorsak darbe yaparız! Bunu kabullenin” demişti. Tesla’nın elektrikli araçlarında kullanılan lityum pillerinin hammaddesi için faşist lider Milei aracılığıyla Arjantin’deki lityum rezervlerine el koyan Musk’ın, Paz hükümeti aracılığıyla Bolivya’daki lityum rezervlerine göz diktiğini söyleyen Bolivyalı emekçiler haklılar. Paz hükümetinin çıkarmak istediği yasalar başta Elon Musk olmak üzere pek çok kapitalist için ısmarlama yasalar olarak karşımızda duruyorlar.
Emperyalist tekelleri Bolivya’yı daha fazla sömürmeye davet eden bu yasalara karşı, işçiler süresiz genel grev çağrısıyla yeni bir mücadele perdesini açarlarken, yerli gruplar ise 1720 Sayılı Yasayı protesto etmek için Bolivya’nın Amazon ovalarından La Paz’a doğru tarihi bir yürüyüş başlattılar. Yerlilerin kolektif mülkiyetinde bulunan ve mevcut Bolivya Anayasasına göre “devredilemez, bölünemez, haczedilemez ve vergiye tabi tutulamaz” olan ata topraklarını büyük sermaye gruplarına ve bankalara peşkeş çekmek için çıkartılan yasa büyük tepkilere yol açtı. Bu da az önce değindiğimiz öncelikli yasalarla aynı plan ve program çerçevesinde, bu kez ülkedeki tarımı genişletilmiş kapitalist tarıma ve yağmaya açma projesi olarak okunabilir. Yeri gelmişken, ülkenin sınıf mücadeleleri tarihinde yerli grupların benzer girişimlere karşı kolektif mülkiyetin egemen olduğu ata topraklarını korumak için verdiği mücadelenin önemli bir yer tuttuğunu belirtelim. 1990’lardaki Toprak ve Onur Yürüyüşlerinden 2000’lerde su ve doğalgaz hizmetlerinin özelleştirilmesine karşı verilen mücadelelere, 2009’daki Kurucu Meclis sürecinden bugüne yerli grupların mücadelesi önemli sonuçlar doğurdu. Anayasadaki söz konusu koruma da yerli grupların verdiği zorlu mücadele sayesinde elde edilen bir kazanımdır.
Bolivya’da yerli halkların ve köylülerin 1720 sayılı Arazi Dönüşüm Yasasına karşı başlattığı tarihi yürüyüş devam ederken işçilerin süresiz genel grev ilan etmeleri mücadeleyi yeni bir evreye taşıdı. 12 Mayısta COB ile çeşitli yerli ve köylü örgütleri, protestoları ortaklaştırdıklarını duyurdu. La Paz’daki madenci kooperatiflerinin greve katılması ile mücadele daha militan bir noktaya yükseldi. Yüzlerce madencinin El Alto’dan konvoylar halinde inerek başkanlık sarayının önünde dinamit patlatması, biriken öfkenin dışa vurumuydu. Asgari ücrette yüzde 20’lik artış, üst düzey devlet görevlilerinin maaşlarında yüzde 50’lik kesinti, arazi sınıflandırmasına ilişkin gerici 1720 Sayılı Yasanın iptali, emekli maaşlarının arttırılması, özelleştirme planlarına son verilmesi ve Paz’ın istifasını talep eden emekçiler, talepleri gerçekleşene dek evlerine ve işyerlerine dönmeyeceklerini açıkladılar.
Paz yönetimi ise ordu ve polisi sokaklara sürerek devlet terörünü en üst düzeye çıkardı. OHAL ilan etti. Polis terörü yüzünden en az 4 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı ve 120’den fazla kişi gözaltına alındı. Barikatları temizleme operasyonları sırasında asker ve polisler gerçek mermiler kullanarak emekçileri katletmeye çalıştı. Emekçiler ise burjuvazinin her türlü saldırısına rağmen mücadeleyi militan bir şekilde büyütmeye devam etti. Burjuvazinin mermileri emekçilerin öfkesini yenemedi. Burnundan kıl aldırmaz görünen Paz hükümeti yükselen halk hareketi karşısında 13 Mayısta 1720 sayılı yasayı iptal etmek zorunda kaldı. Ancak ok bir kez yaydan fırlamış, emekçilerin öfkesi bütün ülkeye yayılmıştı. Yasanın iptaliyle emekçiler çok daha güçlü ve kitlesel bir şekilde Bolivya meydanlarını “Hükümet İstifa” sloganlarıyla inlettiler. Halk ayaklanmasından korkan Paz bu kez 1732 sayılı yasa ile orduya sınırsız yetki tanınmasını sağladı. 26 Mayısta yürürlüğe sokulan bu yasa ile ülkede adı konulmamış bir sıkıyönetim ilan edildi. Tüm baskı ve yasaklara rağmen emekçilerin mücadelesi durdurulamadı. Bir ayı aşkın süredir hâlâ devam eden mücadeleler sonucu burjuva hükümetin kabinesinde çatlaklar oluşmaya ve bakanlar istifa etmeye başladı. Savunma ve Eğitim Bakanlarının 1732 sayılı yasaya karşı çıkarak 2 Haziranda istifa etmelerinin ardından emekçiler sadece bakanların değil devlet başkanı Paz’ın istifa etmesi gerektiğini ısrarla vurgulamaya devam ediyorlar.
Dünden bugüne reformizmin laneti
Bolivya militan bir işçi hareketi ve başkaldırı geleneğine sahip. Yakın tarihte devrimci durumlar yaratabilmiş bir ülkeden bahsediyoruz. Bugün yaşananları doğru anlamak için ülkenin geçmişinde neler yaşandığına bakmak gerek. Bu çerçevede “bugün içinden geçilen sürecin temellerinin 2003’e uzandığını söylemek yanlış olmayacaktır. 2003 yılının Eylül ayından itibaren, yıllarca kanlarını ve iliklerini emip kurutanlara karşı sokaklara dökülen yerli halk, maden işçileri, öğrenciler, öğretmenler kısacası emekçi sınıfların devrimci mücadelesi sayesinde, sömürücü sınıfın temsilcisi olan o zamanki devlet başkanı Lozada ABD’ye kaçmış ve yerine yine aynı partiden Mesa geçmişti. Böylesi bir kişi değişikliğiyle rejimde ve sistemde özde hiçbir değişiklik olmayacağı belliydi ama reformist MAS’ın başındaki Morales, Mesa’nın başkanlığını kabul edeceklerini açıklamış ve ona «bir şans vermek» gerektiğini ifade etmişti. Oysa işçi ve emekçilerin mücadelesi ülkede devrimci bir durum yaratmıştı ve emekçi halkın talepleri de kesinlikle kişi değişikliğiyle sınırlı değildi.”[1]
“Morales’in ve başında bulunduğu MAS’ın, devrimci bir durum anında yani kitlelerin neredeyse iktidarı almak üzere ileriye atıldığı bir süreçte ortaya attığı «kurucu meclis» talebi de Mesa tarafından hemen sahiplenilmiş ve burjuvazi tarafından hareketi sönümlendirecek bir fırsat olarak görülmüştü. Böylece Morales ve MAS devrimin önünü kesmiş oluyor ve burjuvaziye toparlanması için zaman kazandırıyordu. Nitekim burjuvazi ne neo-liberal saldırı politikalarından vazgeçti ne de halkın üzerindeki baskı tam anlamıyla azaldı. Fakat işçi ve emekçi sınıfların devrimci enerjisi henüz sonlanmış değildi. Yaklaşık bir buçuk yıl sonra yani 2005’te, halk tekrar sokaklara dökülerek Mesa’nın istifa etmesi talebini haykıracaktı.”[2]
2005’teki ayaklanmada da kitleler bir kez daha ikili bir iktidar yaratmış, süreç devrimci duruma evrilmişti. İkili iktidarın baş gösterdiği ve işçi-emekçi sınıfların yarattıkları öz-örgütlenmelerle bir işçi-köylü hükümetinin kurulmasını istedikleri bir süreçte reformizm sınıfsal rolünü oynamak üzere bir kez daha sahneye çıktı. “Devrimin başarıya ulaşmasında işçi sınıfının devrimci mücadelesine önderlik edecek bir partinin yokluğunda reformist MAS, bir kez daha «kurucu meclis» sloganıyla ve uzlaşmacı tutumuyla devrimi pörsütmekten öteye gitmedi. Ayağa kalkmış kitleler selefi Lozada gibi Mesa’nın da istifasıyla yetinmek zorunda kaldılar. Mesa’nın istifasının ardından yapılan seçimleri MAS’ın adayı Morales kazandı ve devlet başkanı oldu.”[3]
Devrimci durumun yarattığı rüzgârı kendi lehine çevirip iktidar koltuğuna oturan Sosyalizme Doğru Hareket (MAS) partisinin lideri Evo Morales, Aralık 2005’ten Kasım 2019’a kadar neredeyse 14 yıl iktidarda kalmıştır. İktidarda kaldığı süre boyunca tüm reformist liderler gibi o da kitle hareketini düzen sınırları içine hapsetmek ve kitleleri büyük bir hüsrana uğratmak için görevini layıkıyla yerine getirmiştir. Bazı reformları gerçekleştirmek dışında “ne burjuva devlet aygıtına ne de burjuva mülkiyete dokunabilmiştir. Aksine yıllar geçtikçe burjuva düzenin çarkları arasında daha da uzlaşmacı bir karakter kazanmış, doğalgaz yönetimini orduya bağlayarak onun kendisine karşı harekete geçmesini engellemeye çalışmış, kendisine 27 katlı ve camdan bir başkanlık sarayı inşa ettirmekte beis görmemiş, nihayetinde de uzlaştığı ve yozlaşarak farklı türden ilişkilere girmeye başladığı burjuva güçler tarafından bir darbeyle devrilmiştir.”[4]
Bolivya’da 2003 ve 2005’te yaşanan devrimci süreçler, reformist MAS partisinin Morales önderliğinde iktidara gelişi, 14 yıllık iktidar sürecinden sonra Morales’in devrilmesi ve ardından bugün aşırı sağın iktidar koltuğuna oturması reformizmin işçi sınıfı mücadelesinde nasıl lanetli bir tuzak olduğunun çarpıcı bir özetidir. Kapitalizmi ulusal ve küresel ölçekte yıkmaya hiçbir zaman niyeti ve kudreti olmayan reformizm günün sonunda işçi sınıfını kapitalizm canavarı ve onun karşı-devrimci güçleriyle karşı karşıya bırakmaktadır. Bugün Rodrigo Paz’ın iktidara gelmesinin önünü açan da, kitleleri aşırı sağ iktidarlardan medet umacak hale getiren de reformizmin kendisidir. Bu anlamıyla aradan yirmi yıldan fazla süre geçmiş olsa da Bolivyalı emekçilerin en acil ihtiyacı bugün de devrimci bir önderliktir. Bugünkü halk ayaklanmasının geçmişte olduğu gibi yeniden devrimci süreçlere doğru ilerlemesi olasıdır. Ancak hareket devrimci bir önderliğin egemenliğine girmedikçe reformizmin bir kez daha meydana çıkıp uğursuz rolünü oynaması kaçınılmaz olacaktır.
[1] Kerem Dağlı, Bolivya’da Darbe, 20 Kasım 2019, https://marksist.net/node/6785
[2] age
[3] age
[4] age
link: Can Aytekin, Bolivya’da Halk Ayaklanması ve Reformizmin Laneti, 7 Haziran 2026, https://fa.marksist.net/node/8780


