Kapitalist sistemin hal ve gidişatına bakıp geçmiş tarihsel deneyimleri de hesaba kattığımızda, bir gerçeklik tekrar tekrar ortaya çıkıyor: Kapitalizm savaşsız var olamaz! İrili ufaklı savaşlarda, özellikle Birinci ve İkinci Dünya Savaşı ve bugün devam etmekte olan Üçüncü Dünya Savaşında milyonlarca insan ve canlı yaşamdan koparılmıştır. Yerinden yurdundan edilen milyonlar, talan edilen yeryüzü, zehirlenen doğa, militarizmin pençesinde kıvranan insanlık… Doğanın ve tüm canlıların yok edildiği, tamamen kâra dayalı bir sistem olan kapitalizmin insanlığa zulümden, yıkımdan başka vereceği bir şey yoktur.
Kapitalizm bir yandan insanlığı felâkete sürüklerken, kendi bağrında mezar kazıcılarını da yaratmıştır. Bu kanlı sömürü sistemine karşı mücadelede, dünya işçi sınıfına kurtuluşun yolunu gösteren nice yiğit devrimcinin yanı sıra, hünerini işçi sınıfının mücadelesinin yükseltilmesi için kullanan nice sanatçı da vardır. İşte bu sanatçılardan biri de Bertolt Brecht’tir. Almanya’da 1898’de hayata gözlerini açan Brecht gençlik yıllarından itibaren, kendini bir dünya vatandaşı olarak görmeye başlamıştır. Yüzlerce eserinde savaş karşıtlığını, çelişkileri ve dayanışmayı işlemiştir. Onun için her şey bir şeye hizmet etmeliydi. Yükselen militarizme karşı tarafsız kalmak yanlıştı. O sınıfı için hakikati anlatmalıydı!
Bir tabiat kanunu değildir savaş,
Barışsa bir armağan gibi verilmez
insana:
Savaşa karşı
Barış için
Katillerin önüne dikilmek gerek,
“Hayır yaşayacağız!” demek.
İndirin yumruğunuzu suratlarına!
Böylece mümkün olacak savaşı önlemek.
Birinci Dünya Savaşında emperyalist egemenler dünyayı kan gölüne çevirmişlerdi. Ama zafer kazanma arzuları Ekim Devrimiyle kursaklarında kalmıştı. İşçi sınıfının Rusya’da iktidarı ele geçirmesi sermaye sınıfı için beklenmedik bir şok etkisi yaratmış, aralarındaki kapışmaya son vermişti. Ekim Devrimiyle birlikte sosyalistler ve işçi sınıfı içinse büyük bir umut doğuvermişti. Her ne kadar işçi iktidarı uzun ömürlü olamasa da ortaya muazzam bir deneyim ve her zor şartta ayakta durmayı başaran omurgalı insanlar çıkardı. İşte bunlardan biri olan Brecht, Nazi faşizminin yükseliş yıllarında ve iktidar sürecinde işçi sınıfı safındaki yerini korumuştu. Naziler tarafından tiyatro oyunları yasaklanan, kitapları yakılan Brecht, 1935’te ise vatandaşlıktan çıkarıldı.
Buyurunca Hitler Hazretleri
Zararlı fikirlerle dolu kitapların yakılmasını
Halkın önünde, alanlarda,
Öküzler odun yığınlarına araba araba kitap taşıdı.
Gözden düşmüş şairlerden biri,
Hem de en iyilerinden biri,
Şöyle bir göz gezdirdi yakılacak listesine,
Gitti aklı başından:
Unutulmuştu kendi adı.
İkinci Dünya Savaşıyla birlikte egemenler, Ekim Devrimi nedeniyle erteledikleri kapışmaya kaldıkları yerden devam ettiler. Bu savaşta emekçiler yine cephelere sürülmüş, birbirine kırdırılmıştır. Milyonlarca genç, egemenlerin kirli hesaplarının kurbanı olmuştur. Kirli ilişkileri, militarizmi, savaşın haksız yönünü vurgulamak için ve dahası emekçi kitlelere savaşı bitirebilecek tek gerçek gücün kendileri olduğunu anlatmak için Brecht yine kalemine davranmıştır.
Tankınız ne güçlü generalim,
Siler süpürür bir ormanı,
Yüz insanı ezer geçer.
Ama bir kusurcuğu var;
İster bir sürücü.
Bombardıman uçağınız ne güçlü generalim,
Fırtınadan tez gider, filden zorlu.
Ama bir kusurcuğu var;
Usta ister yapacak.
İnsan dediğin nice işler görür, generalim,
Bilir uçurmasını, öldürmesini, insan dediğin.
Ama bir kusurcuğu var;
Bilir düşünmesini de.
Her savaşın sonunda dünya egemenler tarafından yeniden paylaşılır. Savaşlarda ölenler bir bronz madalyayla onurlandırılır. Efendilerin payına yeni yağma alanları düşerken, işçi sınıfının payına kopan bacaklar, kör olan gözler ve parçalanan bedenler düşer. Ve analar… Ten rengi ne olursa olsun acıları aynı renktedir. Çığlıkları aynı, düşmanları aynı! Ölüm ise soğuktur; genç ölümleri buzdan da soğuk, sıtmadan da beterdir. Doğu cephesinde oğlunu da kaybeden Brecht, evlat acısını, evlatlarını savaşa gönderen milyonlarca Alman ananın ağzından dizelerine taşımıştır:
Bu çizmeleri bendim sana giy diyen, oğlum,
bu haki gömleği bendim sana giy diyen.
Nerden bilecektim bu kara günleri göreceğimi,
bilseydim, giydirmezdim, derdim, giydirmezdim,
asın beni, derdim, daha iyi.
Elini görürdüm hani ben senin, oğlum,
“Hayl Hitler!” diyerek kaldırdığın elini,
Hitler’i selamladın diye, nerden bilecektim,
kuruyacağını bir gün elinin.
Duyardım, oğlum, söz ettiğini senin
üstün bir ırktan.
Nasıl varacaktım farkına, nerden bilecektim, nerden
celladıymışsın meğer sen kendinin.
Gittiğini görürdüm senin, oğlum,
uygun adımla Hitler’in ardından.
Nerden bilecektim, onu izleyenin
artık bir daha geri dönmeyeceğini.
Bana derdin ki, oğlum, derdin ki: Almanya
gelecek bir gün tanınmaz hale.
Nerden bilecektim, oğlum, bu yerin,
küller ve kanlı taşlar arasında kalacağını böyle.
Haki gömlek vardı her zaman sırtında senin.
“Giyme şu gömleği” demedim sana, demedim, oğlum.
Bu günleri göreceğimi bilmiyordum, ne yapayım,
sana o gömleğin kefen olacağını bilmiyordum.
Kapitalizmin tarihi boyunca egemenler kendi çıkarları için emekçileri birbirine kırdırmıştır. Bugün de durum farklı değildir. Emperyalist güçler, pazar ve nüfuz alanlarını genişletme uğruna Ukrayna’dan Filistin’e, Ortadoğu’dan Afrika’nın farklı bölgelerine kadar milyonlarca insanın yaşamını karartmaya devam ediyor. Üçüncü Dünya Savaşı yayılıyor ve savaşın gerçek bedelini yine emekçiler ödüyor. Cephelerde ölenler, evlatlarını kaybedenler, yurtlarından edilenler, yoksulluğa ve açlığa mahkûm edilenler onlar oluyor.
İşte bu yüzden Brecht’in dizeleri hâlâ güncelliğini koruyor. O yalnızca kendi döneminin savaşlarını anlatmadı, aynı zamanda savaş üreten bir düzeni, kapitalizmi teşhir etti. Halkları birbirine düşman edenlerin kimler olduğunu, barışın ise ancak emekçilerin ortak mücadelesiyle kazanılabileceğini gösterdi. Brecht yalnızca büyük bir şair ve oyun yazarı değildir. Aynı zamanda militarizme, sömürüye ve emperyalist savaşlara karşı sözünü söylemiş önemli bir sosyalisttir.
Halklar arasında barışın, işçi sınıfı kardeşliğinin ve sınıfsız bir toplum özleminin sesi olan Brecht, işçi sınıfının geçmişten geleceğe taşıdığı en önemli miraslardan biridir. 14 Ağustos 1956’da kalp krizinden hayatını kaybeden bu büyük devrimci şairi en iyi şekilde anmak, aynı kararlılıkla söz söylemek ve işçi sınıfının kapitalist sömürüye ve emperyalist savaşlara karşı enternasyonalist mücadelesini büyütmekten geçiyor.
link: D. B., Barışın, Umudun ve Direnişin Sesi: Bertolt Brecht , 14 Ağustos 2026, https://fa.marksist.net/node/8815


