Bazen küçük bir örnek, bütün bir düzenin nasıl işlediğini çarpıcı bir şekilde gösterir. ABD’nin en zengin ailelerinden biri olan Sackler ailesinin zenginleşmesinin ardındaki hikâye de tam olarak böyle bir örnektir. Kapitalizmin işleyişinin küçük bir suretidir.
Sackler ailesi bir zamanlar bilim, eğitim ve sanat alanında yaptığı bağışlarla en saygın ve hayırsever ailelerden biri olarak anılıyordu. Bugün ise yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği uyuşturucu bağımlılığındaki rolü nedeniyle ABD’nin en nefret edilen ailelerinden biri haline geldi. Peki nasıl oldu da bu hayırsever ve saygın görülen aile böyle bir değişime uğradı? Bu sorunun cevabı, Sackler ailesinin milyarlarca dolarlık servetinin nereden geldiğinde yatıyor.
Ailenin bu büyük servetinin kaynağı Purdue Pharma isimli bir ilaç şirketi. Aile bu şirketi 1952’de satın alarak sonraki yaklaşık 40 yıl boyunca ilaç sektöründeki faaliyetlerini giderek büyüttü. Ancak onları ABD’nin en zengin ailelerinden biri haline getirecek asıl servet, 1996’da piyasaya sürdükleri OxyContin isimli ilaçla gelecekti.
OxyContin, güçlü bir ağrı kesici olarak piyasaya sürüldü. Purdue Pharma, ilacı yoğun bir reklam kampanyasıyla pazarlarken, OxyContin’in bağımlılık yapmadığı yönünde güçlü bir algı oluşturdu. Şirket, bağımlılık yaptığını gizlemek için medyayı ve doktorları da kullanarak ilacın güvenilir bir ağrı kesici olduğu algısını yerleştirdi. Bu algının toplumda karşılık bulmasında yalnızca şirketin reklamları değil, Sackler ailesinin yıllar boyunca bilim, eğitim ve sanat alanlarında yaptığı “bağışlar” da etkili oldu. Bu durum, ilacın güvenilirliği konusunda ortaya attıkları iddiaların daha kolay kabul görmesini sağladı.
Oysa OxyContin, içerdiği güçlü opioid nedeniyle bağımlılık potansiyeli taşıyordu. Ağrılarını dindirmek için ilacı kullanmaya başlayan insanlar zamanla ilaca bağımlı hale geliyor ve bu durum şirket için daha çok satış anlamına geliyordu. Bir tarafta giderek derinleşen bağımlılık, diğer tarafta ise bu bağımlılıkla birlikte büyüyen milyarlarca dolarlık bir servet vardı. Bu servet büyürken toplumun ödediği bedel de giderek ağırlaşıyordu.
Böylece ağrı kesici olarak piyasaya sürülen bir ilaçla başlayan süreç, kısa sürede yalnızca OxyContin kullanan insanların yaşadığı bir bağımlılık sorunu olmaktan çıktı. Zamanla insanların daha ucuz ve daha kolay ulaşılabilen eroin gibi opioid maddelere yönelmesine neden oldu. Kriz ilerleyen yıllarda daha da derinleşti; eroinin ardından yasadışı fentanil gibi çok daha güçlü sentetik opioidlerin yaygınlaşmasıyla birlikte aşırı doz ölümleri de büyük ölçüde arttı. Bir ağrı kesicinin satışından milyarlarca dolar kazanan aile, böylece ABD tarihinin en büyük uyuşturucu krizlerinden birinin merkezi haline geldi. Bir zamanlar saygın ve hayırsever aile olarak tanınan Sackler ailesi, yaşananların ardından “ABD’nin en büyük uyuşturucu satıcısı” olarak anılmaya başlandı.
Hepimiz sağlığın, sahip olduğumuz para, mal ve mülkten çok daha değerli olduğunu düşünürüz. Ancak Sackler ailesinin hikâyesinde olduğu gibi, kapitalist kâr düzeni altında insan sağlığının şirketlerin kâr güdüsü karşısında hiçbir önemi yoktur. Çünkü kapitalist ekonomide üretimin temel amacı, insan ihtiyaçlarını karşılamak değil, mümkün olan en yüksek kârı elde etmektir. Üretilen şeyin silah, gıda ya da ilaç olması da bu temel mantığı değiştirmiyor.
O nedenle bu çarpıcı hikâye münferit bir olay değil, kapitalizmin küçük bir suretinden ibarettir. Çünkü bu ailenin zenginliğini toplumsal yıkım pahasına büyüten şey, yalnızca “şeytani” bir ailenin planları değil, kârı insan hayatının önüne koyan kapitalist düzendir. Kapitalist düzeni ortadan kaldırmadığımız sürece, daha nice Sackler ailesi kâr ve zenginlik uğruna insanlığın yaşamını ve geleceğini tehdit etmeye devam edecektir. İnsan sağlığının, yaşamın ve doğanın kâr uğruna feda edilmediği bir gelecek ise sermayenin egemenliğine son verecek sosyalist bir dünya mücadelesiyle mümkün olacaktır.
link: Gebze’den genç bir metal işçisi , Kapitalizmin Küçük Bir Sureti: Sackler Ailesi, 6 Eylül 2026, https://fa.marksist.net/node/8828



