Haziran ayında Yeni Şafak’a konuşan MÜSİAD Genel Başkanı ve eski AKP Düzce milletvekili aday adayı Burhan Özdemir –iktidarın 22 yılda yaptıklarını açık edercesine– eğitim sisteminin gençleri mesleğe hazırlamadığını, mezunların kendi alanlarında iş bulamadığını ve hayata mutsuz başladıklarını söylüyor. Buna çözüm olarak da “gençlerimiz işgücüne daha erken katılmalı, eğitim zorunluluğu esnetilmeli, öğrenciler pratik becerilerle piyasaya daha hızlı adapte olmalılar” diyor. İstihdam artışı için eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması, eğitimin içeriğinin yeniden tasarlanması gerektiğini söylüyor ve 12 yıllık kesintisiz eğitim sisteminin çok yanlış bir uygulama olduğunu, ülkeye herhangi bir faydasının olmadığını (egemenlerin ağzından ülke kelimesi çıktığında bununla iktidar ve sermaye sınıfının kastedildiğinin altını çizmek gerek) belirtiyor. Özdemir, üniversite zorunluluğu olmadan, çocukların çağın mesleklerine yönlendirilmesi gerektiğini, bir ara eleman krizinin olduğunu; tornacı, teknisyen, kalifiye eleman bulunmadığını, bunun da üretimi doğrudan etkilediğini söylüyor. Bu konuda bir model geliştirdiklerini, bunu bakanlıkla paylaşmayı planladıklarını belirtiyor. Bu gibi açıklamalardan anlaşılıyor ki, açıköğretim lisesi ve Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) gibi uygulamalarla, milyonlarca genç için 12 yıllık eğitimin kesintisiz olma özelliği fiilen ortadan kalkmış olsa da sermaye sınıfı bu süreci kendi lehine başka bir boyuta taşımak ve resmileştirmek istemektedir. Özdemir’in bu açıklamaları, sermayenin ve rejimin çocuk işçiliğine bakışını ve eğitim sisteminin nasıl da bilinçli olarak bu hale getirildiğini çarpıcı bir şekilde özetliyor: Eğitim sistemi gençlere güvenceli bir gelecek sağlamak için değil, sermayenin çıkarları gözetilerek şekillensin, emekçi çocuklarını daha fazla sömürecekleri hale getirilsin!
AKP iktidarda olduğu yıllar boyunca kendi iktidarını sağlamlaştırmak ve has partisi olduğu sermayenin önünde çeşitli düzeylerdeki engelleri kaldırmak için kurumların ayarlarıyla oynamaktan, bu amaçla eğitim sektörünü de hallaç pamuğu gibi atmaktan çekinmedi. Özünde hem istediği gibi güdebileceği kindar ve itaatkâr bir nesil, hem sermayenin daha küçük yaşlardan itibaren azgınca sömüreceği kalifiye işgücü yetiştirmek için eğitim sisteminde yaptığı değişikliklerle ne eğitim bıraktı ortada ne de sistem! Gelinen noktada eğitim sistemi denen garabet adeta sermayeye ucuz işgücü sağlama sistemine dönüşmüş durumdadır. Ama sermaye de bir türlü doymuyor, iktidar verdikçe o daha fazlasını, daha fazlasını istiyor! İktidar toplumun gözüne soka soka tüm kötülüklerini hayata geçirirken sermaye de ondan cesaret alıyor, yangına körükle gidiyor. Eğitim sisteminin getirildiği nokta ve sermayenin bitmeyen talepleri bu durumun daha da kötüye gideceğini gösteriyor. Rejimin Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) gençlerin ve çocukların artık mümkün olduğunca büyük bir kısmını sermayenin hizmetine bedava işgücü olarak sunmak için canhıraş çalışıyor. Rejim, ilköğretim sonrasında örgün eğitim zorunluluğunu kaldırarak çocuk işçiliğini meşrulaştıran 4+4+4 “eğitim” modeliyle, üç-beş yılda bir değiştirdiği sınav sistemleriyle ve yeni müfredat programlarıyla, sınıf geçme sisteminde yaptığı değişikliklerle, eğitim emekçilerini kıskaca aldığı baskı politikalarıyla eğitimin altını boşaltıyor, daha niteliksiz ve öğrenciler için katlanılmaz hale getiriyor. Bunun sonucu olarak şöyle bir tablo ortaya çıkıyor: Akademik açıdan başarılı çok seçkin bir azınlık nitelikli okullarda, buralara giremeyen yüksek gelirli kesimlerin çocukları özel okullarda, yoksul emekçi çocuklarının büyük çoğunluğu meslek liseleri ve MESEM’lerde ya da doğrudan rejimin çeşitli kurumları ve tarikatlar tarafından finanse edilen imam hatiplerde okuyor. Açık liselere giriş koşulları ve ders geçme sistemi zorlaştırılarak yıldan yıla öğrencilerin bu yolla diploma alması da engellenmektedir. Bu dayatmaların sonucunda her yıl başta açıköğretim liseleri olmak üzere her türlü eğitim kurumundan giderek daha fazla öğrenci okulu terk ediyor. Oysa ki örgün eğitimi terk etmek zorunda kalan öğrencilere diploma alabilecekleri bir “eğitim” formatı olarak açıköğretim liseleri icat edilmişti.
Rejim devlet okullarının büyük bir çoğunluğunda eğitimi iflas ettirmiş, hiç değilse bir diploma sahibi olmaya indirgemiştir. Eğitimde yarattığı garabeti kapatmak için daha büyük sorunların ortaya çıkacağı yeni “düzenlemeler” yapmaktadır. “Son 22 yılda eğitim alanında devrim yapmakla övünen AKP’li Eğitim Bakanı, şimdi 4+4+4 sisteminin revize edileceğini açıklıyor. Buna göre lise düzeyinde zorunlu eğitim 3 yıla indirilecek ve 3 yıl okuyana «normal lise» diploması, sonrasında 1 yıl daha okuyana da «ileri lise» diploması verilecekmiş! Okulu terk etseniz de diploma vereceğim diyor MEB. Böylece sistem, pratikteki çöküşe uyarlanmış, çöküşün üstü örtülmüş olacaktır. Lisans düzeyinde üniversite eğitimi içinse «ileri lise» diploması şart olmaya devam edecekmiş. Bu taklalarla yalnızca sistemin çökmüşlüğünün üstünü örtmeyi değil, hem kendi yandaş sermaye gruplarına yeni rant kapıları yaratmayı hem de tarikat ve cemaatlere yeni olanaklar sunmayı amaçladıklarından da kuşku duyulmamalı. Bunu nasıl yapacaklarının detayları «yeni proje» şekillendikçe açığa çıkacaktır. Ama şunun bir kez daha altını çizelim ki, AKP iktidarlarının bugüne kadar reform adı altında sağlık ve eğitim sisteminde yaptıkları değişikliklerin hiçbirinde temel motivasyon halkın çıkarları olmamıştır, olamaz da.”[1]
Her dönemde olduğu gibi sermayenin rüyası, güvencesiz koşullarda çalıştıracağı, hak istemeyi bilmeyen, ücret pazarlığı yapamayan bir işçi sınıfıdır. MESEM, bu rüyayı gerçekleştiren, kalifiye işgücü yaratma projesinden yola çıkarak, ucuz, güvencesiz, örgütsüz işgücü rezervini çocuk ve genç işçilerden sağlayan bir mekanizmadır. 2002 yılından önce de Türkiye’de meslek liseleri ve çıraklık okulları vardı elbette ama AKP ile beraber bu tip okullar daha da çeşitlenmiş, yıldan yıla artmıştır. Proje kökeni 2006’ya kadar uzanan MESEM’ler “meslek liseleri memleket meselesi” sloganıyla Koç Holding ve MEB işbirliği ile başlatılmış, 2016 yılında ise ortaöğretimin merkezine oturtulmuştur. Okullarda eğitim çarkının dişlilerini kırmakla yetinmeyen rejim, yıllardır çıkardığı çeşitli yasalarla da gençleri sermayeye doğru itelemektedir. AKP iktidarından önce de başta TÜSİAD olmak üzere sermaye sınıfı, çocuk işçileri sömürmek için hükümetlerin kendi lehlerine adımlar atmalarını istiyordu. AKP sermayeye layık bir parti olduğunu ispatlarcasına iktidara geldiği ilk yıllardan bu yana, bu konuda ustalaşarak işi adım adım ilerletti. Meselâ “4857 sayılı İş Kanunu’nun 71. maddesinde 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasak ve suç olarak tanımlanmasına rağmen, 2004 yılında çıkarılan «Çocuk ve Genç işçilerin Çalıştırılması Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik»te «çocuk işçilerin 14 yaşını bitirmiş olması» ifadesi yer almaktadır.”[2]
“2011 yılının Şubat ayında çıkarılan torba yasa ile stajyer öğrencilerin ücretleri düşürüldü, çalıştırma koşulu olan 20 işçi sınırı, 5 işçiye indirildi. Böylece sermaye çalıştırdığı işçileri işten çıkararak onların yerine 18 yaşının altında olan ve meslek liselerinde okuyan yüz binlerce öğrenciyi çalıştırarak kârına kâr kattı. Bunun yanı sıra AKP hükümeti çıkardığı yasalarla tehlikeli işlerde çalışma yaşını 16’ya düşürerek sömürüyü daha da katmerleştirdi.”[3] İktidar tarafından çocuk işçilik teşvik edilmiş, patronlara ucuz işgücü kaynağı oluşturulmuştur. Böylece asgari ücrete çalıştırılan bir işçinin yerine en az 3 stajyeri[4] çalıştırabilecek. 2023 yılında 1 milyon 400 bin civarında çocuk yaştaki çırak ve kalfa olduğu[5] ve bu sayının son bir yılda daha da arttığı hesaba katılırsa önümüzdeki yıllarda işten atmalarda önemli bir rol oynayacağı su götürmez görünüyor!
Rejim çırak ve stajyer olarak çalıştırılan çocuk işçi sayısını istihdam verilerinde kullanarak işsizlik gerçeğinin üstünü kapatmak için de kullanıyorken, işçilerin hak arama mücadelesinin önüne de engel olarak çıkarmaktadır. “Çıraklık ve stajyer işçilik, işçi sınıfına dayatılan işsizlik kırbacını bir kat daha arttırmaktadır. Sermaye sahipleri, üretimin yoğunlaştığı sezonda, çalıştırdıkları çırak ve stajyer işçi sayısını arttırmaktadırlar. Her yıl yüz binlerce çırak ve stajyer işçi düşük maliyetle işgücü pazarına sunulmaktadır. Ücretler, iş koşulları ve sosyal güvenlik konularında hiçbir söz hakkı olmayan çırak ve stajyer işçiler, işçi sınıfının geri kalan kesimlerinin haklarına saldırıyı kolaylaştırmak için patronların elinde bir şantaj aleti olarak da kullanılıyorlar. Çırakların ve stajyer işçilerin sendikalara katılma, toplusözleşme ve grev hakları da yoktur. Böylece sınıf mücadelesindeki yerlerini alabilme, hak arayabilme imkânları da neredeyse sıfırlanmakta, işyerinde meydana gelebilecek grev veya bir başka mücadelede grev kırıcı rolünü oynamaya zorlanmaktadırlar.”[6]
MÜSİAD gibi sermaye örgütlerine rejimin işçi sınıfını kıyım noktasına getirdiği uygulamaları hâlâ yeterli gelmemekte ve daha fazlasını istemekteler. Organize sanayi bölgelerinde çocukların 3 ya da 4 gün işyerinde yatıp kalkmak zorunda olacağı yatılı meslek liselerinin açılmasını istemekteler. Bu uygulamalarla artan kârlar yetmiyormuş gibi sermayenin üzerindeki “yükü” azaltmak için uygulanan çeşitli projeler için İşsizlik Sigortası Fonundan yararlanmaları sağlanacak. “Mesleğini yapan liseliye maaş desteği” programı bunlardan biri. Meslek lisesi mezunlarına “iş garantisi” olarak sunulan bu projeyle öğrenciler mezun olup teknisyen unvanı taşıyan vasıflı işçilere dönüştüklerinde patronlar işçiye asgari ücret ödeyecek, devlet de üstüne yüzde 10-20 ek yapacak. Böylece işçi ücretleri genel olarak asgari ücret düzeyine yakın kalacak ve İşsizlik Fonu bu vesileyle de bir kez daha iç edilecek. Sermaye sınıfı istedikçe iktidar çocuk emeği sömürüsünü daha küçük yaşlara düşürmek için liselerle yetinmiyor, ortaokul yaşındakilere de göz dikiyor. Bazı kentlerde mesleki ve teknik ortaokullar açılmaya başlandı bile.[7]
Çocuk işçiler, büyük çoğunlukla denetimsiz ve kuralsız işyerleri ve atölyelerde hakarete, şiddete, taciz ve tecavüzlere kadar her türlü kötü muameleye maruz kalıyor ve çoğu zaman yetişkin işçilerden daha ağır iş koşullarında, daha uzun saatlerde ve daha güvencesiz ortamlarda çalıştırılıyorlar.Meslek liseleri ve MESEM’e bağlı işyerlerinde çalışırken de durum çok değişmiyor. Bu işletmelerin işçi sağlığı ve iş güvenliği bakımından denetimleri gereğince yapılmadığı gibi kuralsızlıklar sınır tanımamaktadır. Tehlikeli ve ağır işlerde çalıştırılan birçok çocuk, iş güvenliği önlemlerinin alınmamasından kaynaklı olarak sürekli risk altında çalışmaktadır. İş kazaları ve iş cinayetlerinin kurbanları arasında artık çocuklar da yer almaktadır ne yazık ki! Çocuklar iş kazası geçirdiğinde kolaylıkla üstü örtülmekte, hayatını kaybettiğinde kendi hatasından kaynaklı ya da işyeri dışında bir yerde yaşandığı iddia edilmektedir. 2013 yılında plastik fabrikasında çalışırken daha hızlı çalışsın diye güvenlik sensörü kapatılmış olan plastik enjeksiyon makinesinde sıkışarak can veren Ahmet Yıldız’ın patronu, kendi işyerinde feci şekilde ölen bu çocuğun, plakasını alamadığı bir otomobilin çarpıp kaçması yüzünden öldüğü yönünde bir ifade vermişti. Daha sonra savcılıkça yapılan incelemede suçlu olduğu ortaya çıkmış, yüzde yüz kusurlu bulunmuştu. 30 bin liralık para cezasıyla bu işten kurtulmuş ama bu ceza da 24 taksite bölünmüştü! Her yıl onlarca çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verilerine göre 2013-2024 yılları arasında en az 742 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. 2024’te bu sayı 71 olarak kayıtlara geçti.[8]
Sermaye sınıfı ufku dar, kavrayışı düşük, bütünlüklü ve sistemli düşünemeyen, örgütlü bir şekilde hareket edemeyen, çabuk aldatılan, ideolojik olarak kendine köle olmuş bir işçi sınıfı ister. Burjuva eğitim sistemiyle hepi topu öğrenip kavrayacağı şeyin, üretimdeki başarısının ötesine geçmesini istemez. Yaşadığı sorunların kaynağını anlamasını, kapitalist sistemin kimin çıkarları için çalıştığını kavramasını ve bunu değiştirmek için mücadele etmesini istemez. Kapitalizmin ezeli ve ebedi bir sistem olduğuna ikna olmuş bir işçi sınıfı ister. Bu sınıfın her bireyini oyun çağından mezara kadar posasını çıkarıncaya kadar çalıştırmak ister. İşçileri, küçücük yaşlardaki çocukları insan olmaktan çıkarıp her an bozulup bir kenara atılacak bir iş makinesine döndüren bu sisteme işçi sınıfının dur demesi gerekir!
İlk doğduğu yıllarda çocuk işçileri insanlık dışı koşullarda hoyratça kullanan sermaye sınıfına karşı işçi sınıfının verdiği mücadelelerin sonucunda çocuk işçiliğini yasaklayan birtakım yasaların çıkması sağlanmıştı. Bugün gelişmiş kapitalist ülkelerde çocuk işçiliği önemli ölçüde azalmasına rağmen dünyanın geri kalan kısımlarında Asya, Afrika, Güney Amerika’da hâlâ küçücük yaşlarından itibaren çocuklar hayatları hiçe sayılarak, en insanlık dışı koşullarda çalıştırılıyor. Türkiye’deki çocuk işçiliği sorunu da dünyadan bağımsız değildir. Kapitalist sistemin tarihsel krizinin sonuçlarının yanı sıra ülkedeki faşist rejimin yarattığı ekonomik, siyasal ve sosyal ortam, örgütsüz işçi sınıfının hayatını çekilmez hale getirmiştir. Hem dünyada hem Türkiye’de işçi sınıfı silkinip ayağa kalkmadığı, örgütlü bir şekilde gücünü göstermediği sürece sorunların daha da büyüyeceği, daha da derinleşeceği ortada! İşçi sınıfının kurtuluşunun tek bir yolu var, o da küçücük çocuklarını bile yutmaktan çekinmeyen sermaye sınıfına karşı korku duvarlarını yıkmak, birlik olup örgütlenmek ve ayağa kalkıp kapitalist sömürü çarkını kırmaktır!
[1] Oktay Baran, Eğitimde Derinleşen Çürüme ve Çöküş, 25 Ekim 2024, marksist.net
[2] Metin Güral, Bitmeyen Zulüm: Çocuk Emeği Sömürüsü, 12 Haziran 2023, marksist.net
[3] Hakan Sönmez, AKP’nin Eğitim Politikaları Gençliği Çıkışsız Bırakıyor, 26 Ekim 2017, marksist.net
[4] Patronlara aktarılan kaynağa rağmen MESEM’e giden 9, 10 ve 11. sınıf öğrencilerine asgari ücretin yüzde 30’u (10 kişinin altındaki işletmelerde bu rakam yüzde 15), 12. sınıf öğrencilerine ise asgari ücretin yarısı kadar ücret verilmektedir.
[6] Yavuz Girgin, Genç İşgücü Sömürüsü: Çıraklık ve Stajyer İşçilik, 15 Ekim 2003, marksist.net
[7] Ayrıntılı bilgi için bkz. Oktay Baran, Eğitimde Derinleşen Çürüme ve Çöküş
link: Aylin Dinç, Sermaye Çocukları ve Gençleri Ucuz İşgücü Olarak Sömürmeye Doymuyor!, 8 Ağustos 2025, https://fa.marksist.net/node/8571
Sahte Diploma, Sahteci Yandaşlar ve İşçi Sınıfı
İnsanlar Suçlu, Dev Şirketler Masum!




