Kapitalist sistem tüm ideolojik aygıtlarını kullanarak özellikle genç kuşakların bilinçlerini dumura uğratmak için dolar milyarderlerini rol model olarak gösteriyor, parlak başarı hikâyeleri anlatıyor. Milyarderlerin yaşam öyküleri belgesellere, kitaplara, araştırma yazılarına konu edilerek genç kesimlerde hayranlık ve ilginin geliştirilmesine çalışılıyor. Bill Gates, Mark Zuckerberg, Elon Musk, Jeff Bezos gibi milyarderler, bireysel başarı ve girişimcilik dehası olarak sunuluyor. Ama tarihsel tıkanıklık ve çürüme çağında bulunan kapitalizmin insanlığa, gençliğe sunabileceği bir şey kalmaması, ekonomik, siyasi ve toplumsal krizlerin son bulmaması, emperyalist savaşın, ekolojik krizin sonuçlarının ayyuka çıkması, insanlığın geleceği tehlikedeyken dolar milyarderlerinin dünyayı oyun alanları olarak görmeleri bu “rol modellere” duyulan ilgiyi yoğun bir nefret boyutuna taşıyor.
Bir yanda işsizlik, yoksulluk büyürken, diğer yanda toplumsal zenginliğin çok küçük bir kesimin elinde yoğunlaştığını görüyoruz. Derinleşen eşitsizlik her şeyi gün yüzüne çıkarıyor. Forbes dergisine göre Elon Musk’ın kişisel serveti 1 trilyon doları geçti. Tarihte ilk kez tek bir kişi bu boyutta bir zenginliğe ulaşmış durumda. Bir dönem, genç kesimlerin hayranlıkla baktığı Musk gibiler şimdilerde Amerika’da ve dünyanın pek çok bölgesinde milyonlar tarafından protesto ediliyor. Gençler milyarderleri açgözlü ve şımarık sömürücüler olarak görüyor. Burjuva ideolojisinin kapitalist sistemin temel çelişkilerini yok sayarak “sistemde bir sorun yok, yeterince çalışırsan ve risk alırsan yükselebilirsin” düşüncesine eskisi gibi prim vermiyor. Gerçeklik ile kendilerine anlatılan hikâyeler arasında belirgin bir çelişki olduğunu görüyor. Ellerinde olağanüstü bir servet birikimi olan bu kişilerin bunu nasıl yaptıkları sorgulanıyor. Bu değişimde şüphesiz Epstein ifşalarının ve ortaya çıkan belgelerin önemli bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Epstein dosyaları ve benzeri pek çok gelişme, astronomik servetleri olan elitlerin dünyasını tartışmaya açtı.
Milyarderlerin serveti inanılmaz boyutlarda artarken, tarihsel sistem krizi içindeki kapitalizm gençliğin geleceğini elinden çalıyor. Gençler eğitimlerini bitirdikten sonra istikrarlı bir iş bulamamakta, düşük ücretlerle güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır. Genç kuşakların başlıca sorunları arasında olan barınma ciddi bir problem oluşturmaktadır. Kentlerdeki kira artışları elde edilen gelir düşünüldüğünde önemli bir soruna dönüşmüştür. Gençlerin kendi ayakları üzerinde bağımsız bir yaşam kurması giderek zorlaşmakta ve geleceğe yönelik güvensizlik hissi ağır basmakta.
Gençlerin sisteme ve onun simgeleşmiş plütokratlarına duyduğu öfkenin temelinde bu zenginlerin şirketlerinde çalışan işçilerin durumu, elde ettikleri aşırı kârlar, kendi çıkarları için körükledikleri savaşlar, yarattıkları doğa tahribatı, destekledikleri baskıcı ve faşist liderler, yönetimler vardır. Gençler, bir yanda açlık orduları, uçurum insanları, diğer yanda trilyonerler yaratan bu sistemin çelişkilerini çok daha net bir şekilde görmeye ve sorgulamaya başlamışlardır.
Derinleşen çelişkiler, artan arayışlar
Sermayenin merkezileşmesi ve yoğunlaşması kapitalizmin temel eğilimlerinden biridir. Rekabet çarkında karşı karşıya gelen şirketlerden kimileri iflas ederken kimileri de kârlılığını arttırarak büyür ve alt ettiklerini yutarak yoluna devam eder. Kapitalizmin kriz dönemleri bu süreci hızlandırır. Krizler tüm kapitalistleri aynı derecede etkilemez. Yani kriz bütün şirketler için toplu bir yıkım demek değildir, tersine çeşitli sermaye kuruluşları için büyük fırsatlar anlamına da gelir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Elon Musk’ın birkaç yıl içinde servetini yüz milyarlarca dolar arttırmasıdır. Aynı şekilde diğer milyarderlerin servetleri de bu süreçte olağanüstü ölçüde artmıştır.
Mark Zuckerberg, Elon Musk, Jeff Bezos gibi milyarderlerin, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, işçilerin işsiz kaldığı, yoksulluğun daha da arttığı COVID-19 pandemisi sürecini bile nasıl fırsata çevirdiklerini biliyoruz. Bu süreç kapitalist sistemin çelişkilerini çok daha fazla görünür kıldı. On binlerce şirket batarken, bazılarının yükselişi büyük oldu. E-ticaret ve teknoloji şirketleri pandemi sürecinde kâr rekorları kırdılar, pazar paylarını geliştirdiler. Elon Musk’un SpaceX’i, Tesla’sı, Jeff Bezos’un Amazon’u, Bill Gates’in Microsoft’u, Mark Zuckerberg’in Meta’sı pandemi sürecinde sıçramalı bir biçimde büyüdüler. Ne var ki, bu büyüme işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarının daha da ağırlaşması pahasına yaşandı. Teknoloji şirketleri kârlarına kâr katarken işçiler işten atılmalarla karşı karşıya kaldı, uzun çalışma saatlerine ve hak kayıplarına uğradı. Kahramanlık hikâyeleri yazılan bu kişilerin şirketlerinde, işçilerin sendikal örgütlenmeleri engellenerek örgütlenme özgürlüğünün önüne geçildi. Bu sürecin en büyük kazananlarından biri olarak görülen Amazon’un depolarında çalışanlar, performans baskılarıyla yüz yüze kaldılar. Dünyanın pek çok deposunda çalışan işçiler, dinlenme saatlerinin yetersizliği ve mobbinge maruz kalmaları nedeniyle eylemler yaptılar. Sendikal örgütlenme için çalışanlar baskı gördüler ve işten atıldılar. İşçiler yoğun iş yüküne ve çalışma temposuna maruz kaldılar. Meta ve Microsoft ise on binlerce işçiyi işten çıkardı. Şirketlerin yükselen kârları işçilerin yoksulluğunun ve sorunlarının büyümesi pahasına yaşandı.
Musk’ların servetlerinin katlanarak artmasında devletlerin büyük şirketlere sağladıkları kolaylıklar, teşvikler ve vergi politikalarının da büyük etkisi vardır. “Amerika’yı yeniden büyük güç yapacağım” diyerek işbaşına gelen Trump yönetimi, Amerikan şirketlerinin uluslararası rekabet gücünü arttırmak hedefiyle şirketler üzerindeki vergileri düşürdü, şirketlere teşvikler yağdırdı. Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketi yıllardır NASA ve Pentagon ile milyarlarca dolarlık sözleşmeler yapmakta ve devlet destekli projelerden önemli bir gelir elde ediyor. Elektrikli araç teşviklerinden de büyük avantajlar sağlıyor.
Tüm bunlarla birlikte, kapitalizmin kriz dönemleri aynı zamanda çelişkileri daha da derinleştirir ve biriken sorunların çok daha belirgin olarak görülmesini sağlar. Bu durum sınıf mücadelesinin yükselmesinde de yansımasını bulur. Nitekim içinden geçtiğimiz dönemde de başta ABD olmak üzere dünyanın pek çok bölgesinde işçi sınıfı alanlara çıkıyor, işsizliğe, yoksulluğa, savaşa ve faşizme karşı öfkesini dile getiriyor. İşçiler, öğrenciler çeşitli türden eylemlerle çözülmesini istedikleri sorunları gündeme getiriyorlar. Daha yüksek ücret talepleri, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, sosyal hakların korunması, demokratik hakların korunup genişletilmesi talepleriyle kitlesel eylemlerle alanları dolduruyorlar. Savaş politikalarına, yürüyen emperyalist savaşa ve artan militarizme karşı seslerini yükseltiyorlar.
Toplumun %1’lik kesiminin toplumsal servetten aldığı payın geri kalan %99’unu aştığı günümüzde, gençlerin Musk gibi milyarderlere karşı haklı tepkileri artmakta. Bu tepkiler giderek Musk’ları yaratan kapitalist sisteme yöneliyor. Artık dünyanın pek çok meydanında “Başka Bir Dünya Mümkün” sloganları haykırılıyor. Bu slogan sadece ekonomik koşullara ve zenginlerin, milyarderlerin yükselişlerine karşı öfkeyi ifade etmiyor. Aynı zamanda kapitalist sisteme karşı alternatif başka bir dünyanın kurulabileceğine olan inancı yansıtıyor. Artma ve yayılma eğiliminde olan bu özlem, sınıfsız, sömürüsüz bir dünyayı hedefliyor. Evet sınıfsız, sömürüsüz, sosyalist bir dünya mümkün ve ona giden yolu kısaltmak, işçi sınıfının enternasyonalist birliğinin ve örgütlülüğünün güçlendirilmesinden geçiyor.
link: Mikail Azad, Yoksulların Sırtından Trilyonerler Üreten Sisteme Öfke Büyüyor, 28 Haziran 2026, http://fa.marksist.net/node/8791


