Bölüm 30: Para-Sermaye ve Gerçek Sermaye I
Marx, kredi sistemiyle ilişkili olarak daha yakından bakılması gereken bazı zor sorunlar olduğunu belirtir. Birincisi, gerçek para-sermayenin birikimiyle ilgilidir. “Bu birikim, hangi noktaya kadar, sermayenin gerçek birikiminin, yani genişletilmiş ölçekte yeniden üretimin işaretidir ve hangi noktaya kadar değildir?” Genelde faiz getiren sermayeyle yani para-sermayeyle ilgili olarak kullanılan “sermaye bolluğu” ifadesi, acaba yalnızca sınaî aşırı üretimi ifade etmenin özel bir yolu mudur, yoksa onun yanında özel bir görüngü mü oluşturur? “Sermaye bolluğu” diye ifade edilen para-sermayenin aşırı arz durumu, durağan para kütlelerinin (külçeler, altın sikkeler ve banknotlar) elde bulunmasıyla çakışır mı? Dolayısıyla, bu gerçek bir para fazlalığı durumu, yani ödünç verilebilecek sermaye bolluğunun ifadesi ve görünme biçimi midir?
Yukarıda sıralananların tersine, ikinci bir grup olarak sıralanması gereken sorular da vardır. “Para darlığı, yani ödünç sermaye kıtlığı, hangi noktaya kadar, bir gerçek sermaye (meta-sermaye ve üretken sermaye) kıtlığını ifade eder? Diğer yandan, para darlığı, hangi noktaya kadar, paranın kendisinin kıtlığıyla, yani dolaşım araçları kıtlığıyla çakışır?”
Marx önemli bir hususa dikkat çeker. Şöyle ki, para-sermaye birikiminin ve genel olarak parasal servet birikiminin kendine özgü biçimi, aslında mülkiyetin emek üzerindeki haklarının birikiminden başka bir şey değildir. Devlet borcu sermayesinin birikimi ise, devletten alacaklılar sınıfının büyümesinden başka bir şey değildir. Her iki durumda da, bir borç birikiminin sermaye birikimi olarak görünmesini mümkün kılan özellik, kredi sisteminde son noktasına ulaşır. “Başlangıçta ödünç verilmiş ve çoktan tüketilmiş olan sermaye için düzenlenmiş olan borç senetleri, yok edilmiş sermayenin bu kâğıt kopyaları, satılabilir metalar olmaları ve bu nedenle yeniden sermayeye dönüştürülebilmeleri ölçüsünde, sahipleri için sermaye olarak iş görür.”
Marx, karmaşık gibi görünen bu hususu verdiği örnek eşliğinde açıklığa kavuşturur. Örneğin çok ortaklı şirketlerin, demiryollarının, madenlerin vb. mülkiyet senetleri, aslında gerçek sermayeye dayalı senetlerdir. “Ama bu sermayeye hükmetme gücünü vermezler. Söz konusu sermaye çekilemez. Yalnızca, bu sermayenin elde edeceği artık değerin bir kısmı üzerinde yasal hak sağlarlar. Ama söz konusu senetler de gerçek sermayenin kâğıt kopyaları haline gelir.” Söz konusu senetler, üretime yatırılmış gerçek sermayelerin yalnızca nominal temsilcileridir. “Gerçek sermaye onların yanı sıra var olur ve kopyalarının el değiştirmesi, hiçbir şekilde, onun el değiştirmesine yol açmaz. Senetler, yalnızca belirli getirileri güvence altına almaları nedeniyle değil, aynı zamanda satılmaları yoluyla sermaye değerleri olarak geri ödenmeleri sağlanabildiği için, faiz getiren sermaye biçimini alır.” Bu senetlerin birikimi, çeşitli sanayi sektörlerindeki birikimi ifade etmesi ölçüsünde, gerçek yeniden üretimin genişlemesini ifade eder. Söz konusu senetler piyasada metalar şeklinde alınıp satılabilir; bunların değer tutarları, gerçek sermayenin değerinin hareketinden tümüyle bağımsız şekilde düşebilir ve yükselebilir. Bunların değer tutarları yani borsada ilan edilen fiyatları, faiz oranındaki düşüşle birlikte zorunlu olarak yükselme eğilimine sahiptir. “Böylece, değer ifadesi bakımından her bir özdeş parçası için belirli bir nominal başlangıç değerine sahip olan bu hayali servet, kapitalist üretimin gelişimi içinde sırf bu nedenle bile genişler.”
Hem söz konusu mülkiyet senetlerinin fiyat dalgalanmaları yoluyla ortaya çıkan kazançlar ve kayıplar, hem de bunların sanayi krallarının vb. ellerinde merkezileşmesi, giderek bunlar üzerinden dönen kumarın bir sonucu haline gelir. “Daha önce değinilmiş olduğu gibi, bu hayali parasal servet, yalnızca özel bireylerin parasal servetlerinin değil, aynı zamanda banker sermayesinin çok ciddi bir kısmını oluşturur.” Marx, kredi sisteminin ve genel olarak toplam kredinin muazzam genişlemesinin, bankerler tarafından kendi özel sermayeleri şeklinde sömürüldüğü gerçeğini vurgular. “Bu herifler her zaman para biçimindeki ya da doğrudan doğruya para alacağı şeklindeki sermayeyi ellerinde tutar. Bu sınıfın servetinin birikimi, gerçek birikime göre çok farklı şekillerde gerçekleşebilir, ama her durumda, bu sınıfın, gerçek birikimin hayli büyük bir kısmını cebine indirdiğini kanıtlar.”
Devlet tahvilleri, hisse senetleri ve her tür başka değerli kâğıt, ödünç verilebilir sermaye (faiz getirmesi istenen sermaye) için yatırım alanlarıdır ve bunlar ödünç vermenin biçimleridir. Diğer yandan, bir borç almak isterken sanayicinin ya da tüccarın gereksinim duyduğu şey ne hisse senetleridir ne de devlet kâğıtları, onun gereksinim duyduğu şey paradır. “Dolayısıyla, söz konusu değerli kâğıtlarını, başka bir yolla para elde edemediğinde rehin verir ya da satar. Burada üzerinde durmamız gereken şey bu ödünç sermayenin birikimi ve özellikle de ödünç verilebilir para-sermayenin birikimidir.” Marx, burada evlerin, makinelerin, başka sabit sermayelerin ya da sanayicilerin, tüccarların kendi aralarındaki ve yeniden üretim sürecinin sınırları içinde kalan meta cinsinden ödünç verilmesiyle ilgilenmediğini belirtir. “Burada sadece, aracı olarak banker tarafından sanayicilere ve tüccarlara verilen para cinsinden borçlarla ilgileniyoruz.”
Ticari kredi, yani yeniden üretim sürecinde yer alan kapitalistlerin birbirlerine verdikleri kredi, kredi sisteminin temelini oluşturur. Onun temsilcisi, üzerinde belirli bir ödeme tarihi bulunan bir borç senedidir, poliçedir. İncelemenin bu aşamasında, Marx, banker kredisini tümüyle bir yana bırakır. Poliçeler ciro edilerek birinden diğerine aktarılıp tüccarların arasında ödeme aracı olarak dolaştıkları ve iskonto edilmedikleri sürece, A’dan B’ye bir alacak aktarımından başka bir şey gerçekleşmez, yalnızca bir kişinin yerini bir başkası alır.
Bu katıksız ticari kredinin devresiyle ilgili olarak, belirtilmesi gereken iki nokta vardır. Birincisi, bu karşılıklı alacakların kapatılması sermayenin geri dönüşüne bağlıdır. Karşılıklı ödemeler yeniden üretimin, yani üretim ve tüketim süreçlerinin akıcılığına bağlıdır. “Ama krediler karşılıklı olduğundan, herhangi bir kişinin borçlarını ödeyebilirliği, bir başkasının borçlarını ödeyebilirliğine bağlıdır.” İkincisi, bu kredi sistemi nakit para ödemelerinin gerekliliğini ortadan kaldırmaz, zaten harcamaların büyük bir bölümü (ücretler, vergiler vb.) her zaman nakit parayla ödenmek zorundadır.
Kendi başına ele alındığında bu ticari kredinin sınırları, sanayicilerin ve tüccarların kullanabilecekleri yedek sermayeye ve geri dönüşlerin durumuna bağlıdır. “Geri dönüşler gecikebilir ya da arada geçen süre içinde meta fiyatları düşebilir ya da piyasalardaki bir durgunluk nedeniyle metalar anlık olarak satılamaz duruma gelebilir. Poliçelerin vadeleri ne kadar uzunsa, birincisi yedek sermaye o kadar büyük olmak zorundadır ve geri dönüşün fiyat düşüşü ya da piyasaların dolup taşması nedeniyle azalması ve gecikmesi olasılığı o kadar büyüktür.” Fakat emeğin üretici gücünün gelişmesiyle ve dolayısıyla büyük ölçekli üretimle birlikte, pazarlar genişler ve üretim yerinden uzaklaşırlar, bu nedenle kredilerin vadelerinin uzatılmaları gerekir. Dolayısıyla, spekülatif hareketler işlemlere giderek daha fazla hükmeder hale gelir. Büyük ölçekli ve uzak pazarlara yönelik üretim, toplam ürünü ticaretin eline atar. Fakat bir ulusun ticaretinin, kendi sermayesiyle tüm ulusal ürünü satın alabilir ve yeniden satabilir duruma getirmesi olanaksızdır. Bu nedenle, kredi burada vazgeçilmezdir; onun hacmi üretim değerinin hacmiyle ve süresi ise pazarların giderek artan uzaklığıyla birlikte büyür. “Burada karşılıklı bir etki söz konusudur. Üretim sürecinin gelişmesi krediyi genişletir ve kredi sınaî ve ticari işlemlerin genişlemesine yol açar.”
Banker kredisinden ayrı olarak ticari krediyi incelediğimizde, bunun sanayi sermayesinin hacmiyle birlikte büyüdüğünü belirtir Marx. “Burada ödünç alınan sermaye olarak görünen şey, her zaman, yeniden üretim sürecinin belirli bir evresinde bulunan, ama, alım ve satım yoluyla, eş değeri satıcıya ancak daha sonraki, üzerinde anlaşılmış bir tarihte ödenmek üzere, bir elden bir başkasına geçen sermayedir.” Burada iki aşamayı ayırt etmek gerekir: Birincisinde, kredi, bir malın üretiminin gerçek ardışık evrelerine; ikincisinde ise, sadece, tüccarlar arasındaki, taşımayı da içeren el değiştirmelere aracılık eder. “Ama meta burada da en azından hep dolaşım sürecinde, yani yeniden üretim sürecinin bir evresinde bulunur.”
Demek ki, burada ödünç verilen şey, hiçbir zaman atıl sermaye değil, sahibinin elinde meta biçiminden para biçimine çevrilmesi gereken bir sermayedir. Dolayısıyla, burada kredinin aracılık ettiği şey, metanın M-P ve P-M şeklindeki başkalaşımıdır. Yeniden üretim devresinde (banker kredisi bir yana bırakıldığında) çok fazla kredinin bulunması, yeniden üretim sürecinde büyük ölçekli sermaye kullanımının olduğu anlamına gelir. “Dolayısıyla, kredi, burada, 1. sanayici kapitalistler söz konusu olduğunda, sanayi sermayesinin bir evreden bir başkasına geçmesini, bir arada bulunmaları gereken ve iç içe geçen üretim alanlarındaki bağlantıların kurulmasını; 2. tüccarlar söz konusu olduğunda, metaların, nihai olarak para karşılığında satılmalarına ya da bir başka metayla mübadele edilmelerine dek, bir elden bir başkasına taşınmasını ve geçmesini sağlar.”
Bu işleyişte kredinin en üst düzeyi, sanayi sermayesinin eksiksiz şekilde kullanılmasıyla, yani onun yeniden üretim gücünün, tüketimin sınırları gözetilmeksizin, en son noktasına kadar zorlanmasıyla aynı anlama gelir. “Tüketimin sınırları, yeniden üretim sürecinin kendisinin zorlanmasıyla genişletilir; yeniden üretim sürecinin zorlanması, bir yandan işçilerin ve kapitalistlerin gelir harcamalarını artırırken, diğer yandan üretken tüketimin zorlanmasıyla özdeştir.”
Marx’ın genişleyen yeniden üretim süreciyle kredi mekanizması arasındaki ilişkiye ve bu temelde bunalımların ortaya çıkışına ilişkin satırları son derece önemlidir, okuyalım: “Yeniden üretim süreci akıcılığını korudukça ve böylece geri dönüşler güvenilir kaldıkça, kredi varlığını korur ve genişler ve onun genişlemesi yeniden üretim sürecinin kendi genişlemesine dayanır. Geri dönüşlerdeki gecikmenin, pazarların dolup taşmasının, fiyatların düşmesinin sonucu olarak bir duraklamayla karşılaşılır karşılaşılmaz, elde bir sanayi sermayesi fazlalığı olur; ama bu sermaye fazlalığı, işlevini gerçekleştiremeyeceği bir biçimde bulunur. Yığınla meta-sermaye vardır, ama satılamaz durumdadır. Yığınla sabit sermaye vardır, ama yeniden üretimdeki duraklama nedeniyle büyük ölçüde atıl durumdadır. Kredi daralır, çünkü, 1. bu sermaye atıldır, yani başkalaşımını tamamlayamadığı için yeniden üretim evrelerinden birinde takılıp kalmıştır; 2. yeniden üretim sürecinin akıcılığına güven kırılmıştır; 3. söz konusu ticari krediye yönelik talep azalmaktadır. Üretimini azaltan ve deposunda yığınla satılmamış iplik bulunan iplikçinin krediyle pamuk satın alması gerekmez; elinde yeterinden fazlası bulunduğundan, tüccarın krediyle meta satın alması gerekmez.”
“Dolayısıyla, söz konusu genişlemede, hatta sadece yeniden üretim sürecinin normal akışında bir bozulma olduğunda, kredi de kıtlaşır; krediyle meta elde etmek zorlaşır. Ama nakit ödeme talebi ve kredili satışlar konusundaki temkinlilik, özellikle sınai çevrimin çöküş sonrasındaki evresine özgüdür. Bunalım sırasında, herkesin satacak metalara sahip olması ve satış yapamaması ama ödeme yapabilmek için satış yapmak zorunda olması nedeniyle, tam da kredi kıtlığı en ileri noktaya vardığında (ve bu nedenle banker kredilerinde iskonto oranı en yüksek noktaya vardığında), atıl ve yatırım alanı arayan sermayenin değil, kendi yeniden üretim sürecinde takılıp kalmış sermayenin kütlesi en büyük niceliğe ulaşır. O ana dek yatırılmış olan sermaye o zaman gerçekten de yığınlar halinde atıl kalır, çünkü yeniden üretim süreci durmuştur. Fabrikalar kapalı kalır, ham maddeler birikir, bitmiş ürünler metalar şeklinde pazarları doldurup taşırır. Dolayısıyla, bu tür bir durumdan üretken sermaye kıtlığını sorumlu tutmaktan daha yanlış bir şey olamaz. Tam da bu tür zamanlarda, kısmen yeniden üretimin normal ama geçici bir süreliğine daralmış olan ölçeğiyle ilişkili olarak, kısmen felce uğramış tüketimle ilişkili olarak, üretken sermaye fazlalığı bulunur.”
“Tüm toplumun yalnızca sanayici kapitalistlerden ve ücretli emekçilerden oluştuğunu varsayalım. Ayrıca, toplam sermayenin büyük kısımlarının ortalama oranlarıyla kendilerini yerlerine koymalarını engelleyen ve özellikle kredi sisteminin geliştirmiş olduğu şekliyle tüm yeniden üretim sürecinin genel bağlantıları nedeniyle her zaman geçici genel duraklamalara yol açmak zorunda olan fiyat değişimlerini göz ardı edelim. Kredi sisteminin teşvik ettiği düzenbazlıkları ve spekülatif işlemleri de göz ardı edelim. Bu durumda bir bunalım yalnızca farklı dallardaki üretimin orantısızlığıyla ve kapitalistlerin tüketimleri ile birikimleri arasındaki orantısızlıkla açıklanabilirdi. Ama gerçekte, üretime yatırılmış sermayenin yerine koyulması, büyük ölçüde, üretken olmayan sınıfların tüketim yeteneğine bağlıdır; işçilerin tüketim yeteneği ise, kısmen ücret yasaları yüzünden, kısmen de kapitalistler sınıfı için kârlı bir şekilde kullanılabildikleri sürece kullanılmaları nedeniyle sınırlıdır. Tüm gerçek bunalımların son nedeni, her zaman, kitlelerin, kapitalist üretimin üretici güçleri sanki bunların önündeki tek sınır toplumun mutlak tüketim yeteneğiymiş gibi geliştirme güdüsü karşısındaki yoksullukları ve tüketimlerinin sınırlılığıdır.” Marx, gelişmiş kapitalist ülkelerde gerçek bir üretken sermaye kıtlığından, ancak kötü hasat dönemlerinde söz edilebileceğini vurgular.
Gözden kaçırılmaması gereken diğer bir nokta, ticari kredinin yanında gerçek parasal kredinin de var olduğudur. Sanayicilerin ve tüccarların kendi aralarındaki avansları, bankerlerin ve para ödünç veren kişilerin avans verdikleri paralarla birleşir. Poliçelerin el değiştirme zinciri sayesinde, tek tek her bir fabrikatör ya da tüccar, hem güçlü bir yedek sermaye bulundurma zorunluluğundan hem de gerçek geri dönüşlere bağımlılıktan kurtulmuş olur. “Ama diğer yandan, tüm süreç kısmen basit hatır senetleri nedeniyle, kısmen de sadece poliçe üretmek amacıyla yapılan meta ticareti nedeniyle o kadar karmaşıklaşır ki, işlerin çok sağlam ve geri dönüşlerin çok düzgün olduğu görüntüsü, geri dönüşlerin aslında uzun süredir yalnızca dolandırılan alacaklıların ve dolandırılan üreticilerin sırtından yapılmasına rağmen, varlığını kolaylıkla sürdürebilir. Bu nedenle işler tam da çöküşün hemen öncesinde her zaman neredeyse aşırı sağlıklı görünür. Çöküş birdenbire gerçekleşmeden önce işler her zaman son derece sağlıklıdır ve canlı dönem en verimli şekilde devam eder.”
Marx, burada tekrar para-sermaye birikimi konusuna döner. “Ödünç verilebilir para-sermayenin her artışı gerçek sermaye birikiminin ya da yeniden üretim sürecinin genişlemesinin bir göstergesi değildir. Bu, sınai çevrimin, geride bırakılan bir bunalımın hemen ardından gelen ve ödünç verilebilir sermayenin yığınlar halinde atıl kaldığı evresinde en açık şekilde görülür.” Örneğin İngiltere’de 1847 bunalımı sonrasında sanayi bölgelerindeki üretim üçte bir oranında azalmıştır. “Üretim sürecinin sınırlandığı, metaların fiyatlarının en düşük düzeylerinde olduğu, girişim ruhunun felce uğradığı bu tür zamanlarda faiz oranı düşük bir düzeydedir.” Burada faiz oranın düşüklüğü, ödünç verilebilir sermayenin tam da sanayi sermayesinin daralması ve felce uğraması nedeniyle artmasından başka bir şeyin işareti değildir. Meta fiyatları düşmüş, işlemler azalmış ve ücretlere yatırılan sermaye daralmışken daha az dolaşım aracına gereksinim duyulacağı açıktır. Diğer yandan, dışarıya olan borçların kısmen altın çıkışıyla ve kısmen iflaslar yoluyla tasfiye edilmesinden sonra dünya parası olarak iş görecek ek paraya gereksinim duyulmayacaktır. Son olarak, poliçelerin sayılarının ve tutarlarının azalmasıyla birlikte poliçe iskonto etme hacmi de daralacaktır. İster dolaşım aracı ister ödeme aracı olarak aransın, ödünç para-sermaye talebi bu nedenlerle azalır ve böylece ödünç verilebilir para-sermaye görece bollaşır. “Ama bu tür koşullar altında, daha sonra görüleceği üzere, ödünç verilebilir para-sermaye arzında da fiili bir artış gerçekleşir.”
Marx, İngiltere’deki 1847 bunalımının başlıca nedenlerinden birinin, Doğu Hindistan’la yapılan meta ticaretindeki muazzam arz fazlası ve sınırsız dolandırıcılık olduğunu belirtir. Diğer bir nokta da önemlidir: “İngiltere’nin ticaret yaptığı görece yoksul ülkeler doğal olarak olası her tür tutardaki İngiliz ürünlerinin karşılığını ödeyebilir ve bunları tüketebilir, ama ne yazık ki zengin İngiltere bunlar karşılığında yollanan ürünleri sindiremez.” 1857 yılında ise zararlar ve iflaslar asıl olarak tüccarların payına düştü, çünkü fabrikatörler bu kez yabancı pazarları “kendi hesaplarına” doldurup taşırma işini onlara bırakmıştı.
Hisse senetli bankalar mevduata faiz ödemeye başlar başlamaz bunların mevduatındaki artışta olduğu gibi, bankacılığın genişlemesi sonucunda geçmişte kişisel gömü ya da sikke rezervi olan şeyler ödünç verilebilir sermayeye dönüşür. Ancak bu nedenlerden kaynaklanan bir para-sermaye genişlemesi, üretken sermayedeki bir büyümeyi ifade etmez. “Üretimin ölçeği aynı kaldığı sürece, bu genişleme, sadece, üretken sermayeye oranla ödünç verilebilir para-sermayenin bollaşmasına yol açar. Bu nedenle faiz oranı daha düşük olur.”
Ekonomide tekrar bunalımdan canlanmaya doğru bir hareketlenme başladığında, ticari kredi de çok büyük bir yaygınlığa ulaşır. “Bu durumda, faiz oranı, en alt düzeyinin üzerine çıksa bile, hala düşüktür. Bu, gerçekten de, düşük faiz oranının ve dolayısıyla ödünç verilebilir sermayenin göreli bolluğunun sanayi sermayesinin gerçek genişlemesiyle çakıştığının söylenebileceği tek zamandır. Geri dönüşlerin, ticari kredideki bir genişlemeyle bağlantılı olan kolaylığı ve düzenliliği, artmış olan talebe rağmen ödünç verilebilir sermaye arzını güvence altına alır ve faiz oranının düzeyinin yükselmesini önler. Diğer yandan, yedek sermayeleri, hatta sermayeleri olmadan çalışan ve dolayısıyla tümüyle parasal krediye dayalı olarak işlem yapan şövalyelerin sayısı ancak bu noktadan sonra kayda değer bir düzeye ulaşır. Şimdi bunlara her biçimiyle sabit sermayenin büyük ölçekli genişlemesi ve çok büyük sayılarda yeni ve geniş kapsamlı işletmenin açılması da eklenir. Faiz şimdi ortalama düzeyine yükselir. Yeni bunalım patlak verdiğinde, kredi birdenbire son bulduğunda, ödemeler durduğunda, yeniden üretim felce uğradığında ve daha önce değinilmiş olan istisnalarla, ödünç verebilir sermaye neredeyse mutlak olarak ortadan kalkarken atıl sanayi sermayesi aşırı bollaştığında, faiz yeniden en yüksek düzeyine ulaşır.”
Marx ekonomideki bu iniş ve çıkışlar temelinde, kendisini faiz oranıyla ifade eden ödünç verilebilir sermayenin hareketinin, sanayi sermayesinin hareketiyle ters yönlü olduğunu belirtir. “Sadece iki evre, yani, düşük, ama en alt düzeyin üzerinde bulunan faiz oranının bunalım sonrasındaki «iyileşme» ve artan güvenle çakıştığı evre ve özellikle de faiz oranının ortalama düzeyine, yani en alt ve en üst düzeylerinden eşit uzaklıktaki orta noktasına ulaştığı evre, ödünç verilebilir sermaye bolluğu ile sanayi sermayesinin büyük ölçekli genişlemesinin çakışmasını ifade eder. Ama sınai çevrimin başında düşük faiz oranı daralmayla ve çevrimin sonunda yüksek faiz oranı sanayi sermayesinin aşırı bolluğuyla çakışır. «İyileşme»ye eşlik eden düşük faiz oranı, ticari kredinin, henüz kendi ayakları üzerinde durabildiğinden, banka kredisine yalnızca sınırlı ölçüde gereksinim duyduğunu ifade eder.” Marx, “sınai çevrimin özelliği, ilk dürtü bir kez verildikten sonra aynı devrenin kendisini düzenli aralıklarla yeniden üretmek zorunda olmasıdır” der.
Burada Engels’in dipnotta belirttiği bir husus son derece önemlidir: “Son büyük genel bunalımdan sonra burada bir değişim gerçekleşti. Bugüne kadarki on yıllık çevrimiyle periyodik sürecin akut biçiminin yerini, görece kısa ve donuk iyileşme dönemleri ile görece uzun ve kararsız baskı dönemlerinin, daha kronik bir şekilde, daha uzun süreli olarak ve farklı sanayi ülkelerinde farklı zamanlarda birbirlerini izlemesi almış görünüyor. Ama belki de sadece çevrim süresindeki bir uzama söz konusu. Dünya ticaretinin çocukluk döneminde (1815-1847), yaklaşık beş yıllık çevrimler görülebiliyor; 1847-67’de çevrim kararlı bir şekilde on yıllık; dünya ölçeğindeki bugüne kadar duyulmamış şiddetteki yeni bir çöküşün hazırlık döneminde olabilir miyiz? Bunun bazı işaretleri var gibi. 1867 tarihli son genel bunalımdan bu yana büyük değişimler gerçekleşti. Ulaşım araçlarındaki muazzam genişleme (okyanus aşan buharlı gemiler, demiryolları, elektrikli telgraflar, Süveyş Kanalı), dünya pazarının ilk kez gerçekten kurulmasını sağladı. Geçmişte sanayiyi tekeline alan İngiltere’nin yanına bir dizi rakip sanayi ülkesi eklendi; Avrupa’nın fazla sermayesinin yatırılması için dünyanın her yanında sınırsız ölçüde daha büyük ve çeşitli alanlar açıldı ve böylece söz konusu sermaye çok daha yaygın bir şekilde dağılırken yerel aşırı spekülasyon daha kolay aşılıyor. Tüm bunlar nedeniyle eski bunalım kaynaklarının ve bunalım yaratma fırsatlarının çoğu ortadan kaldırıldı ya da ciddi şekilde zayıflatıldı. Bunların yanında, iç pazardaki rekabet karteller ve tröstler nedeniyle zayıflarken, dış pazarlardaki rekabet, İngiltere dışındaki tüm büyük sanayi ülkelerinin başvurduğu koruyucu gümrük vergileri nedeniyle sınırlanıyor. Ama bu koruyucu gümrük vergilerinin kendileri de, dünya pazarına kimin egemen olacağını belirleyecek olan nihai genel sanayi savaşının hazırlıklarından başka bir şey değil. Dolayısıyla, eski bunalımların bir tekrarına engel olan her bir öğe, gelecekteki çok daha şiddetli bir bunalımın tohumunu içinde saklıyor. F. E.”
Marx, ekonomik çevrimin farklı evrelerine işaret eder. “Durgunlaşma durumunda, üretim, önceki çevrimde ulaştığı ve artık teknik temeli bulunan düzeyin altına iner. Gönenç sırasında (orta dönemde), bu temel üzerinde gelişmeye devam eder. Aşırı üretim ve dolandırıcılık döneminde, üretici güçleri son noktaya kadar, üretim sürecinin kapitalist sınırlarının ötesine kadar zorlar. Bunalım döneminde ödeme araçları kıtlığının bulunduğu apaçıktır. Poliçelerin paraya çevrilebilirliği metaların başkalaşımının yerini almıştır ve tam da firmaların daha büyük bir kısmının sadece krediyle çalıştığı zamanlarda bu söylenen daha fazla geçerli olur.”
Kapitalizm geliştikçe yeniden üretim sürecinin tüm bağlantıları krediye dayanır. Bu nedenle, kredinin birdenbire durması ve yalnızca nakit ödemelerin kabul edilmesi durumunda, zorunlu olarak bir bunalım patlak verir ve ödeme araçları talebi şiddetli bir şekilde artar. İlk bakışta tüm bunalım kendisini sadece bir kredi bunalımı ve para bunalımı olarak gösterir. Bu durumda poliçelerin paraya çevrilebilirliği büyük bir sorun haline gelir. “Ama bu poliçelerin çoğunluğu gerçek alım ve satımları temsil eder ve sonuçta, bütün bunalımın temelinde, bunların toplumsal gereksinimi fazlasıyla aşan genişlemesi yatar.” Ne var ki bunun yanı sıra, söz konusu poliçelerin çok büyük bir bölümü de, dolandırıcılığa yönelik işlemleri, başkalarının sermayesiyle yapılan ama başarısızlığa uğrayan spekülasyonları, değer yitirmiş ya da tümüyle satılamaz duruma gelmiş meta-sermayeleri ya da artık hiçbir zaman elde edilemeyecek olan geri dönüşleri temsil eder. “Yeniden üretim sürecini zorla genişletmeye yönelik bütün bu yapay sistem, doğal olarak, bir bankanın, örneğin İngiltere Bankası’nın, kendi kâğıtlarıyla, tüm dolandırıcılara eksikliğini çektikleri sermayeleri vermesi ve değer yitirmiş olan tüm metaları eski nominal değerlerine satın alması yoluyla tedavi edilemez. Ayrıca burada her şey çarpık görünür, çünkü bu kâğıttan yapılma dünyada gerçek fiyat ve onun gerçek temeli hiçbir yerde görünmezken, sadece külçeler, madeni paralar, banknotlar, poliçeler, değerli kâğıtlar görünür. Bu çarpıklık, özellikle ülkenin tüm parasal işlerinin toplandığı Londra gibi merkezlerde görünür; tüm süreç kavranamaz hale gelir; söz konusu çarpıklık üretim merkezlerinde daha az görünür.”
Ayrıca, bunalımlar sırasında sanayi sermayesinde aşırı bolluk durumu görülür. Meta-sermaye aynı zamanda para-sermayedir, fakat kullanım değeri olarak belirli kullanım nesnelerinin belirli bir miktarıdır ve bunalım anında bunların fazlası vardır. “Ama para-sermayenin kendisi olarak, potansiyel para-sermaye olarak, durmadan genişlemelere ve daralmalara maruz kalır. Bunalımın hemen öncesinde ve bunalım sırasında, metaların fiyatlarının düşmüş olması nedeniyle potansiyel para-sermaye olma özelliğiyle meta-sermaye daralmıştır. “Bir ülkenin para-sermayesinin sıkışıklık zamanında azaldığı iddiasının anlamı buysa, bu, metaların fiyatlarının düşmüş olmasıyla aynı şeydir. Ayrıca, fiyatlardaki bu tür bir çöküş, sadece, daha önceki şişkinliklerini dengeler.”
Çevrimin aşırı üretim evresinde, aşırı üretimle el ele giden fiyat şişkinliği söz konusudur. Bu evrede, üretken olmayan sınıfların ve sabit gelirlerle yaşayanların gelirleri büyük ölçüde değişmeden kalır. Bu nedenle tüketim kapasiteleri göreli olarak azalır. Talepleri nominal olarak aynı kalsa bile, şişmiş fiyatlar karşısında gerçekte azalır.
Dünya pazarının varlığı temelinde tüm ülkeler sırayla bunalıma düşer. Bunalımla birlikte görülür ki, az sayıda istisnayla hepsi çok fazla ihracat ve ithalat yapmıştır, yani hepsinde ödemeler bilançosu açığı vardır. Genel ticaret bilançosunun fazla vermesine karşın, ödemeler bilançosu (yani hemen tasfiye edilmesi gereken vadesi dolmuş ödemelerin bilançosu) açık verdiği için, bunalım ilk olarak, en fazla kredi veren ve en az kredi alan ülkede patlak verebilir. Marx buna kendi döneminin İngiltere’sini örnek verir, ama bunalım bazen de ilk olarak İngiltere’den en fazla ticaret ve sermaye kredisi alan Amerika’da patlak vermiştir. “Bir ülkede fazla ithalat olarak görünen şey diğerinde fazla ihracat olarak görünür ve tersi de geçerlidir. Ama tüm ülkelerde fazla ithalat ve fazla ihracat (burada kötü hasattan vb. değil genel bir bunalımdan söz ediyoruz); yani kredinin ve fiyatlardaki ona eşlik eden genel şişmenin teşvik ettiği aşırı üretim gerçekleşmiştir.”
“Genel bunalım zamanlarında her ulusun, en azından ticari açıdan gelişmiş her ulusun ödemeler bilançosu açık verir; ama her zaman, yaylım ateşinde olduğu gibi, arka arkaya, ödeme sırası kendilerine geldiğinde açık verirler; ve bir kez, örneğin İngiltere’de patlak vermiş olan bunalım, bu açık vermeler dizisini çok kısa bir sürenin içine sıkıştırır. O zaman, bu ulusların tümünün eş zamanlı olarak aşırı ihracat (dolayısıyla aşırı üretim) ve aşırı ithalat (yani aşırı ticaret) yapmış olduğu, tümünde fiyatların şişirilmiş ve kredinin aşırı zorlanmış olduğu anlaşılır. Ve tümünde aynı çöküş gerçekleşir. O zaman altın çıkışı görüngüsü sırasıyla her birinde ortaya çıkar ve tam da genelliği nedeniyle, 1. altın çıkışının, bunalımın temeli değil sadece bir görüngüsü olduğunu; 2. farklı uluslarda ortaya çıkma sırasının, sadece, bu ulusların günah ve sevaplarının hesabını hangi sırayla verdiklerini, yani bunalıma ne zaman girdiklerini ve onun gizli öğelerinin kendilerinde ne zaman açığa çıktığını gösterdiğini kanıtlar.”
Marx, söylenmiş olanlardan çıkan sonucu vurgular. Şöyle ki, meta-sermaye potansiyel para-sermayeyi temsil etme özelliğini bunalımlar sırasında ve genel olarak işlerin durakladığı dönemlerde büyük ölçüde yitirir. “Para-sermayeler olarak borsada dolaşımda bulunmaları ölçüsünde hayali sermayeler, yani faiz getiren kâğıtlar için de aynısı geçerlidir. Faizdeki yükselişle birlikte bunların fiyatları düşer. Bunların sahiplerini para elde edebilmek için söz konusu kâğıtları yığınlar halinde ve düşük fiyatlarla pazara sürmek zorunda bırakan genel kredi kıtlığı da fiyatları düşürür. Son olarak, hisse senetleri söz konusu olduğunda, kısmen birer ödeme emri olarak bunların konusunu oluşturan gelirlerdeki azalma nedeniyle, kısmen de sıklıkla temsil ettikleri girişimlerin dolandırıcılığa yönelik olması nedeniyle fiyatlar yine düşer. Bunalımlar sırasında söz konusu hayali sermaye ve dolayısıyla sahiplerinin ona dayanarak piyasada borç para bulma güçleri muazzam derecede azalır.” Bu değerli kâğıtların fiyat listelerindeki parasal karşılıklarının azalması, sahiplerinin ödeme güçlüğü içinde kıvrandığını gösterir. Fakat söz konusu değerli kâğıtların temsil ettiği gerçek sermaye ise, fabrikalar, çeşitli yatırımlar, metalar vb. olarak yerli yerinde durur.
(devam edecek)
link: Elif Çağlı, Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /28, 30 Kasım 2025, https://fa.marksist.net/node/8659



