Gün geçmiyor ki bir sevdiğimizi, eşimizi dostumuzu, tanıdığımızı kansere kurban vermeyelim, kanser hastası yakınlarımızın çektiği acıya, yıllara yayılan çileli tedavi sürecine şahit olmayalım. Sevdiğimiz insanların gözlerimizin önünde eriyip gitmesi elbette bizleri derinden etkiliyor. İnsanlar adını dahi söylemeye korksa da ortada günden güne artan bir kanser tehdidi bulunuyor. Hastaların “neden ben?” sitemi, aslında kanser tehdidinin herkesi kapsadığını gösteriyor.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2040 yılına kadar yıllık yeni kanser tanı sayısının 30 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Bu öngörü, tehlikenin boyutlarını ortaya koyuyor. Peki, kanser neden bu kadar hızlı artıyor? Sermaye sözcülerine bakarsak bunun sorumlusu biz insanlarız. Yediğimiz, içtiğimiz şeylere dikkat etmeliyiz; sigara ve alkolden uzak durmalıyız… Bunun gibi birçok şeyle toplum suçlu ilan ediliyor. Oysa işin özü tam tersidir. İnsanların kullandıkları şeylerin uzaydan gelmediği, bizzat sistem tarafından üretilip yayıldığı da, sağlıklı beslenme olanaklarından yoksun olduğumuz da ortada. Konunun bu tarafına odaklanırsak, artan kanser vakalarının kapitalist sistemin kâr odaklı üretim mekanizmasından bağımsız olmadığını görürüz. Çünkü sermayenin doğası, daha çok kâr etmeye, daha fazla sömürüye, devamında ise rekabet ve yıkımlara dayanmaktadır. Hâl böyle olunca sermaye, insanlık ve canlılar için tam anlamıyla yıkım üretmektedir.
Örneğin, 1. ve 2. Dünya Savaşlarında katledilen insan sayısı resmi olarak 100 milyonun üzerindedir. Sakat kalanların sayısı ise bunun üç katıdır. 100 milyon insanın canına mal olan bu savaşların özünde, egemenlerin dünyayı yeniden paylaşma isteği yatmaktadır. ABD emperyalizminin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombaları yüz binlerce insanı katlederken milyonlarca insanın geleceğini tehlikeye atmış, bölgedeki bütün canlılarda uzun yıllara yayılan bir hasara yol açmıştır.
Egemenler paylaşım savaşlarıyla bölgeleri kimyasallara boğuyor. Örneğin 1946 yılında Mercan Adalarında sayısız atom bombası patlatılarak tam bir felâkete imza atılmıştır. Yüzlerce yıl sürecek deniz ve hava kirliliği, canlıların hayatını tehdit etmektedir. Her türlü nükleer deneme, savaşlarda kullanılan ağır bombardıman uçakları ve silahlar tüm insanlığı etkilemekte, yeni kanser vakalarına davetiye çıkarmaktadır. Her yıl ortalama 10 milyon insan kanser nedeniyle acılar içinde ölmektedir.
Ukrayna’da 1986 yılında meydana gelen Çernobil faciası, bütün çevre ülkeleri etkilemiş ve kanser oranlarının hızla artmasına neden olmuştur. Sermaye sahipleri, bu faciayı küçük bir olay gibi göstermek için doksan takla atmıştır. Oysa olay o kadar vahim ki Çernobil’in normale dönmesi için yüzlerce yıla ihtiyaç olduğu ifade ediliyor. Aynı şekilde, radyasyona maruz kalan bölgelerdeki tarım ürünleri imha edilmek yerine piyasaya sürülmüştür. Örneğin fındık vb. ürünler yoksul emekçilere, okullara ve askeri birliklere devletler eliyle ücretsiz dağıtılmış, toplumun geleceği kansere teslim edilmiştir.
Gazze ve İran’da kullanılan bombaların haddi hesabı yoktur. İnsanlık için büyük bir yıkım anlamına gelen nükleer silahlara ileri düzeyde yatırımlar yapılmaktadır. Emperyalist kapitalist güçler, kendi çıkarları için bir taraftan dünyayı yerle bir edecek silahlar üretirken, diğer taraftan bu silahların denemelerini tüm insanlığa ait olan yeryüzünde yapmaktadır. Yeryüzünü savaş cehennemiyle ateşe atmaktadır. Hegemonya krizinin ve bununla paralel olarak Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşının derinleşmesi silahlanma yarışını da kızıştırmaktadır.
Sömürü, saldırılar, savaşlar ve artan kirlilikle bağlantılı olarak kanser çeşitleri de artmaktadır. Çok pahalı tedavi yöntemleriyle bunu da bir kâr kapısına çeviren sermaye, işçi sınıfına hayatı zehir etmektedir. Savaş atıkları, sanayi atıkları, plastik atıklar ve siyanür nedeniyle toprağımızın ve suyumuzun zehirlenmesinin faturası ağır olmaktadır. Her yıl yalnızca akciğer kanseri tanısı alanların sayısı 2 milyonu aşmaktadır.
Kapitalist sistemin insanlığa acı ve gözyaşından başka bir şey veremeyeceği defalarca ortaya çıkmıştır. Kapitalizm, tüm insanlık için savaş, yıkım, salgın ve kronik hastalıklar demektir. İnsanlığın umudunun çalınması, geleceksiz bırakılması ve bir ömrün heba edilmesi demektir.
Ama tüm olumsuzluklara rağmen hayatın gerçekleri kendini dayatmaya devam ediyor. Emekçiler yavaş yavaş tüm kötülüklerin kaynağının kapitalizm olduğunu bilince çıkarmaya başlıyor, dünyanın dört bir köşesinde işçi sınıfının ayak sesleri sokaklarda yankılanıyor. Ne kanser ne laboratuvarlarda üretilen virüsler ne savaş ne de yıkımlar işçi sınıfının kaderidir. İşçi sınıfı örgütlü olursa kapitalizme karşı mücadelede güç kazanabilir, bu kötülük düzenini yıkabilir. Yeni bir dünyanın şafağını aralayabilir.
link: Esenyurt’tan bir metal işçisi, Kanseri Kader Yapan Kapitalizmdir, 26 Temmuz 2026, https://fa.marksist.net/node/8806



