ALTINCI KISIM: ARTIK KÂRIN TOPRAK RANTINA DÖNÜŞMESİ
Bölüm 37: Giriş
Marx, toprak mülkiyetinin farklı tarihsel biçimleriyle tahlilinin bu eserin kapsamının dışında kaldığını belirtir. “Onunla, yalnızca, sermayenin ürettiği artık değerin bir kısmının toprak sahibinin payına düşmesi ölçüsünde ilgileniyoruz” der. “Yani, imalatçılık gibi tarımın da kapitalist üretim tarzının egemenliği altında olduğunu, bir başka deyişle, tarımsal faaliyetlerin kapitalistlerce yürütüldüğünü ve bu kapitalistleri diğer kapitalistlerden ayıran şeyin ilk aşamada yalnızca sermayelerinin ve bu sermayeler tarafından harekete geçirilen ücretli emeğin yatırıldığı unsur olduğunu varsayıyoruz. Bizim açımızdan, fabrikatör nasıl iplik ya da makine üretiyorsa, kiracı çiftçi de aynı şekilde buğday vb. üretir. Kapitalist üretim tarzının tarımı egemenliği altına almış olduğu varsayımı, bu üretim tarzının, tüm üretim alanlarına ve burjuva toplumuna egemen olması, dolayısıyla da, aynı üretim tarzının, sermayelerin serbest rekabeti, sermayelerin bir üretim alanından bir başkasına aktarılabilirliği, ortalama kârın eşit yükseklikte olması vb. koşullarının en olgun şekilleriyle var oldukları anlamına gelir.”
“Toprak mülkiyetinin bizim ele aldığımız biçimi, bu mülkiyetin özgül bir tarihsel biçimidir, yani, şunlardan herhangi birinin, sermayenin ve kapitalist üretim tarzının etkisiyle dönüşmüş olan biçimidir: feodal toprak mülkiyeti ya da beslenme amacıyla gerçekleştirilen küçük köylü tarımı.” Küçük köylünün toprağının onun elinde bulunması, dolaysız üreticinin üretim koşullarından biri olarak ve onun üretim tarzının serpilmesinin koşulu olarak görünür. Fakat kapitalizmin gelişmesi bu durumu değiştirir. “Kapitalist üretim tarzı genel olarak nasıl işçileri çalışmanın koşullarından yoksun bırakırsa, tarımda da, aynı şekilde, kır emekçilerinin topraktan yoksun bırakılmasını ve kâr amacıyla tarımsal faaliyette bulunan kapitaliste bağımlı kılınmalarını şart koşar. Dolayısıyla, toprak mülkiyetinin ve tarımın başka biçimlerinin de geçmişte var olmuş ya da bugün var olmaya devam ediyor olduklarının hatırlatılması, bizim çözümlememizi hiçbir şekilde ilgilendirmeyen bir itirazdır. Bu itiraz, yalnızca, tarımdaki kapitalist üretim tarzını ve ona karşılık gelen toprak mülkiyeti biçimini tarihsel kategoriler olarak değil öncesiz ve sonrasız kategoriler olarak ele alan iktisatçıları ilgilendirebilir.”
Toprak mülkiyetinin modern biçimini ele almanın, sermayenin tarıma yatırılmasından kaynaklanan belirli üretim ve mübadele ilişkilerini incelemek açısından gerekli olduğunu vurgular Marx. Bu yapılmadıkça sermaye tahlilinin eksik kalacağını söyler ve burada yalnızca sermayenin bizzat tarıma, yani belli bir halkı besleyen ana tarım ürününün üretimine yatırılması üzerinde duracağını belirtir. Bu amaç için buğday örneğini ele alır. “Çünkü modern ve kapitalist ilişkiler bakımından gelişkin olan halkların temel besin maddesi budur. (Ya da, tarım yerine madenleri alabilirdik, çünkü burada da aynı yasalar geçerlidir.)”
Marx, başka tarım ürünlerinin, örneğin keten üretimi, bağımsız hayvan yetiştiriciliği vb. için kullanılan sermayenin toprak rantının da, temel besin maddelerinin üretimine yatırılan sermayenin getirdiği toprak rantıyla belirlendiğini açıklamıştır. Bu yaklaşımın A. Smith’in en büyük katkılarından biri olduğunu söyler. “Tamlık adına belirtmeliyiz ki, burada toprak dendiğinde, bir sahibinin olması ve kendisini toprağın bir eklentisi olarak göstermesi ölçüsünde, su vb. de kastediliyor” der.
Toprak mülkiyetinin dayandığı temel nedir? “Toprak mülkiyeti, belirli kişilerin, yerkürenin belirli parçalarını, başka herkesi dışarıda bırakarak, sadece kendi kişisel iradelerine bağlı alanlar olarak ellerinin altında bulundurma tekeline dayanır. Bunun böyle olduğu kabul edildiğinde, açıklanması gereken şey, bu tekelin kapitalist üretime dayalı iktisadi değerinin, yani değerlenmesinin açıklanmasıdır. Söz konusu kişilerin, yerkürenin parçalarını kullanma ve kötüye kullanma hukuki yetkisine sahip olmaları, hiçbir sorunu çözmez. Bu yetkinin kullanılması, tümüyle, onların iradelerinden bağımsız olan iktisadi koşullara bağlıdır. Hukuki düşüncenin kendisi, herhangi bir meta sahibi metasıyla neler yapabiliyorsa toprak sahibinin de toprakla aynı şeyleri yapabilecek olmasından başka bir anlama gelmez.” Marx’ın burada Asya’nın farklılığını da belirten açıklaması çok önemlidir. “Bu düşünce (serbest özel toprak mülkiyeti hukuki düşüncesi), eski dünyada sadece organik toplum düzeninin çözüldüğü sırada ve modern dünyada da sadece kapitalist üretimin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkar. Asya’da bu düşünce sadece bazı yerlerde ve Avrupalılarca ithal edilmiştir.”
“İlk birikim hakkındaki kısımda (1. Kitap, Bölüm 24), bu üretim tarzının, bir yandan, dolaysız üreticilerin toprağın (serf, köle vb. biçimindeki) eklentilerinden ibaret olma konumundan koparılmalarını, diğer yandan halk yığınının topraktan yoksun bırakılmasını şart koştuğu görülmüştü. Bu kadarıyla, toprak mülkiyetinin tekeli, kitlelerin şu ya da bu biçim altında sömürülmesine dayanan tüm önceki üretim tarzları gibi kapitalist üretim tarzının da tarihsel bir ön şartıdır ve onun temeli olarak kalır.” Fakat kapitalizm öncesi toprak mülkiyeti biçiminin kapitalist üretim tarzına uygun düşmediğini vurgular Marx. “Ona uygun olan biçim, ancak, tarımın sermayeye bağımlı kılınmasıyla, bu üretim tarzının kendisi tarafından yaratılır; böylece, feodal toprak mülkiyeti, klan mülkiyeti ya da yerel topluluklardaki küçük köylü mülkiyeti de, bunların hukuki biçimleri ne kadar farklı olursa olsun, bu üretim tarzına uygun düşen iktisadi biçime dönüştürülür.”
Marx, kapitalist üretim tarzının önemli sonuçlarından birine işaret eder. Bu, tarımı toplumun en az gelişmiş kısmının kendisini tekrar eden bir işlemi olmaktan çıkartıp, özel mülkiyet koşulları altında mümkün olabildiği kadarıyla, tarım biliminin bilinçli bir bilimsel uygulamasına dönüştürmesidir. “Bir yandan toprak mülkiyetini efendilik ve kölelik ilişkilerinden tümüyle koparması, diğer yandan çalışmanın koşullarından biri olarak toprağı toprak mülkiyetinden ve toprak sahibinden tümüyle koparmasıdır; toprak, toprak sahibi açısından, artık, tekeli sayesinde sanayici kapitalistten, yani kiracı çiftçiden aldığı belirli bir parasal vergiden başka hiçbir şeyi temsil etmez: Aradaki bağlantı o kadar kopar ki, toprak sahibi, arazisi İskoçya’da yatarken, tüm yaşamını Konstantinopolis’te geçirebilir.”
Marx’ın vurguladığı gibi, bu gelişme toprak mülkiyetine saf iktisadi biçimini kazandırır. “Böylece, toprak mülkiyeti, önceki tüm siyasal ve toplumsal süslemelerinden ve bağlantılarından, kısacası, daha sonra göreceğimiz üzere, toprak mülkiyetine karşı yürütülen mücadelenin sıcaklığı içinde sanayici kapitalistlerin teorik sözcüleri gibi kendileri tarafından da yararsız ve saçma birer fazlalık olarak damgalanan tüm geleneksel eklentilerinden arındırılarak saf iktisadi biçimini kazanır. Bir yandan tarımın akılcılaştırılması (ve bu sayede tarımsal faaliyetlerin toplumsal olarak yürütülmesinin ilk kez mümkün hale gelmesi) ve diğer yandan toprak mülkiyetinin ad absurdum’a [saçmalığa] indirgenmesi, kapitalist üretim tarzının büyük başarılarıdır. Tüm diğer tarihsel ilerlemeleri gibi bunu da, ilk olarak, dolaysız üreticilerin tümüyle yoksullaşması pahasına elde etti.”
Esas konuya geçmeden önce, yanlış anlamalara meydan vermemek için bazı ön açıklamaların gerekli olduğunu belirtir Marx. “Demek ki, kapitalist üretim tarzının ön şartı şudur: Toprağı gerçekten ekip biçenler, bir kapitalistin, yani kiracı çiftçinin istihdam ettiği ücretli emekçilerdir; kiracı çiftçinin gözünde, tarım, yalnızca, sermayesi için ayrı bir kullanım alanı, sermayesini yatırdığı ayrı bir üretim alanıdır. Bu kiracı çiftçi-kapitalist, toprak sahibine, yani kendisinin kullandığı toprağın sahibine, sermayesini bu özel üretim alanında kullanma izni karşılığında, belirli tarihlerde, örneğin yılda bir kez, sözleşmeyle saptanmış bir para tutarını öder (tıpkı para-sermaye borçlusunun belirli bir faiz ödemesi gibi). Tarım alanları için de ödense, arsalar, madenler, dalyanlar ya da ormanlık alanlar için de ödense, bu para tutarına toprak rantı denir. Bu, toprak sahibinin toprağı sözleşme yoluyla kiracı çiftçiye ödünç verdiği, kiraladığı sürenin bütünü için ödenir. Dolayısıyla, toprak rantı, burada, toprak mülkiyetinin iktisadi açıdan kendisini gerçekleştirmesinin, değerlendirmesinin biçimidir. Ayrıca, burada, birliktelikleriyle ve karşılıklı karşıtlıklarıyla modern toplumun çerçevesini oluşturan üç sınıfın üçü birden karşımıza çıkar: ücretli emekçi, sanayici kapitalist, toprak sahibi.”
“Sermaye, kısmen, kimyasal iyileştirmeler, gübreleme vb. örneklerde olduğu gibi geçici olarak, kısmen de, drenaj kanalları, sulama tesisleri, düzleştirmeler, çiftlik binaları vb. örneklerde olduğu gibi daha kalıcı şekillerde toprağa sabitlenebilir, ona eklenebilir. Bir başka yerde, toprağa bu şekilde eklenen sermayeye la terre-capital [toprak-sermaye] dedim. Bu, sabit sermaye kategorisinde yer alır. Toprağa eklenen sermayenin faizi ve bir üretim aracı olarak toprakta yapılan iyileştirmeler, kiracı çiftçinin toprak sahibine ödediği rantın bir kısmını oluşturabilir, ama, ister doğal durumunda isterse ekilmiş olsun, toprağın kendisinin kullanımı için ödenen gerçek toprak rantını oluşturmaz.”
“Tarımdaki olağan üretim süreçlerinin gerektirdiği daha geçici sermaye yatırımlarının tümü, istisnasız olarak, kiracı çiftçi tarafından yapılır.” Bu geçici yatırımlar, toprağı iyileştirir, ürününü arttırır ve toprağı basit bir maddeden toprak-sermayeye dönüştürür. “Ekilmiş bir tarla, aynı doğal kalitedeki ekilmemiş bir tarladan daha değerlidir. Daha kalıcı, yıpranmaları daha uzun süren, toprağa eklenen sabit sermaye yatırımlarının da büyük bir kısmı ve bazı alanlarda neredeyse tümü kiracı çiftçi tarafından yapılır. Ama sözleşmeyle belirlenmiş olan kiralama süresi sona erer ermez, toprağa dahil edilmiş olan iyileştirmeler, tözün, yani toprağın ayrılmaz özellikleri olarak, toprak sahibinin mülkleri haline gelir (ve kapitalist üretimin gelişmesiyle birlikte toprak sahibinin kiralama süresini mümkün olduğunca kısaltmaya çalışmasının nedenlerinden biri budur). Toprak sahibi, yeni kira sözleşmesini düzenlerken, toprağı, iyileştirmeleri yapmış olan çiftçiye de kiralasa, başka bir çiftçiye de kiralasa, toprağa eklenmiş sermayenin faizini asıl toprak rantına ekler. Böylece rantı şişer.”
Bu toprak sahibi toprağını satmak isterse, şimdi onu değerlenmiş fiyatı üzerinden satar. “Sadece toprağı değil, iyileştirilmiş toprağı, karşılığında hiçbir şey ödemediği ama toprağa eklenmiş olan sermayeyi satar. Asıl toprak rantının hareketi tümüyle bir yana, bu, iktisadi gelişmeyle birlikte toprak sahiplerinin giderek daha fazla zenginleşmesinin, rantlarının giderek daha fazla şişmesinin ve arazilerinin parasal değerinin yükselmesinin sırlarından biridir. Böylece, toplumsal gelişmenin onların yardımı olmadan ürettiği sonucu kendi ceplerine indirirler. Ama bu aynı zamanda akılcı bir tarımın en büyük engellerinden biridir, çünkü kiracı çiftçi, kendi kira süresi içinde eksiksiz geri dönüş sağlamayacak görünen tüm iyileştirmelerden ve harcamalardan kaçınır; ve bu durumun, hem geçtiğimiz yüzyılda, modern rant teorisinin asıl kaşifi olan ve aynı zamanda fiilen kiracı çiftçilik yapan ve döneminin önemli bir tarım bilimcisi olan James Anderson tarafından, hem de günümüzde, İngiltere’deki toprak mülkiyetinin bugünkü şekline karşı çıkanlarca, yeniden ve yeniden bu tür bir engel olarak damgalandığını görürüz.”
Bu süreç, toprağın arsa olarak kullanılması durumunda çok daha açıkça görülür. Örneğin İngiltere’de, bina yapımı için kullanılan ama mülkü asıl sahibi tarafından satılmayan arsaların çok büyük bir bölümü, toprak sahiplerince 99 yıllığına ya da mümkün olduğunda daha kısa süreliğine kiraya verilir. “Bu sürenin sonunda, arsalarla birlikte binalar da toprak sahiplerinin ellerine geçer.” Kiracılar kiralama süresinin sonuna kadar aşırı yüksek bir toprak rantı ödedikleri gibi, bu süre son bulduğunda evi iyi ve içinde oturulabilir bir durumda büyük toprak sahibine teslim etmekle yükümlüdürler. “Binaların mülkiyetiyle ilgili örnek önemlidir, 1. çünkü, asıl toprak rantı ile toprağa eklenmiş sabit sermayenin toprak rantına bir ek oluşturabilecek olan faizi arasındaki farkı açık şekilde gösterir. Binaların faizi, tıpkı tarımda kiracı çiftçinin toprağa eklediği sermayenin faizi gibi, kira sözleşmesinin süresi boyunca sanayici kapitalistin, bina spekülatörünün ya da kiracı çiftçinin eline geçer ve bunun, özünde, toprağın kullanılması karşılığında her yıl belirli tarihlerde ödenmesi gereken toprak rantıyla hiçbir ilgisi yoktur. 2. Çünkü, toprakla birlikte, ona eklenen başkalarına ait sermayenin de sonunda toprak sahibinin eline geçtiğini ve bunun faizinin onun rantını şişirdiğini gösterir.”
Marx’ın belirttiği üzere, bazı yazarlar çeşitli nedenlerle toprak rantını yani toprak mülkiyetinin özgül iktisadi ifadesini, faizle özdeş göstermeye çalışmıştır. Böylece toprak sahipleri ile kapitalistler arasındaki karşıtlık güya ortadan kalkacaktır. Bunun tersi olan yöntem ise, kapitalist üretimin başlangıcında kullanılmıştır. O dönemin yaygın düşüncelerine göre, toprak mülkiyeti özel mülkiyetin ilkel ve saygın biçimi sayılırken, sermayenin faizi tefecilik olarak suçlanıyordu. Marx burada önemli bir noktaya işaret eder. “Belirli bir üretim tarzının tüm diğer mülkiyet biçimlerini haklı gösteren şey gibi toprak mülkiyetini haklı gösteren şey de, üretim tarzının kendisinin ve dolayısıyla aynı zamanda ondan kaynaklanan üretim ve mübadele ilişkilerinin, geçici birer tarihsel zorunluluğa sahip olmalarıdır. Kuşkusuz, daha sonra göreceğimiz üzere, toprak mülkiyeti, belirli bir gelişim düzeyinde, kapitalist üretim tarzı açısından bile gereksiz ve zararlı görünmesiyle, kendisini diğer mülkiyet biçimlerinden ayırır.”
Marx, toprak rantının özgül karakterinin doğru anlaşılması gerektiğini belirtir. “Toprak rantı, kendisini, toprak sahibinin yerkürenin bir parçasını kiraya verme yoluyla her yıl çektiği belirli bir para tutarıyla gösterir. Her belirli parasal gelirin sermayeleştirilebileceğini, yani hayali bir sermayenin faizi olarak ele alınabileceğini görmüştük. Dolayısıyla, örneğin ortalama faiz oranı %5’se, 200 sterlinlik bir yıllık toprak rantı, 4000 sterlinlik bir sermayenin faizi olarak da ele alınabilir. Toprağın alım fiyatını ya da değerini oluşturan şey, bu şekilde sermayeleştirilen toprak rantıdır; bu, toprak emeğin ürünü olmadığından ve dolayısıyla bir değere de sahip olmadığından, prima facie [ilk bakışta], tıpkı emeğin fiyatı gibi, akıl dışı olan bir kategoridir. Ama diğer yandan, bu akıl dışı biçimin arkasında gerçek bir üretim ilişkisi saklıdır. Bir kapitalist, 200 sterlinlik bir rant getiren toprağı 4000 sterline satın alırsa, 4000 sterlin üzerinden %5’lik yıllık ortalama faizi elde eder; söz konusu sermayeyi faiz getiren kağıtlara yatırması ya da doğrudan doğruya %5’lik faizle ödünç vermesi durumunda da aynı şey olurdu. Burada söz konusu olan şey, 4000 sterlinlik bir sermayenin %5’lik bir oranla değerlenmesidir. Bu varsayım altında, 20 yılda, mülkünün satın alma fiyatını onun gelirleriyle yeniden yerine koymuş olurdu.” Bu nedenle, İngiltere’de, toprağın satın alma fiyatı falanca sayıdaki yıllık gelire göre hesaplanır. “Ve bu da toprak rantının sermayeleştirilmesinin farklı bir şekilde ifade edilmesinden başka bir şey değildir. Bu, aslında, toprağın değil, onun getirdiği, olağan faiz oranına göre hesaplanmış toprak rantının alım fiyatıdır. Ama rantın bu şekilde sermayeleştirilmesi rantın varlığını şart koşarken, tersini yapmak, yani rantı, onun sermayeleştirilmesinden türetmek ve buna dayalı olarak açıklamak mümkün değildir. Buradaki başlangıç noktası, satıştan bağımsız olarak, rantın varlığıdır.”
Buradan çıkan sonuç, toprak rantı değişmez bir büyüklük olarak kabul edildiğinde, toprak fiyatının faiz oranının yükseliş ya da düşüşüyle ters yönlü olarak yükselip düşebileceğidir. “Bu, toprak fiyatının, toprak rantının kendisinden bağımsız olan ve yalnızca faiz oranıyla düzenlenen bir hareketidir.” Ama toplumsal gelişmenin akışı içinde, kâr oranının ve dolayısıyla kâr oranı tarafından düzenlendiği kadarıyla da faiz oranının düşme eğilimine sahip olduğunu da unutmamak gerekir. Ayrıca, faiz oranı ödünç verilebilir para-sermaye artışı nedeniyle bir düşme eğilimine sahiptir.
Toprak rantının kendisiyle, toprağın alıcısının bu topraktan sağladığı faiz biçiminin karıştırılmasının tamamen yanlış sonuçlara götüreceğini vurgular Marx. “Toprak mülkiyeti tüm eski ülkelerde fazlasıyla seçkin bir mülkiyet biçimi sayıldığından ve ayrıca onun satın alınması fazlasıyla güvenilir bir sermaye yatırımı olarak görüldüğünden, satın alınan toprak rantı için geçerli olan faiz oranı, çoğu zaman, daha uzun dönemli sermaye yatırımları için geçerli olan faiz oranından düşüktür; bir başka deyişle, örneğin toprak satın alan kişi, aynı sermayeyle başka durumlarda %5 elde edebilecekken, toprağın alım fiyatı üzerinden yalnızca %4 elde eder, ya da, aynı anlama gelmek üzere, toprak rantına ödediği sermaye, aynı yıllık parasal geliri sağlayacak olan başka yatırımlar için ödeyeceği sermayeden fazladır.”
Marx, toprak mülkiyetini haklı çıkartmaya çalışan özürcüleri eleştirir. “Sermayeleştirilmiş toprak rantının, kendisini toprak fiyatı ya da toprak değeri olarak göstermesi ve bu nedenle toprağın tüm diğer metalar gibi alınıp satılması, bazı özürcülere göre, toprak mülkiyetini haklı çıkaran bir nedendir, çünkü alıcı, onun için, herhangi bir başka meta için olduğu gibi, bir eş değer ödemiştir ve toprak mülkiyetinin büyük bölümü bu şekilde el değiştirmiştir. O zaman, aynı neden, köleliği de haklı çıkarırdı; çünkü, köle için nakit ödeme yapmış olan köle sahibi için, kölenin emeğinin getirisi, sadece, onun alımına yatırılan sermayenin faizini temsil eder. Toprak rantının alınıp satılmasından onun varlığının haklı olduğu sonucunu çıkarmak, onun varlığının haklı olduğu sonucunu onun varlığından çıkarmaktan başka bir anlama gelmez.”
(devam edecek)
link: Elif Çağlı, Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /35, 30 Haziran 2026, http://fa.marksist.net/node/8792


