Kapitalist sistemin dünyanın dört bir yanında yarattığı felâketler yüzünden milyonlarca insan yerini yurdunu terk etmek zorunda kalıyor. Birleşmiş Milletler’in 2025 başlarındaki verileri, yerinden edilen insanların sayısının 122 milyonu aştığını gösteriyor. Göç edenlerin büyük bir bölümünü, yaşadıkları yerleri terk edip ülke içinde daha güvenli gördükleri bölgelere gidenler oluşturuyor. Norveç Mülteci Konseyine bağlı İç Göç İzleme Merkezi (IDMC) tarafından yayımlanan 2025 Küresel İç Yerinden Edilme Raporuna göre, dünya genelinde zorunlu iç göç yaşayan insanların sayısı 2024 sonu itibarıyla 83,4 milyonu aşmış durumda.[1] Türkiye nüfusuna denk gelen bu sayı tüm zamanların en yüksek düzeyi olarak nitelendiriliyor.
İç göçe maruz kalanların 73,5 milyonunu savaş ve şiddet nedeniyle buna mecbur olanlar oluşturuyor. Sadece 2024 yılında 20 milyon insanın bu nedenle yerinden olduğu ifade ediliyor. Söz konusu sayının yüzde 60’ını Sudanlı emekçiler oluşturuyor. 2023’ten bu yana kıyıcı bir iç savaşın pençesinde olan Sudan’da, BM’nin en büyük insani kriz olarak adlandırdığı bir dram yaşanıyor.
2019 baharında diktatör Ömer El Beşir’i deviren Sudanlı işçi ve emekçilerin iktidarı ele almalarını önlemek için blok olarak hareket eden darbeci güçler, çok geçmeden kendi aralarında çatışmaya başladılar. 2023 Nisanından bu yana Egemenlik Konseyinin en yetkili iki ismi, General Abdul Fettah el-Burhan ile Muhammed Hamdan Dagalo, emirlerindeki silahlı güçlere dayanarak kanlı bir çatışmaya girmiş durumdalar. İç savaşa dönüşen bu şiddetli çatışmadan dolayı 20 binden fazla insanın öldüğü, tıbbi yetersizlikler, açlık vb. yüzünden bu sayının 150 bine yaklaştığı belirtiliyor.[2]
İki buçuk yıldır devam eden iç savaş nedeniyle Sudan’da 14 milyona yakın insan (yani ülke nüfusunun dörtte birinden fazlası) yaşadığı yeri terk etti. Bunların 11 milyondan fazlası ülkenin daha güvenli gördükleri bölgelerine giderken, başta komşu Çad olmak üzere çeşitli Afrika ülkelerine kaçanların sayısı da 2,7 milyonu geçmiş bulunuyor.[3] Savaş nedeniyle altyapı, fabrikalar, havaalanı, elektrik ve su tesisleri, köprüler, yollar, üniversiteler, okullar, hastaneler ve konutlar ağır tahribat altında. Bu yüzden göç edenlerin kısa sürede geri dönmesi mümkün görünmüyor.
Yoğun çatışmalar ve kitlesel göçler yaşandığı halde egemenlerin gözlerden ırak tutmaya çalıştıkları ülkelerden biri de Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC). Kongolu emekçiler onyıllardır neredeyse savaşsız geçen hiçbir dönem yaşayamadılar. Bu nedenle yerinden edilmiş emekçilerin sayısı 2024 sonunda 7,3 milyon olarak raporlanmıştı. Fakat 2025 başlarında, Ruanda destekli silahlı M23 güçlerinin ülkenin doğusundaki birçok yerleşim yerini basıp ele geçirmeleri sonucunda bu sayıya sadece Goma kentinden 700 bin kişi daha eklendi. Çatışmaların doğudaki zengin koltan madeni yataklarının olduğu bölgede yoğunlaşması elbette tesadüf değil. Cep telefonlarında, tabletlerde ve birçok teknolojik cihazda kullanılan koltan rezervlerinin yüzde 80’i KDC’de bulunuyor. Emperyalist güçlerin perde arkasından el verdikleri “isyancı” güçler, onlar adına bu yatakları ele geçirmeye çalışıyorlar.
Yemen, Ukrayna, Lübnan, Suriye, Haiti ve diğer pek çok ülkeden milyonlarca insan, yürümekte olan savaşlar ve çatışmalar yüzünden yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kalıyor. İç göçün milyonları bulduğu ülkelerden biri de Myanmar. 2023 Şubatında darbeyle iktidara el koyan askeri cuntanın faşist saldırıları nedeniyle, 3,2 milyondan fazla insan yerinden edildi. Çoğunluğu, yiyecek, sağlık hizmeti ve suya sınırlı erişime sahip geçici barınaklarda ve açık alanlarda yaşıyor.[4] Bunlar arasında yüz binlerce Arakanlı Müslüman (Rohingya halkı) da var. Yerinden olanların yaşadıkları kampları bile bombalayan askeri cunta, milyonlarca insanı ölümle yüz yüze bırakıyor.
Savaş ve çatışmaların yaşandığı ülkelerin nüfusları düşünüldüğünde, göçlerin oransal olarak karşılık geldiği sayılar son derece çarpıcıdır. Bu bakımdan Gazze, nüfusun tamamının yerinden edildiği bölgelerin başında geliyor. İsrail’in soykırım politikasının bir parçası olarak uyguladığı tehcir nedeniyle, Gazze Şeridinde 2 milyon insan evini terk etmek zorunda bırakıldı. Ateşkes antlaşması sonrasında, harabeye dönmüş haldeki Gazze kentine geri dönen yüz binlerce insan, İsrail’in 15 Eylülde başlattığı kara harekâtıyla bu kez kalıcı olarak göç etmek zorunda bırakılıyor. Gazze kentini ağır bombardımana tutan İsrail’in faşist Savunma Bakanı, bunun haberini “Gazze yanıyor” diye övünçle verecek kadar insanlıktan çıkmış durumda. Yüz binlerce insanı Gazze Şeridinin güneyine sürmeye çalışan İsrail’in ana hedefi bölgeyi Filistinlilerden tümüyle arındırmak. Siyonist İsrail Batı Şeria’da da benzer bir politika izlemeye hazırlanıyor. Bunun anlamı, sadece 2 milyon Gazzelinin değil, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yaşayan 3,2 milyonluk Filistinli nüfusun da farklı ülkelere sürülmeye çalışılacak olmasıdır. Böylece bir ülke, halkıyla birlikte tarih sahnesinden silinmek istenmektedir.
Savaş bölgelerinde emekçiler son derece yakıcı biçimde açlık ve kıtlıkla yüz yüze kalıyorlar. Örneğin 110 milyon nüfuslu Demokratik Kongo Cumhuriyetinde insani yardıma ihtiyaç duyanların sayısı 25 milyonu aşıyor. Sudan’da 25 milyon insan, yani nüfusun yarısı açlıkla boğuşuyor. Salgınlar ve kıtlık nedeniyle 700 bin çocuğun, yaşamı tehdit eden beslenme yetersizliği ile karşı karşıya olduğu raporlanıyor. Gazze’de de yüz binlerce insan ciddi açlık çekiyor, bebekler, çocuklar açlıktan ölüyor.
Tüm bunlar yaşanırken, Birleşmiş Milletler tarafından mültecilere ayrılan yardım fonları sürekli kısılıyor. Yardım fonlarının 2015 düzeyine indirilmesi nedeniyle mültecilerin sadece yarısı bu yardımlardan yararlanabiliyor. Bunda söz konusu fonların önemli bir bölümünü sağlayan ABD ve Avrupa devletlerinin izlediği politika belirleyici oluyor. Bilindiği gibi Trump işbaşına gelir gelmez dış yardımları büyük oranda azaltma kararı almıştı. İzledikleri savaş politikalarıyla dünyayı kana bulayan emperyalist güçler, bunun sonuçlarını hiçbir şekilde sırtlanmak istemiyorlar. Savaş bütçelerini sürekli arttırırken emekçilere ayrılan bütçeyi her alanda kısıyorlar. Göçmenleri ise ülke içinde de dışında da yük olarak görüyorlar. İstiyorlar ki, emekçiler bu güçlerin başlarına yıktıkları ülkelerinde kalıp yok olsunlar; kapitalizmin sürüklediği sefalet karşısında sessizce ölmeyi tercih etsinler! Trump ABD’de resmen göçmen avcılığına soyunmuş durumda. Dünyaya hayaller ülkesi olarak pazarlanan ABD, bundan böyle yabancı öğrencileri bile okul biter bitmez sınır dışı edeceğini duyurdu. Başta İngiltere olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinin de benzer uygulamaları hayata geçirmeye hazırlandığı biliniyor. Ama göçmenler “öyle yağma yok” diyerek Avrupa’nın da, ABD’nin de kapılarını dövmeye devam ediyorlar.
İnsanların yerlerinden olma nedenleri arasında yüzde 90 gibi bir ağırlığı teşkil eden savaşlar, birbirinden yalıtık durumlarmış gibi görünse ya da yukarıda sıraladığımız Sudan, Kongo gibi örneklerde görüldüğü üzere “iç savaş” olarak nitelendirilse de, bunlar aslında emperyalist nüfuz mücadelelerinin ve çok daha genel ölçekte Üçüncü Dünya Savaşının doğrudan parçalarını oluşturuyorlar. Bu olgu, istisnasız her durumda emperyalist devletlerin ve tekellerin savaşan tarafların arkasında konumlanmaları, mali, askeri destek, hatta bizzat savaşçı sağlamalarında da ifadesini bulmaktadır. El Kaide/IŞİD türevi cihatçı yapıların “seyyar” lejyonlar halinde binlerce kilometre uzaklıktaki cepheler arasında mekik dokumaları da bu tabloyla uyumludur. Emperyalist güçlerin ve bölge güçlerinin şemsiyesi altında beslenip kullanılan bu unsurlar, cihatçı örgütler görünümünde Asya’dan Afrika’ya pek çok cephede boy göstermektedirler.
Örneğin Türkiye, Suriye Milli Ordusu adı altında eğitip donattığı ve komuta ettiği cihatçı militanları paralı askerler olarak sadece Suriye’de değil Libya’dan Karabağ’a uzanan geniş bir alandaki savaş cephelerinde kullanmaktadır. Irak ve Suriye’de misyonunu tamamladığı için bu bölgeden uzaklaştırılan IŞİD’in, Kuzey Afrika’nın yanı sıra Orta ve Batı Afrika ülkelerine yönelmesi de çeşitli burjuva güçlerin ona bu bölgede yeni misyonlar biçmeleriyle doğrudan bağlantılıdır. Söz konusu ülkelerin tümü, petrol, madencilik, stratejik jeopolitik konum vb. bakımından emperyalist güçler için özel önem taşıyan ve nüfuz mücadeleleri verdikleri alanlardır. Öte yandan savaş tekelleri buralarda sıkça yaşanan çatışmalardan ve savaşlardan devasa kârlar elde etmektedirler.
Üçüncü Dünya Savaşı birbiri ardına eklenen yeni cephelerle sürekli büyüyüp daha da kanlı hale gelirken, bu nedenle zorunlu göçe maruz kalanların sayısına her yıl yeni milyonlar eklenirken, tüm dünyada militarizm ve faşizm yükseliş halindeyken, emekçilerin tek bir kurtuluş yolu var: Bu kanlı düzeni yıkmak! Bunun için örgütlenen ve mücadeleye atılan milyonların önünde hiçbir güç duramaz.
link: İlkay Meriç, Zorunlu İç Göç Tüm Zamanların En Yüksek Düzeyinde, 29 Eylül 2025, https://fa.marksist.net/node/8606
Kayıkçı Kavgasından Sınıfımızın Payına Düşenler
Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /26




